Kılıçdaroğlu’nun Salı Konuşmaları Bu Ülkeyi Sallıyor

Sayın Kılıçdaroğlu. Ülkemiz bir kurtuluş savaşı verirken senin yangına körükle gider gibi açıklamalar yapman, bu milletin geleceği için sorumluluk hisseden, neler yapabilirim diyen ve uykuları kaçan milyonlarca insandan biri olarak beni de endişelendirmekte ve çok üzmektedir. Bugün grup konuşmanı izlerken artık vatandaşlık görevlerimden biri olan tarihe kayıt düşme görevini yerine getirmem gerektiğini düşünerek bu yazıyı kaleme aldım. Bir liderin böyle bir konuşma yapması beni ve benim gibi milyonları üzmüştür diye düşünüyorum. Büyük ihtimalle bu milletin bağrından çıkmış CHP ve ona gönül vermiş milyonlarca CHP’lileri de üzmüş ve sizin bu partiye liderlik etme talihsizliğini sorgulamışlardır.

                40 yıldır bu ülkenin dertleriyle dertlenen biri olarak ülkenin tekerine çomak sokma gibi algıladığım tutarsızlıklar için, hakaret etmeden biraz ağır yazmış olabilirim. Bu yüzden üzerine alacakların beni doğru anlamalarını diliyorum. Çünkü 15 Temmuz olaylarını anlamayan, bilerek anlamazlıktan gelenlere, anladığı halde saptıranları (ki bu en tehlikelisidir), şehitlerimizin, Anadolu insanının anlamasını beklemek safdilliktir; onlara acımak ise acınacak hale düşmektir. Sözüm bir parti taraftarlarına değil sorumluluk sahibi olup da sorumluluğunu yerine getirmeyenleredir.

Türkiye’nin ana muhalefetinin başındaki kişi açıklamalarıyla bu ülkeye çok zarar veriyor. Ülkemizin terör kıskacına alındığı bu dönemde bir ana muhalefet partisi liderinin(!) konuşmaları yaramızın üzerine tuz biber olarak dökülmekte, adeta akmaktadır. Bu nasıl bir anlayış, anlamak mümkün değil demek istiyorum ama kendime ve gönlü açık Anadolu halkına da hakaret etmek istemiyorum. Zira Ben ve Halkım bunu çok iyi anlıyoruz.

                Sayın Kılıçdaroğlu. İster affet ister affetme; bu millet keriz değil, senin bilerek hangi değirmene su taşıdığını çok iyi anlıyoruz. Ve bu Milletin geleceğine döktüğün “kibrit suyu” nu affetmeyeceğiz. Sen bu tür konuşmalarla, evet bu konuşmalarla terör yüzünden ölenlere, şehit olanlara acımıyor, aksine onları beceriksiz siyasetin için birer malzeme olarak kullandığın imajı uyandırıyorsun. Çok açıklı bir durum ama bize bu yönde bir görüntüyü veriyorsun.

                Siz bugünkü (3/01/2017) grup konuşmanızda aynen bu imajı bizlere verdiniz ve 2017’nin sizinle çok zor geçeceğini millete haykırdınız. Siz Türkiye’nin Suriye, Ortadoğu ve bağımsızlık politikasını bile bile saptırdınız ve FETÖ’nün yaptığı gibi Ülkeyi Dünya’ya gammazladın. Siz gizli gizli inançlar arasındaki nüansları belirginleştirmeye, acıları siyasetinize alet etmeye, etnik unsurları kışkırtmaya çalıştınız.

                Bu terör olaylarının sorumlusunu arıyor ve aleni olarak Sayın Cumhurbaşkanını işaret ederek sorumluluğu üstlenmesini istiyorsunuz. Diyelim ki sorumlusu Sayın Cumhurbaşkanıdır ve sorumluluğu da kabul etti. Terör bitecek mi yoksa daha da artacak mı? Sizi temin ederim - bal gibi biliyorsunuz-, hem terör daha da artar hem de terörün sorumlusu değil panzehiridir Sayın Cumhurbaşkanı. Eğer Cumhurbaşkanı ve bu vatansever halk o gece sokaklara çıkmasaydı, bazı zümreler gibi korkak ve bekle gör politikası izleseydi siz o milletin kürsüsünden o konuşmayı yapamayacaktınız. Biliyorsunuz değil mi? O halde neden…?

                Ülkenin bu zor günlerinde nasıl siyaset yapılacağının örneği bulunduğunuz çatı altında dosta düşmana gösterilmektedir. Yoksa siz önünüzdekini görmekten aciz misiniz? Sayın Bahçeli’nin 27 Aralık ve 15 Temmuz’dan önce hükümete acımasız eleştirilerde bulunduğunu sağır sultan bilmektedir. Bu bir siyasetti ve kurumsal bir partinin bunu yapması normaldi. Her ne kadar birilerinin hoşuna gitmese de. Ancak, iş milli mesele, ülke bağımsızlığı ve düşmanların acımasız saldırıları olunca siyasetini reorganize ederek tamamen ülke menfaati doğrultusunda olması gerektiğini göstermiştir. Allah ondan razı olsun. Ayrıca hiçbir dilde olmayan “kan kusarız, kızılcık şerbeti içeriz” deyimi işte budur ve bugünler içindir.

                Siz, ne zaman Bahçeli’yi anlayacaksınız? Yoksa sizin lanet olası siyasi beklentilerinize alet olmadı diye onu aforoz mu ediyorsunuz? Biraz empati yapmanızı salık veririm.

                Son zamanlarda benim değerlerimle beni dövmeye kalkıyorsunuz. Yaşamadığınızı düşündüğüm değerlerle beni dövemezsin arkadaş. Bu benim kanıma dokunuyor. Peygamberimizin hayatından, Kur-an’dan, ahlaktan, Mevlana’dan… sözler alıp onlarla beni dövemezsin. Ben buna çok kırılırım.

Hz Peygamber yoksuldan, fakirden, yetimden, zulüm altında olanlardan bahseder ve cenneti dileyenlerin öncelikle bunlara hamilik yapmasını isterdi. O Kur-an’dan bahsettiğine göre yüce yaratıcı da bunları istemektedir. Kardeşim üç milyonu ölümden, açlıktan, susuzluktan vs kurtarmaya çalışıyoruz, siz ise “bunları niye kurtarıyorsunuz” diyorsunuz. Bu ne korkunç bir anlayış ve bakış açısı. Buna da kargaların bile güleceği bir kılıf buluyorsunuz. “Ne işiniz vardı Suriye’de?” diyorsunuz. “O kadar insanı niye içeri aldınız?” diyorsunuz.

                O insanları Anadolu’nun misafirperverleri misafir etti. Ayrıca denizyıldızı olayını da bilirsiniz. Bu âlicenap millet her gün kaç mazlumu kurtarırız diye kırk takla attığını, servetini bölüştüğünü, biliyor musunuz?

                Siz emperyalistlere “Bin kilometre, iki bin kilometre, on bin kilometre uzaktan gelip sınırımızda ne halt karıştırıyorsunuz.”, dediniz mi? De kendi hükümetinize “Komşudaki ateşle neden ilgileniyorsunuz.” diyorsunuz? Ayrıca İsrail zulümlerine ses çıkardığınızı da hiç duymadım. Üstelik Mavi Marmara için hükümeti yerden yere vurduğunuzu da çok iyi biliyorum. Sizin, o emperyalistlerin kafasında “Yurtta sulh, cihanda sulh…” düşüncesi olmadığını bilmiyor musunuz? O insanlık düşmanı katiller, daha Suriye’deki işlerini bitirmeden bize dalmak istediklerini (lafımı mazur görün) bilmeyecek kadar dünyadan bi haber olamazsınız?

                Evet, bu zor günlerde işaret parmağıyla suçlu göstermeye çalışmak hiç de hoş olmayan bir durumdur. Ancak psikolojide işaret parmağıyla suçlu göstermek çok yanlış bir davranış olduğunu, gösterenin 1-0 mağlup olduğunu bilmeniz gerekirdi. Sayın Kılıçdaroğlu, siz bilmezlikten gelseniz bile Anadolu halkı, o engin ferasetiyle çok iyi bilir ve anlar; kimi işaret ettiğini.

                Türkiye’nin 40 yıllık siyasi yaşamına vakıfım. Sizin de SSK genel müdürlüğünüzden beri siyasetteki durumunuzu hasbelkader izlemiş biriyim. Kendi tecrübelerim doğrultusunda Milli bir siyaset yürütmediğinizi düşünüyorum. Çünkü zor günlerdeki tavrınız bir sorumluluk üslendiğiniz imajını vermemektedir. Ne Sayın Cumhurbaşkanıyla, ne Bahçeli’yle ne de Başbakan’la bir ortak dil geliştiremediğinizi görmekteyiz. Bu dili geliştirmek hem kolay hem de ülke menfaati için tarihi bir sorumluluktur. Milletin, lafına baktığı siyasi lider olarak bu sizin sorumluluğunuzdur. Aksi halde tarih bunu yazacaktır.

                Son olarak bu aziz millet davasına sahip çıkacak ve ülkesini her türlü işgalden kurtaracaktır. Bu davaya hizmet etmeyenlerden sadece “gölge etmemelerini” istemektedir.

İsmet YALÇINKAYA

 

3 ocak 2017