AŞK’TAN GAYRISI YALAN

Sevgisizliğin hakim olduğu şu günlerde  sevgiden, bahsetmek en iyisi dedik. Ve yıllar önce yazılmış bir yazıyı köşemize koyduk

                13. asrın büyük Velisi, Anadolu’yu aydınlatan simaların başında yer alan Yunus Emre anısına ve ‘AŞK’ teması üzerine yapılacak!

                Bugünkü yazımızda sizlerle ‘ilahi aşkı’ konuşalım!

                Aşk sözlükte, “Gönül verme, candan sevme; sevgi. Dil, tabiat, meslek vatan gibi çeşitli şeylere karşı duyulan büyük ve içten bağlılık.”

                Aşk kavramı içerisinde; yüksek ve ulvi duygular ile manevi zevklerin her türlüsü vardır, diyebiliriz. Bizim edebiyatımızın ekseninde, ‘aşk’ vardır. Fuzuli ve Şeyh Galib’in, “Leylâ ile Mecnun” ve “Hüsn-ü Aşk”eserleri yüksek ve ulvi duyguları en iyi şekilde dile getirmişlerdir. Asırlarca, o silsileyi takip eden, ‘eserler’ yazılmıştır.

                Mutasavvıflarımız, Tasavvufta aşkı, mecazi ve hakiki olmak üzere ikiyi ayırırlar. İnsana duyulan ve geçici olan aşk mecazi, Allah’a karşı duyulan ve ebedi olan aşk ise hakikidir. Hakiki olan aşka, ‘ilahi aşk’ da diyoruz.

                Süfiler, ‘mecaz hakikatin köprüsüdür’ derler.

                Dünya için ne deriz;

                “İki kapılı han!..”

                Korkuların, tereddütlerin, endişelerin, ‘çelik çomak oyununa’ benzettiğimiz dünyanın geçici zevk ve eğlencelerinin buyur ettiği ilk kapı, ‘fani..’ bir imtihan kapısıdır!.

                O kapı bizlere, ‘emanet ve karar yeri’ olmak üzere, bir yol tarifi verir;  Eserden müessire, plandan planlayıcıya bizleri taşıyan bir yol!. Dünyayı, ahiret yurdunun bir gölgesi; sevgiliyi hakikat yolunun bir sebebi olarak görürüz!.

                Yahya Kemal Beyatlı, “Eski cemiyetin ruhu aşktı, şairleri aşka ve aşkın tecellileri olan şevke ve hasrete tad verdiler.”  O ruh, hayatı güzelleştirmiştir. O ruh, eşyaya ve onun tecellilerine bir asli gaye ile bakmıştır. Dil, “dürüst olunca; vücudun bütün azaları da dürüst olur” kaidesi,  hayatı mükemmelleştirmiştir.  Yunus’un, “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” sözünde; “yetmiş iki millete aynı gözle bakan” sevgi derinliği vardır.

                Bir şiirimizde; “Yetmiş iki millete bir gözle baktım/ Besmelesiz hayat şer olur dedim/ İman dolu kıvılcımı sözle yaktım/ İtikatsiz hayat zor olur dedim// Rağbetimiz aşk ile yanar bizim /Hayretimiz meşk ile döner bizim/ Hasretimiz, şerha şerha kanar bizim/ Ziyasız bir hayat nar olur dedim.”

                Günümüzde gerçek aşk var mı gibi bir soruya muhatap kaldığımızda vereceğimiz cevap, “Gerçek aşk, her zaman, kâinatın yaratılış sebebi olan Hz. Muhammed’in hakikatine ulaşmış kâmil insana karşı beslenen sevgi ve bağlılıktır.”

Kamil insandan murat nedir?

                Peygamberlerin varisleri olarak tanımlanan evliyalardır/ erenlerdir/ İlim ve hilim sahipleridir/ Allah dostlarıdır!

                Bir mahcubiyet edası içerisinde asrımıza; asrımızın çehresine baktığımızda, “İslâm garip olarak doğdu, ahir zamanda da garip olacaktır” sözlerinin ulvi derinliğine kendimizi kaptırırız.

                İmam Gazali Dönemi, sözün ötesinde bir tasvir; “Biz Sahabe-i Kiramı görseydik onlar için deli derdik; Sahabe-i Kiram bizleri yaşadığımız hayatı görselerdi, İslâm’ın özünden çıkmış bir ifade kullanırlardı!..”

                21. asrın insan manzaralarını bir de düşünün!

                Lütfen heyhat demeyiniz!

                Üstat Yahya Kemal ne diyorlar;

                “Ey talih! Ölümden de beterdir bu karanlık;

                Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık;

                Ey vuslat! O âşıkları efsununa ram et!

                Ey tatlı ve ulvi gece yıllarca devam et”

                Aşk, ‘bela’ nevi zorlu bir imtihandır! Aşk, ‘çile’ dolu hayatın özetidir! Aşk, şairi hamlıktan kurtaran, ‘ilham kaynağı’ Aşk, sahibini ‘kederle/ gamla kavuran’ gönül yangınıdır!

                Aşkta, samimiyet vardır, dürüstlük vardır, doğruluk vardır; hepsinin ötesinde, ‘yüksek bir ahlak’ vardır.

                Bir tatlı tebessüm soluklarız, aşkı terennüm edince,

                Ve deriz ki, “hicabın sevda da adı naz olur!”

                Görüleceği üzere, “aşk bir seviye” “aşk bir seciye”

                Yunus gözü ile bakarsanız,

                “İşidün ey yarenler aşk bir güneşe benzer/ Aşkı olmayan gönül misal-i taşa benzer”

Kuran, iman etmeyenleri nasıl tasvir ediyor; “Onların kalpleri  taş gibi veya ondan daha katı!..”

            Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, “Aşk, nefsi terbiye eder, ahlakı güzelleştirir. Aşk insanın kalbinde bir ateş olup, kalpte Allah sevgisinden başka bir şey bırakmaz. Hak aşığı olanın sözü, işi ve düşüncesi, doğru ve saftır. Uyanık kalpli e hatadan uzaktır.”

            Süleyman Çelebi’nin büyük bir aşk ve şevkle kaleme aldığı, ‘mevlit’ kandil gecelerimize, ‘nur damlaları’ olarak semadan her kelime, ‘mana elbisesine’ bürünerek dökülürler!

 “Bir kez Allah dise aşk ile lisan/ Dökülür cümle günah misli hazan”

            Dertli, aşk ehlini tarif ederken; “Aşk ehline derman sordum âlemde/ Ne eflatun bilir, ne lokman bilir” 

            Aşk ehli, gönül gözü ile iki âlemi seyreyler!

                Aşk ve ahlak dedik!

                ‘zarf ile mazruf gibidir’

                Nasıl ki, ‘gece gündüze örtü’ oluyorsa,

                Takva, nurlu gecelerin hicap örtüsü!

                İslâm da, bir kavram vardır;

                İhsan!

                “Allah’ı görür gibi ibadet etmek…”

                Ne diyor inancımız;

                “Onlar ayakta iken, otururken, yan üstü yatarlarken Allah’ı zikrederler/ anarlar!”

                Korku, sevgiye hekim!

                İşte, kırık hülyaların ötesinde bir hakikat!

                Burada tasavvur ediniz,

                İmanla birleşen bir ahlak!

                Hayat, Onda, ‘Hay’ Onda, ‘Can’

                Hayata can veren iksir, ‘aşk…’

                Can damarını besler, ‘ahlak…’

                Bir şiirimizde, “AŞK NEDİR”  diyoruz…

 

                “Aşk nedir, bilir misin? 
                Cefaya sefer yolu 
                Sır nedir, bilir misin? 
                Vefaya döner yolu 

                Hicran, sevdanın adı 
                Gurbet, hasretin tadı 
                İçirir dem dem yadı 
                Sefaya döner yolu 

                Vahayı, çöl et de gel 
                Ezayı, gül et de gel 
                Cezayı, çul et de gel 
                Hevaya döner yolu 

                Tarifi, arif yapsın 
                Şakirdi, maruf yapsın 
                Hasılı, zarif yapsın 
                Nevaya döner yolu…”