ŞİMDİ OKULLU OLDUK

Mustafa UÇURUM

 

            Eylül demek bir anlamda telaş demektir. Hayatın başlaması biraz da okulların başlaması ile bağlantılıdır. İş hayatı her ne kadar sürekli bir hareketlilik yaşayıp yaz aylarında yavaşlasa da hayatın renklenmesinin, sokakların bir telaşa kapılmasının ilk şartı okulların açılmasına bağlı gibi görünüyor. Sokaklar, caddeler, okul bahçeleri özlediği çocuk cıvıltılarına uzun bir aradan sonra kavuşuyor ve koşuşturma kaldığı yerden devam ediyor.

            Evinde okula yeni başlayacak çocukları olanlar için okulların açılması ayrı bir anlama bürünüyor. Sanki kendileri okula başlayacakmış gibi heyecanlı velileri görünce onların neden bu kadar heyecanlı olduklarını anlamak mümkündür. 6-7 yaşına kadar evde, gözünün önünde rüzgârdan bile sakındıkları evlatlarını zamanı gelince okula teslim etmek öyle pek yaşanacak olaylardan değildir.

Kişinin hayatında unutulmaz günler vardır. Çocuğunun okula başladığı gün de bir kişi için unutulmaz günlerdendir. Çocuklar bunun pek farkında olmasalar da, yıllar sonra bu heyecan dolu günü unutsalar da aileleri için bugün unutulmazdır.

Anasınıfları ve birinci sınıflar bir hafta önce okula başlayarak, okul büyük bir gürültüye teslim olmadan okula ve çevresine uyum sağlamak için erken okullu oluyorlar. Bunun elbette faydalı yönleri vardır. (Tabii ki bu heyecanı yaşayamayan doğudaki birçok ildeki çocukların hiçbir günahı yokken okullarından uzak tutulmaları da ancak zorba davranışın bir ürünü olabilir. Önce anne ve babaları referandum sandığından tehditlerle uzak tutanlar şimdi de aynı tehdidi çocuklarının üzerinde uygulayarak Kürtçe eğitimi bahane ederek çocukları okula göndermediler.) Okul tenha iken okulu tanımak, uyum sağlamak önemli bir çalışma olarak görülebilir. Belki bir sıkıntılı durum olarak; okulun bir haftalık tenha halini gören çocukların okul açıldığındaki kalabalıktan ürküp; “Ne oldu bu okula böyle, ne güzel eğlenip duruyorduk.” durumunu yaşamaları gösterilebilir.

Aslında asıl problem, anasınıfı öğrencileri ile 8. sınıf öğrencilerinin aynı anda okulda bulunmalarıdır. Çünkü daha anasınıfına giden bir çocuğun 8. sınıftaki öğrencilerin bozuk davranışlarından etkilenmeleri, onların ileriki sınıflarda aynı davranışları sergilemeleri olarak yansıyan davranışlara dönüşmekte. Zaten ilköğretimde asıl film, 8 yıllık eğitimle kopmaya başlamıştı. Aralarında büyük yaş farkı bulunan çocukların aynı anda okulda olmaları etkilenmeyi de hızlandırdı. Bunun önüne geçmek o kadar zor değil aslında. 1. sınıftan 4. sınıfa kadar olanları 5. sınıftan 8. sınıfa kadar olanlardan sabahçı öğlenci olarak ayırmak birçok sorunu da çözecektir.

8. sınıftaki öğrencinin arkadaşlarıyla olan ilişkilerinden tutun da çevreye karşı tutumuna kadar her şey küçük çocuklar üzerinde etkili olmakta. Büyük çocukları kendilerine örnek olan küçük çocuklar zaman ilerledikçe davranış olarak değer kaybına uğramakta, bu da ilerleyen zamanlarda derslerindeki başarılarına da etki yapmakta. İlköğretimdeki başarısızlıkların, kaybolan değer yargılarının sebeplerini bu noktada aramak isabetli olacaktır. Anasınıfına geldiğinde bir nur tanesi gibi olanlar çocukların sınıflar ilerledikçe nasıl olup da farklı kişiliklere bürünmelerinin cevabı da buradadır.

Ben yıllar önce kızımın okula başladığı gün yaşadığım heyecanı bu yıl tekrar yaşamak için bir girişimde bulundum ama oğlum kayıt için bir numara küçük geldi. Artık sevinç ve heyecanımız seneye kaldı. Bu heyecanı yaşayan tüm ailelere hayırlı bir eğitim-öğretim yaşamı diliyorum. Güzel başlayan her şeyin bir ömür aynı güzellikte sürmesi dileklerimle…