İLLE DOSTLUK İLLE VEFAKÂRLIK

Şu fani dünyada dostça yaşayıp dostça ayrılmaktan güzel ne olabilir?  Hiçbir şey!... Fakat bin bir türlü nefsanî arzuların peşinde koşan insanların zaman zaman vefakârlıktan çıkıp dostlarına cefa yapan vahşi varlıklara dönüşmesi, gerçekten insanı hüzne gark ediyor.

                Hepinizin bildiği gibi, dünya çölünde çadır kuran insanlar hem cismani hem de ruhanî vasıflarla donatılmıştır. Yüce Allah (cc) bizleri ne bitki, ne de hayvan gibi hayata başıboş bırakmamış, akıl nimetiyle bizi şereflendirmiştir. Yine peygamberler göndererek, kitaplar indirerek ebedi arzusunu duyurmuştur. O’nun bu uhrevi çağrısını duymak istemeyen kulak tıkayanlar; insani vasıflarını yitirmişler, dalaletin ve sapkınlığın bataklığına düşerek; zulmün, şeytanlığın öncüleri olarak yeryüzündeki bütün varlıklara özellikle de insanlara zulmetmekten, kan dökmekten geri kalmamışlardır. Hâlâ da kalmamaktadırlar.  Kıyamete kadar da bu şeytani vasıflarını sürdürmekten geri kalmayacaklardır.

                Bizim sözümüz, elbette ki bu zalimlere değildir.

                Bizim sözümüz ağyar ile değildir. Bizim sözümüz ille de yar iledir. Dost kisvesine bürünmüş düşmanlara, ya da kuzu postuna girmiş kurtlaradır. Ne anlatmak istediğimi, elbette hepiniz çok iyi biliyorsunuz. Çevremizde bize dost görünüp de kuyumuzu kazıyan, yüzümüze gülüp arkamızdan atıp tutan, ömründe bir kez doğru iş yapmamış, fakat yapanları kıskanan, başkasının yaptıklarını kendine mal eden, dostları sayesinde geldiği konumu unutan zavallılaradır. 

                Dini literatürde bunlara “Münafık”  denir. Halk içinde en basit tabirle bu tipteki insanlara  “ikiyüzlü” denir. Vefasız, samimiyetsiz, cibilliyetsiz vb,. Gibi pek çok isimlerin muhatabıdırlar. 

                Hâlbuki bu vasıftaki insanların da akılları var.  Kendilerine ait bir gönül dünyaları vardır. Şöyle bir etraflarına baksalar; ay parçası güzellerin, güzelliği kalmıyor, dağ gibi insanları bir küçük hastalık yerle bir ediyor, nice zenginleri bile ecel atı geldiğinde hasıraltı ediyor… Hiçbir saltanat baki değil… Her şey fani… Baki olan sadece ve sadece Allah…

                Her şey ölümlüdür… Her şey çürümeye mahkûmdur.  Anasını, babasını, komşusunu, dün oturup yemek yediği arkadaşı bu gün nerede? Her biri şimdi kapkara bir yerde… Bir kez olsun gidip o dipsiz kuyunun içinde; gülüp oynadığı, alçak dağları biz yarattık, diyerek caka sattığı dostunun halini bir görse acaba ne kalmıştır?

                İnanın hiç bir şey…

                Etleri çürümüş, gülen yüzünün iskeleti çıkmıştır. Omzuna koyduğu elinin kemikleri dökülmüştür. Belki de zulüm kırbacını hayatında elinden bırakmadığı için boğazına koca kara bir yılan dolanmıştır…  Bir zamanlar bir ölü sökücüsüyle görüşmüştüm: ”Hocam biz bu kabirlerde, ne yılanlara, ne çıyanlara, ne iğrenç varlıklara rastladık!” dediğinde tüylerim diken diken olmuştu.

                Yani dostlar, diyeceğim şu ki: zulmün, ikiyüzlülüğün, kıskançlığın, hasedin, dost bağına sataşmanın, eski dostları bağrından itip kakmanın, onlar yaşamıyormuş gibi davranmanın kimseye faydası yoktur.  Hele ülkemizin bunca sıkıntı dolu günlerinde mayasız, hayâsız, arsız, vurdumduymaz,  göz görmez gönül bilmez, davranmanın hiç mi, hem de hiç yeri yoktur.

                İlle de dostluk, ille de vefakârlık…  

                Dostluk ve vefakârlık: Hem aklın, hem de insanlık değerlerinin bir nimetidir.   

                Cumanız mübarek, bahtınız aydınlık olsun….

 

Mehmet Emin ULU