BATI HASTA ADAM

Etma Kulum Bulma Zulum, Şişer Garnun Olur Tulum.

"Tarih"i  "tekerrür"  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

(Mehmet Akif Ersoy)

                Bu günlerde batı zor durumda. Tehlike canlarının sesi dünyanın taaa öbür ucundan duyuluyor.

                Hatırlanacağı gibi bir zamanlar Avrupa, Osmanlı’yı hasta adam olarak ilan ederek; malını, mülkünü talan etmiş, namusuna saldırmıştı. Koskoca imparatorluk, dünya nizamı, o güzelim kültür ve medeniyet Batı tarafından talan edilmişti. Bugün Suriye’de, Irak’ta v.b. yaptıkları gibi. Osmanlı talan edilip, kolu kanadı kırıldıktan sonra dünyada huzur ve adalet bir nostalji olarak tarihin tozlu raflarına kaldırılmış oldu.

                Batılılar Osmanlı’nın gücünü kırdıktan sonra “değneksiz köyü” bulmuş gibi her türlü vahşeti kullanarak, milletleri birbirine düşürüp parçalayarak dünyanın bütün zenginliklerini sömürdüler. Afrikalılara incili götürdüler inci’yi çaldılar. Mezhep farklıklarını körüklediler petrolü kaçırdılar. Terör örgütlerini kendi elleriyle kurarak hem silah sattılar hem de kurtarıcı postuna bürünerek ülkelerin zenginliklerini kaçırdılar. Son iki yüzyıldır fütursuzca yürüttükleri bu talanla kendileri refah içinde yüzdüler, milli gelirlerini 20-25 bin doların üzerine çıkardılar, sömürdükleri ülke insanının sefalet içinde yaşamasına neden oldular.

                Ancak her çıkışın bir inişi, her inişin de bir çıkışı olacağını inatla görmezden geldiler. Dolayısıyla Devlet-i Aliyye'ye "Hasta Adam" yaftası vurarak o günden bugüne ölmesini bekleyen Batı, hastalık sandığı emarelerin hakikatiyle yüzleşeceği güne doğru adım adım yaklaşıyor. Devlet-i Aliyye'yenin 1923’te yıkılıp yok olacağını sananlar aldandıklarını son dönemde anlamaya başladılar ama ne yazık ki çığ oluşmaya başladıktan sonra ya kaçıp kurtulursunuz ya da altında kalıp boğulur gidersiniz. Batı hangisini yaşayacak acaba?

                Evet, Osmanlı her ne kadar hasta adam gibi gözükse de aslında Osmanlı son yüzyıldır bir kabuk değişimine uğramaktaydı. Osmanlı’nın derisi yüzülmedi ki ölsün. O, yorulan, eskiyen kabuğunu değiştirdi. O yüzden Osmanlı ölmedi. Deri değiştirmek sancılı oldu, bir süre düşman tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ama bu arada yeni ve daha güçlü bir beden ortaya çıkarmaya başladı. İki üç asır uyutulmaya çalışılan bu devin torunları artık kendisine biçilen gömleği, zehirlenmiş, işe yaramaz deriyi sırtından atıp, asli görevine yeniden yelken açtı. Hasta adam(!) iyileşiyor, dondurulmuş hafızasını çözüyor ve genetik kodlarına yeniden bürünüyor. Daha fazla gecikemezdi, çünkü mazlum milletlerin daha fazla dayanacak gücü kalmamıştı. Asırlardır İslam’ın bayraktarlığını yapmış, mazlum milletlerin hamisi olmuş, dünya’ya adaleti yaymış bir milletin yok oluşuna ilahi adalet müsaade etmezdi. Bu millet insanlığa karşı görevini henüz tamamlamamış, insanlığa vereceği ders henüz bitmemiş, öğretmenlikten emekli olması mümkün değildir. Zira “Devlet-i Aliyye-i Ebed Müddet” denmiş bu milletin kurduğu imparatorluğa. Ebediyyen varolacaktı bu millet dünya sahnesinde.

                Batı’nın kalbinde kökleşen korku ve eziklik batı toplumu nezdinde bir süre unutulmuş, kendilerini rahatlatmıştı. Artık son zamanlarda bu korku ve eziklik paranoyası yeniden nüksetmekte, bu paranoyayla yetiştirdikleri itler eliyle son kurşunlarını sıkmakta acele etmektedirler. Dünyanın bütün teröristlerini üzerimize salmakta hiçbir beis görmemekteler. Ancak bu pervasızlıkları uyuyan devi daha hızlı uyandıracak ve kendi sonlarını daha da hızlandıracaktır.

                Bütün bu ekonomik, sosyal ve terörist saldırılarının nedeni; kendi hastalıklarını gizleme, ölümlerini geciktirmek içindir. Evet, Batı hasta adamdır ve ne yazık ki bunun farkında değildir. Farkında olmadığı için teşhisini koyamamakta, tedavisini gerçekleştirememektedir. Marsa da gitseler, akşam karanlığında Güneş’e de gitseler(!) bu hastalıktan kurtulamayacaklardır.

                Batı neden hasta adam?

                Batı insanı tükettiğiyle mutlu olan ve maddi zenginliği ile adamlığı eşdeğer gören bir toplumdur. Batı, bu güne kadar maddi ve manevi tüm değerleri tüketmiş, sabık inanç ve ilişkilerle gününü gün etmiş, maddi ilimleri çalmış ve insanlık aleyhine, tabiatı yok etmeye kullanmış bir toplumdur. Dünya insanına zulümden, kandan, gözyaşından başka hiçbir şey vermeyen, insanlığı demokrasi ve insan hakları yalanlarıyla avutan bir medeniyet(!) olmuş.

                Batı; maddi refahı dip yapmış, milli geliri azalmış ve tekelinde tuttuğu sanayi elinden kaymış bir duruma gelmiştir. Batı insanının manevi tarafı olmadığı için maddi refahı bittiğinde sudan çıkmış balığa dönecektir. Hırsız bir batıya, insanlığa zulümden başka bir şeyi reva görmeyen bir batıya dünyanın merhamet göstermesi söz konusu olmayacaktır. İnsani değerleri olmayan bu güruhun manevi değerler etrafında toplanması, sabırla bu zorlukları aşması da mümkün değildir. Dolayısıyla bu kanserli hücreleri hiçbir kemoterapinin iyileştirmesi de beklenemez.

                Kendilerinin canlı canlı gömdükleri mazlum ve masumların torunlarına düşen, bu hasta adamın ölüsünü kireçleyerek gömmek olacaktır. Zira bulaşıcı hastalık taşıyanlar suyu da kendileri gibi kirletmesinler…

                Bu arada bizim de yerli hastalarımızı da unutmamak gerekir. Yedi düvele karşı savaş içindeyiz. Osmanlıda olduğu gibi; içimizdeki satılmışları dahil ettiğimizde sekiz ve bir de mallar kattığımızda dokuz düvele karşı savaşmış oluyoruz. Ya bu gidişi okuyamıyorlar ya da ihanet içindeler.. Bunların da tedaviye ihtiyacı var ama hala kış uykusundalar... Son yıllarda hastanelerimizin her türlü tedaviyi gerçekleştirdiğini, inanarak geldiklerinde hastalıktan kurtulacaklarını onlara anlatmak lazım. Bu araba ihanetin tedavisi maalesef henüz bulunamadı.

ismet YALÇINKAYA

 

11/01/2017