TOKAT’TAN BAŞÇİFTLİK’E…

Başçiftlik kaymakamı Mehmet Özcan Tokat'ta ki basın mensuplarını Başçiftlik’te bulunan kayak merkezine davet etmiş. Tokat gazetesi müdürü Fatih Kılıç arkadaşım beni de bu gezide aralarında görmek istedi. Ben de kaymasam da kayak merkezini görmek, basında ki arkadaşlarla bir arada olmak benim için onur vereceğinden severek kabul ettim.

                Günlerden 07.01.2017 Cumartesi. Sabah saat dokuzda hükümet konağının köşesindeki Atatürk heykelinin önüne toplanmış olan arkadaşlar neşe, muhabbetle şakalaşıp konuşuyorlardı. Kısa bir süre sonra minibüs geldi beğenen beğendiği yere oturdu. Taşıt hareket ettiğinde şakalar, gülücükler hala devam ediyordu. Hava güneşli, sanki Ocakta baharın son günlerinden kalma bir hava var. Aklımdan bu havada kar var mı, kayak olur mu? diye geçirdim. Niksar karşıdan bakıldığında dağın eteğine serilmiş harika görünüyordu. Başına taç yapmışçasına Çam içi yaylasını almıştı. Niksar’ı geçip Başçiftlik yoluna yönelince daha önce yolların darlığı ve bozukluğundan şikâyet ederken, şimdi daha dar, kıvrım kıvrım bükülen rampa yolları görünce bir önce ki yolları arar olduk. Birazcık dikkat ve yavaş gidildiğinde çevrenin manzarasını, doğanın harika görüntüsünü seyrederken, aklımızdan hayallerde geçmiyor değildi. O dağların güzelliği, ormanlar, çıplak tepeleri seyretmek ayrı bir güzellikti. Başçiftlik’e yaklaştıkça karları da yavaş, yavaş görmeye başladık. Heybetli dağların yamaçlarındaki taşları görünce aklıma bu yörenin türküsünü de aklıma gelmiyor değildi. "Kel tepeni taşlarını koyun mu sandın. Sevip sevip ayrılmayı hüner mi sandın…" Gökyüzü olduğundan daha da mavi görünüyordu. Bulut yoktu. Havada güneşin ışıltısından parlayan uçakları görüyordum. Maviliğin arkasında bıraktığı beyaz dumanları görmek içime bir rahatlık ve mutluluk veriyordu. Biz insanlar kimileri gökyüzünde, kimileri yeryüzünde yolculuk ediyor diye de düşünmekten kendimi alamadım. "Kâh çıkarım gökyüzüne seyrederim âlemi, kâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni" türküsünü içimden mırıldandım. Hiç saymadıysam 15'ten fazla uçak saydım havada. Yol kenarlarında, dere yataklarında ceviz, çınar ağaçları ne kadar da çoktu. İlçeye girmeden önce her iki sıraya dikilmiş çam ağaçları bizleri selamlamaya başladı. İlçede kimseler yoktu. Hava soğuk sokaklarda kar hüküm sürüyordu. Minibüsümüz daracık yolların kıvrımına uygun vaziyet alarak evleri geride bırakarak, yüksek tepeye doğru tırmanmaya başladı. Tehlike ikiye katlandı. Yollar dar birde karla kaplıydı. Bir kaç çetin keskin dönemeçte savrulur gibi olduk ama şoförümüz atlatmayı başardı. Kayak evine geldiğimizde on dokuz yirmi irili ufaklı araçlarla dolu olduğunu gördük. Her taraf cıvıl cıvıldı. Kayanlar, gezenler, öğrenciler, velilerle dolup taşıyordu ortalık.

                Kaymakam beyle birlikte ilçe milli eğitim müdürü bizleri karşıladı. Sıcacık bir çay sohbetinden sonra, belirli bir süre sonra tarçınlı salebi içince soğuk aklımızdan uçup gitti. Genç arkadaşların gözü kaymaktaydı. Küçük motora benzeyen kaydıraklardan birer tane alıp yukarı rüzgâra doğru tırmanmaya başladık. Kendimizi aşağıya doğru bıraktık. Kurallı kayanlar da vardı kayakla yan devrilenlerde. Bazıları direksiyona hâkim olamayıp başka yöne kayanlarda vardı. Rüzgâr amansız esiyordu. Havada güneş vardı. Ama karın üstünde, karın tozuyla rüzgârın harika dansını seyretmek güzeldi. Bazen su dalgası oluyor, bazen kısa hortum gibi kendi ekseni etrafında dönüyordu. Kar tozları kendine sığınacak bir derecik, çalı veya ağaç arkası arıyordu. Çocuklar saklambaç oyunu gibi oynaşıyorlardı. Saatlerce karın üzerini seyretseniz usanmaz, sıkılmazsınız. Peki ya o karın üzerinde kayan gençlerin görüntüsüne ne demeli. Kayak öğretmeninin yeni öğrenenlere kural kaide ve düzeneklerini görsel ve sözlü olarak anlatmasının heyecanını bizler sıcacık pencerenin arkasından hissediyorduk. Çelik ve plastiğin birleşmesinden oluşan kayak aletlerinin özel ayakkabıları üzerindeki gençlerin ellerindeki çubuklarla kaymaları dehşet vericiydi. Belki saatteki hızı otuz, kırk kilometreyi buluyordu. Aşağı inenlerin sevinç ve mutluluk gülücüklerini yüzlerinde görebiliyorduk. Salonda kimler yoktu ki. Başçiftlik kaymakamı Mehmet Özcan beyin misafiri olarak birçok kişi gelmişti. İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Bilgin. Erik belen muhtarı Salih Gül. Tokat Spor İl Müdürü Cemil Cağlar. Tokat İl Müftüsü Ahmet erdem. Tokat İl Genel Sekreteri Recep Gökçe ve daha ismini sayamadığım birçok misafir ve konuklar buradaydılar. Kaymakam beyin anlattığına göre bu tesisler geçen yıl açılmıştı. İlerleyen zaman diliminde bu tesislerin daha da büyüyüp geliştirileceğini söyledi. İlçedeki öğrencilerin velilerinden izin alınarak beden eğitimi dersinin burada yapıldığını söyledi. Öğrenciler minibüslerle taşındığını anlattı. Gelişmekte olan ilçemize bu tesislerin hayırlı olmasını diliyorum. Tokat ve bölgesinde, Amasya'da, Ordu'da, Giresun'da böyle güzel kayak merkezi var mı? Diye düşünmekteyim. Kar ve kış sporunu sevenlerin mutlaka Başçiftlik’e gelmeleri enerjilerini kar, soğuk ve rüzgârla buluşturmaları gerekmektedir. Spor yaşamımızı zinde tutar. Yaşam sevincini artırır. Hastalıklara karşı direncimizi artırdığını biliyoruz. Öyleyse sporun her dalını severek yapmalıyız. Yazın olduğu gibi, kışın da Başçiftlik ilçemize misafirlerinizle sizleri beklemektedirler.      

Süleyman Erken

09–01–2017

 

Tokat –Bedestenli oğlu