TOKAT VALİLERİ -VI– MUSTAFA RECAİ GÜRELİ(2)

MEMLEKET HASTANESİNİN AÇILMASI (1935)

                1935 yılında elli yataklı “Memleket Hastanesi" olarak yapılmış, 1946 yılına kadar özel idareden verilen tahsisatla çalışmıştır. Tokat’ta kalorifer ve asansör ilk defa bu binada kullanılmıştır.  

Ayrıca Hükümet konağı ile hastane arasına 3842 TL harcanarak 105 m’lik bulvar yol da yapılmıştır. Bulvarın sonunda, daha yüksekte olan hastaneye gösterişli bir merdiven sistemiyle çıkılmaktadır.

1935’de elektrik santrali kurulmadan önce Sulusokak Kazancılar Mescidi altında şimdi yıkılmış olan bir handa, belediyenin meşe kömürüyle elektrik üreten bir tesisi vardı.

RECAİ GÜRELİ’NİN TOKAT’TAN AYRILIŞI

                Bu yapılan işlerden Tokatlıların çok mutlu olduğunu düşünüyorsunuzdur herhalde. O günlerde Halis Turgut Cinlioğlu’nun yayınladığı bir dergide, yapılanlar karşısında halkın ne dediği şöyle anlatılıyor:

“Şimdi bunların sırası mı, şunun ne güzelliği var? Her tarafı yıkmaktan ne çıkar, bu işlere para mı yetişir?”

                Bu durum karşısında Halis Bey üzüntüsünü şu sözlerle dile getiriyor. “Gözümü açtığım günden beri Tokat’ta büyüdüm. Asırların bin bir hadisesine sinesinde yer veren bu güzel yurtta, ilmi ve mantıki görüşlerin hâkim olduğunu hiçbir zaman görmedim.”

                1936 yılında Vali Recai Güreli’nin tayini Muğla valiliğine çıktı. Rahmetli Fahri Lâtifoğlu Tokatlıların ısrarlı şikâyetleri üzerine bu tayinin yapıldığını söylerdi.

Tacettin Günaydın’da şu bilgileri bana aktarmıştı:

Babam, Vali Recai Güreli’yi vali konağına giderek traş ederdi. Vali Bey tayini çıktıktan sonra, Tokat’tan ayrılmadan önce son defa traş olurken:

                “Mustafa Usta, GOP İlkokulu’nun temelini attık ama tamamlayamadım. Bulvara da başlayamadım.” diye yaptıklarından değil yapamadıklarından konuşuyor. Bunun üzerine babam soruyor:

“Bulvar ne demek?”

“Taşköprü ile Atatürk Heykeli arasında çok geniş bir yol yapacaktık. Ortadan ikiye bölünecek, gidiş geliş ayrı yoldan olacaktı. Köprüden bakınca Atatürk heykeli görülecekti” diye konuşmuş.

                1946 yılında CHP listesinden Tokat Milletvekili oldu ve 1950’ye kadar görev yaptı. 1949’daki büyük selden sonra Tokat’a gelen İsmet Paşa’nın yanında Tokat Milletvekili olarak Recai Güreli’yi görüyoruz.

                DP iktidarı, CHP’nin milletvekilliğini bile yapmış Recai Güreli’ye valilikteki başarılı geçmişi sebebiyle olmalı, yeniden bürokraside görev vermiştir.”

***

VE

Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Selahattin SAPMAZ 'ın “Atatürk’ün Muğla Valisi M. Recai GÜRELİ" eserinden bir aktarma:

VALİ RECAİ GÜRELİ ‘NİN TOKAT’TA SON GÜNLERİ

                “Vali her gün olduğu gibi sabah ezanından önce yola koyulup Zile’deki yol çalışması yapılan yerde çalıştırılan köylüler daha iş başı yapmadan gelmişti. Makam arabasını köylülerin göremeyeceği bir yere çektirdi. Evden kahvaltı yapmadan çıkmıştı. Şoförüne işaret edip bagajdaki nevale çıkınını istedi.

                Şoför çıkını açıp serdi. Suda pişmiş yumurtaları, peyniri birlikte yediler. Recai Bey cebinden çıkarıp yaktığı köylü sigarasıyla kahvaltı üstü keyfini de yaptı.

                Yolda çalışacaklar işe başlamadan yapılan işi, yapılması gereken işleri çoktan kontrol etmişti.

Vali sigarasından bir nefes daha çekerken Dâhiliye Vekilinin geçen hafta telefonda söylediklerini düşünmeye başladı.  Vekil, kendisini şirin bir vilayete tayin edebileceklerini ima eden laflar etmişti.

Şükrü Bey’e  “Aklınızdan geçen yer neresi? diye sorduğumda “Henüz bir şey yok yakında seni arayıp fikrini alacağım” demişti.

                Vali makamına döndüğünde daire müdürleri ve mektupçu kendisini bekliyordu. Hızla içeri girip masasına oturdu. Önce mektupçu girdi makama koltuğunun altında tuttuğu evrakları imzalatırken bir taraftan da günün gelişmelerini valiye aktarıyordu. Bu arada mektupçu Dâhiliye Vekilinin aradığını geldiğinde mutlaka kendisine telefon etmesini istediğini söyledi.

                Vali, duvardaki Türkiye haritasına bakıp belli belirsiz; bizim tayin nereye çıktı acaba diye mırıldandı.

                Mektupçu, valinin kendi kendine konuşmasından bir şeyler olduğunu sezmiş ancak ne olacağını kestirememişti. Recai Bey hemen telefona sarılıp Dâhiliye Vekilini aradı.

                1936 yılının Mart ayı Ankara’da Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya makamında yalnız kalınca sigarasından bir nefes çekip koltuğuna yaslandı. Bazı illere vali ataması yapılacaktı.

Oh… Nihayet Muğla’ya büyük hizmetler yapacak valiyi buldum diye geçirdi içinden. Şükrü Kaya üç dönemdir Muğla Milletvekili olarak TBMM'ye seçilmişti.

Doğrulup zile bastı. Özel Kalem Müdürünü yanına çağırdı.Müdür:

                -Buyurun efendim, emrinizi bekliyorum, dedi.

                -Tokat ve Muğla’ya göndereceğimiz telgraf emirleri hazır mı? diye sordu.

                -Hazır efendim. Emrettiğiniz anda hemen göndereceğiz..

Beni önce Tokat Valisi Recai Bey ile görüştürün ondan sonra size telgraf emirlerini gönderip göndermeyeceğinizi söyleyeceğim, dedi.

                Özel kalem müdürü odasına geçerek Tokat Valisini telefonla aramalarını istedi. Aradan üç-beş dakika geçince Tokat’ta mektupçunun telefonda olduğu iletildi. Mektupçu, valinin Zile’deki yol çalışması için sabah erkenden evinden ayrıldığını, mesai bitiminden sonra dönebileceğini söyledi.

Özel Kalem Müdürü, Vekilin de valinin makamında bulunmayacağını bildiğinden hangi saatte dönerse dönsün kendisini aramasını sıkı sıkıya tembih etti.

                Dâhiliye Vekili, vali tayin listesini önüne koymuş, yapılan bir hata veya eksiklik olup olmadığını kontrol ediyordu. Telefonun zili çaldı. Duvardaki saate baktı. Bu o olmalıydı. Ahizeyi kaldırdı, yanılmamıştı. Arayan Recai Bey’di. Hal, hatır konuşmalarından sonra vali konuya girip:

                -Şükrü Bey, beni aramışsınız, tayin işi gerçekleşti herhalde nereye gidiyorum?

Dâhiliye Vekili gayet kibar bir dille:

                -Sayın valim, sizi Muğla Valiliği için düşündük tasvip edecek olursanız tayin emrinizi göndereceğim. Bunun üzerine vali:

                -Nezaketiniz konuyu gerektiği biçimde değerlendirmiştir. Karar mercii sizsiniz.Tasarrufunuza uyacağım. Nazikâne muamelenize teşekkür ederim, diyerek tayini kabul ettiğini vekile bildirdi.

                Vali, yine o akşam da eve geç kalmış mesai bitiminden üç saat sonra evine dönebilmişti.

Hanımı sofrayı hazırlamış onu bekliyordu. Recai Bey sevinç ve hüzün karışımı duygular içinde yemeğini yedi. Ellerini yıkayıp koltuğuna oturdu.Üç yıl önce Tokat’a geldikleri hafta karşı komşularından alıp büyüttükleri Sarman adlı kedileri ayaklarına gelip dolandı durdu, sevecen bakışlarla Sarman’ı süzdü. Sağ eliyle kedinin başını okşadı,onunla göz göze geldi.

                -Üç beş gün sonra seni bırakıp gideceğiz, dedi mırıldanır bir sesle. Hanımı valinin davranışlarından olağan dışı bir durum olduğunu, Recai Bey’in eve girişinden itibaren fark etmiş ancak ne olduğunu sormamış olanı biteni valinin kendi ağzından anlatmasını beklemişti ama dayanamadı.

                -Recai Bey bana söylemek istediğiniz bir şey mi var? diye sordu.

-Hanım, yakında göçeceğiz herhalde. Hem sen de Ege’yi çok sevmiştin. Gene o tarafa gideceğiz sözleriyle karşılık verdi.

                Bedriye Hanım karışık duygulara kapıldı. Evlendiklerinden bu yana tayin edildikleri yerlerde üç yıldan fazla kalmaları mümkün olmamıştı. Tokat’ta da öyle oldu. Mutfakta kahve fincanlarını yıkayıp yerine koyarken görev yaptıkları ilçeler bir bir gözlerinin önünden geçti. Sitemkâr bir tavırla:

                -Yurdun her köşesindeki hizmeti sana yaptıracaklar bu gidişle deyiverdi. Bunun üzerine Vali koltuğundan kalkıp hanımını ayakta karşılayarak sırtını sıvazladı.

                -Hanım, Cumhuriyetin bütün valileri daha çok hizmet vermek için canla başla çalışıyorlar. Hepimiz Cumhuriyetin prensiplerini yerleştirmek, memleketimizi asrileştirmek için çok çalışmamızın lüzumlu olduğuna inanıyoruz. Bizim sık gibi görünen tayinlerimiz bizi çok sevdiklerinden, memleketimizin dört bir köşesindeki güzel yerleri görmemizi istemelerindendir, diyerek eşinin gocunmasını önlemeye çalıştı. Kocasının yüreğindeki memlekete hizmet aşkıyla savunmaya geçtiğini ve gerginleştiğini hisseden Bedriye Hanım lafı değiştirip Tokat’a ilk geldikleri günlerle ilgili anılarını anlatmaya başladı.

İki saat kadar karşılıklı olayları anlatıp anılarını tazelediler.

                Ertesi gün vali her zamankinden yarım saat daha evvel hazırlanıp evden çıktı. Şoförü de arabasının başında hazır onu beliyordu. Şoförü uzun boylu 35 yaşlarında, karayağız,Tokat’ın yakın merkez köylerindendi. Valinin dur durak bilmeyen mesaisi karşısında görevini aksatmadan, usanmadan en önemlisi de severek yapıyordu. Evde olsun, çarşıda olsun, seyrek de olsa kahveye çıktığında olsun:

                -Eğer herkes valimiz gibi çalışıyorsa, memleketimiz beş on yıl sonra çok kalkınacak diyordu.

Vali geldiğinden beri onun şoförlüğünü yapıyordu. Birbirlerine alışmışlardı. Şoför valinin arabasını istediği kurallara uyarak, bakım ve temizliğini de söyletmeden yapıyordu.

Recai Bey arabaya yaklaştığında:

                -Günaydın diyerek kapısını açtı. Valinin elindeki yiyecek çıkınını aldı. Vali arabaya binip kapısını kapatınca bagaja koştu, çıkını özenle yerleştirdi. Direksiyona geçti, oturdu. Vali biraz dalgındı.

                -Ne tarafa gideceğiz efendim, diye sordu.

                -Önce fidanlığa uğrayalım, dedi vali.

Etrafı çitle çevrili fidanlığa vardıklarında: Vali, şoförünün kapıyı açmasını beklemeden arabadan inip fidan ocaklarının arasına daldı. Fidanların gelişimi valiyi mutlu etti. Kulübeye doğru yöneldi. Bekçi gaz lambasını iyice kıstığından içerisi seçilemiyordu. Kapıya yaklaşıp açtı, içerde kimse yoktu. Fidanlığın alt köşesinden gelen köpek sesleri arasında birinin:

                -Hoşt, hoşt diye bağırmakta olduğu duyuluyordu. Bekçi alaca karanlıkta kulübenin yanında birkaç insan gölgesinin olduğunu görüp köpekleri kovalamayı bıraktı. Kulübeye dönerken.

                -Kim var orada? diye bağırdı.

Şoförü valinin bir şey demesine fırsat vermeden hızlı adımlarla yaklaşıp:

                -Biziz, valimizle çay içmeye geldik, dedi.

Bekçi mahcup halde:

                -Kusura bakmayın beyim, uzaktan sizi tanıyamadım. Hava da serin, buyurun sobanın başına geçin çayı yeni koydum, köpekleri kovalayıp dönünceye kadar demini alsın dedim.

Sobanın üzerinde demlenmekte olan çaydanlıktan çıkan buhar insanın içini ısıtmaya yetiyordu. Vali;

                -Uyumamışsın, ben seni uyuyordur demiştim, diye takılınca bekçi de duraksamadan,

                -Devletin valisi uyumaz vazifesinde iken fidanlık bekçisinin uyuması mümkün değildir beyim dedi. Bu cevap valiyi daha da keyiflendirmişti.

Vali, o akşam eve her zamankinden daha geç gidebildi. Zira hafta sonu Tokat’tan ayrılmayı düşündüğünden işlerin son durumunu görmek isteyerek çalışma olan her yere uğramıştı. Her iş için mektupçuya hazırlattığı dosyaları akşam makamından ayrılmadan önce gözden geçirmiş, işlerin son durumunu gösteren tutanak ve raporları hazırlatarak dosyaların içine koydurtmuştu.Valinin hanımı kendilerine ait eşyaları toplamaya o gün sabahtan başlamıştı. O da yorulmuştu. Bir taraftan komşuların yardımıyla eşyaları toplayıp paketlerken öbür taraftan evi temizlemeye çalışıyordu.

Recai Bey’in şantiyeleri dolaşma işi bitmişti. Oralarda çalışan köylülerle tek tek helalleşti. Bugün programda resmi daireleri dolaşıp vedalaşmak vardı. Ayrıca Tokat eşrafının ileri gelenlerini de ziyaret edip “Allah’a ısmarladık” diyecekti.

                Gün boyu resmi dairelerde çalışan memurlarla vedalaşan vali, ikindi namazından sonra çarşı içine çıkıp esnaflara da hakkını helal ettirip hoşça kalın dedi. Esnafı ayaküstü selamlayıp tokalaşan vali yapılmakta olan okul inşaatlarına demir, çimento sağlayan Zübeyr Efendinin ısrarlarını kırmayıp  kahve içmeğe razı oldu. Valinin çalışkanlığına, memleket sevgisine çok yakından tanık olmuştu. İçinden “Tokat böyle vali görmedi, bundan böyle de görmeyecek” diye geçirirken:

                -Sizi çok arayıp, özleyeceğiz beyim, dedi.

Cumartesi sabahı Recai Bey ile Bedriye Hanım çok erken kalktılar. Birkaç saat ancak uyuyabilmişlerdi. Ayaküstü kahvaltılarını yaptılar, artık hazırdılar.

                Onları Ankara’ya götürecek otobüs sokağın sessizliğini yırtarcasına gelip evin önünde durdu. Komşuları, mektupçu, bazı daire amirleri, memurlar, CHP il ve ilçe yöneticileri, şoförü ile valinin gideceğini duyan bazı vatandaşlar Recai Bey’i uğurlamaya gelmişlerdi. Eşyalar ve valizler otobüsün üzerindeki bagaja konup iplerle sıkıca bağlandı. Burunlu minibüsten büyükçe, tahta koltuklu otobüs valinin uğurlamaya gelenlerin tek tek elini sıkıp oturmasından sonra korna çalarak yola koyuldu.

                Tozu dumana katarak uzaklaşan otobüsün bir müddet sonra sesi duyulmaz,kendisi de görülmez oldu.

                Uğurlamaya gelenler birer birer dağılıp ayrılırken bahçe kapısının önüne çömelen makam şoförü otobüsün arkasından baka kalmış, valinin yolculuğunun sağ selim geçmesi için dua ederken, gözlerinden iki damla yaş avuçlarına düşüp dağılmıştı.“