ARABA SEVDASI

Adamcağız, kâh büyüklerinin desteği, kâh ufak tefek birikimi, kâh banka kredisiyle hâsılı kırmış sarmış bir otomobil almış. Hazır yılbaşı da geldiğine göre hem hısım akrabayı davet edeyim, hem de otomobili ve yılbaşını kutlayayım demiş. Bir taşla iki kuş yani.

                Yemişler içmişler, bu arada bir miktar da alkol almışlar tabii. Zaman gelmiş herkes evinin yolunu tutarken bizimkinin âlicenaplığı tutmuş. Yüz, bilemedin beş yüz metre ilerde oturan anne ve babasının yürümesine gönlü razı olmamış. Sizi ille arabayla bırakacağım diye diretmiş. “Yok oğlum, iki adımlık yere araba da neyin nesiymiş? Hem otura otura bacaklarımız uyuştu. Yürüyelim de ayaklarımız açılsın. Yedik içtik. Kesene bereket. Bırak biz gidelim.”

                “Olmaz, gelmek iradeyle gitmek müsaadeyle. Ben sizi bu ayazda yayan yapıldak yürütemem. Hem niye aldık bu mereti, anamızı babamızı bindirmedikten sonra! Ben anlamam hadi doluşun bakayım arabaya!” deyip geçmiş direksiyona. Kasetten bir de türkü açmış mı sana? Bu gazla bırakın evi, Ankara’ya, İstanbul’a bile gidebilirmiş. Daha sürüş hevesini alamadan ulaşıvermişler menzile.

Yolcuları indirip dönüşe geçince “şimdi yanımda hanım olaydı diye düşünmüş. Şöyle çevre yoluna doğru açılır, hem de arabamızın kaç bastığını denerdik. Arkadaş bu hayallerde iken o da ne? İlerde kırmızı mavi yanan ışıklarını parlatarak ekip arabası beklemiyor mu?

                “Ehliyet ruhsat!” bir bakmış ne ehliyet ne ruhsat. Hatta ayakkabısı, ceketi, kabanı bile yok. Pijama ve terlikleriyle bindiğini hatırlamış arabaya. Alkol metreyi üfletmişler. Gereğinden çok alkollü. Doğru karakola çekmişler. Sürücü belgesi de yok. “Ehliyetsiz ve alkollü araç kullanmanın cezası sekiz yüz liradır. O da Şimdi ödersen, sonraya bırakırsan cezan artar” demişler.

                Zaman geçmiş, evdekiler bir beklemiş, iki beklemiş gelen giden yok. Telaşlanmış, baba evini arayınca. “Bizi bırakıp gitti.” Yanıtını almışlar. Bu kez hanım çoluk çocuk, dökülmüşler sokaklara babalarını arıyorlar. Bakmadıkları kıyı köşe kalmamış. Böyle durumlarda adamın aklına iyi bir şey gelmez ki. “Kaza mı yaptı? Yoksa kaçırıp öldürdüler mi? Hiç birinin aklına karakol gelmemiş. Birisinin uyarısıyla mahalle karakoluna uğramışlar ki babaları karakolda bekliyor, melül mahzun.

                -Suçu?

                -Ehliyetsiz ve alkollü araç kullanmak, cezası sekiz yüz lira para gelirse arkadaşı göndeririz.

                Hemen bulup buluşturup istenilen sekiz yüz lirayı getirip kaptanı teslim almışlar. Teslim almışlar almasına ya hane halkının kafasına bazı sorular takılmış:

                “Kaptanımız sevindirik delisi oldu. Bir pijama bir çift terlikle yalın ayak başıkabak fırladı sokağa. Ne cebinde telefonu, ne de simit alacak parası yoktu. Geride bıraktığı eşi ve çocukları dört gözle dönmesini bekliyorlardı. Hadi o, şok geçiriyor, evdekilerin dokuz doğurduğunu düşünemiyor. Sivil ya da resmî, yanında hiç mi hayırlı biri yoktu ki, “Kardeşim, geride bıraktıkların merak ederler. Numaranı ver de arayalım konuş.” Diyecek…

                Ne ise bunları sonra düşünürüz. Babamızı sağ salim bulduk ya ona da şükür, beterin beteri vardır. Ya Allah saklasın birine çarpıp öldürseydi, ya da ölümlü bir kazaya karışsaydı. Mademki yaşıyoruz her şey bizim için. Yine de tedbir senden takdir haktan derler.

 

                Kaptan yine ucuz kurtulmuş sayılır. Onun öyküsü bazılarına ders olur mu acaba...