ZİLE BAĞLARINDA AKAN BİR ŞİİR PINARI BEKİR YEĞNİDEMİR

Bekir Yeğnidemir Ağabeyle 1995 yılında "Milli Mücadele Yıllarında Niksar" konulu çalışma için Müjdat Özbay’la birlikte gittiğimiz Ankara Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde tanıştım. Arşivlerde daha önceden ismini aldığımız Tokatlı hemşerilerimiz vardı, önce onlarla görüştük. Burada temin edebileceğimiz belgelere göre çalışmalarımıza bir yön çizmemiz gerekiyordu. Bu temaslarımızda ismini almadığımız hâlde yanına uğradığımız bu değerli şahsiyet diğerlerinin aksine bizlere hem arşivleri hem de gönlünü açtı.

                İşte o tarihten itibaren onunla hiç irtibatımız kopmadı. Pek çok kültür -sanat etkinliğinde birlikteliğimiz oldu. Günümüzde zor bulunur bu insan hemen her çalışmamızda yanımızda olan bir rehber, bir ağabey, bir aile dostu oldu. Dilerim Allah’tan bu güzellik fani dünyadan göçümüze kadar devam eder.

                Bekir Yeğnidemir Ağabeyim 2016 baharında bir şiir kitabı çıkarmaya karar verdiğinde esere naçizane duygularımı müsaade ederse yazabileceğimi söylemiştim. Sağ olsun o da bizim bu arzumuzu kırmayarak eserinde yer verme nezaketi gösterdi.

                İlk aklıma gelen soru haliyle eserine nasıl bir isim vereceğiydi. Sorduğumda aldığım cevap beni çocukluğuma ve lise yıllarıma hatta o zaman okuyup çok etkilendiğim Arif Nihat ASYA’nın Enikli Kapı adlı eserindeki “Cahide’nin Eli” makalesiyle Bingöl’ün Hepsor Köyündeki bir drama kadar götürdü.

                “Bir Elleri Kaldı Aklımda” ile anladım ki yılların birikimiyle şiir kitabına bu ismi koymayı uygun gören Bekir Ağabeyle ortak bir kaderimiz varmış. O babasını altı aylıkken ben de bir buçuk yaşında kaybetmiştim. Böyle bir eksikliği hissederek büyüyen insanların duygularının nasıl bir mecraya sürükleneceğinin cevabını kimler verebilir, çok zor?

“…

Bir elleri kaldı aklımda

Şerha şerha avuçları

Bıldırki anız kıymığı parmaklarında

Mis gibi toprak kokan buram buram

…”

                Şiirin devamı, bir çocuğun daha ilkokul yıllarında kaybettiği vuslatı olmayan anne hasretini farklı dizelerle bütünlüyordu. Eserde anne ve eller motifini nakış nakış işleyen ona yakın şiir var.Bunlardan biri de "Ellerin" başlıklı şiirinde:

“Kor haline gelmiş demirim şimdi ben

Örs ve çekiçler arasında

Gelin görün ki hâlimi

Bin çekiç iniyor

Bin çekiç kalkıyor beynimde

Kolay mı sanıyorsunuz?

Kuşun kanadında mermi olmayı.” Dizelerinde çocukluğunun hikâyesini yansıtan duygu dolu ve aynı zamanda geleceğe ait bazı endişeler mevcut.

                Diğer bir şiiri, Kümbet Dergisi’nde ve Azerbaycan’daki “Buta”  Antolojisi ve gazetelerde de yayınlanan “Demirci Çırağı" şiiri de bu çocukluk zincirinin bir halkası gibi görünüyor:

“Ben demirci çırağıyım

Kızgın demirle

Yüreği dağlanmış

Yitikler kabristanıyım ben”

                Sonrasında yine o günlerin Zile Sokaklarında geçim kaygısıyla simit satan sonrasında okuluna yetişmek için çırpınan bir çocuğun dramı “Simitçi “ şiirinde karşımıza çıkıyor:

“…

Bir koşu dolaşmalıyım sokakları

Okul vaktine

Yetişirim belki ilk derse

Öğretmen ziline

Buzdan ayağım kaymazsa

Ve saçılmazsa

Sepetimdeki simitler yerlere”

“Küfeci Hasan/Çırak Bekir” şiirinde Yeğnidemir, İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif’in Safahat’ındaki “Küfe “şiirinin kahramanlarından esinlenerek Zile sokaklarında kendini bulmaya çalışır:

“…

Mevsim kış, sabah er, odun yok titrerim tir tir

Sesim donar pervazlara, ben Simitçi Bekir”

 

“Ökse “ şiirindeki iki dize sanki bütün çocukluğunu özetler gibidir bana göre:

“Aynalar olmasa hatırlar mıyım sanıyorsun?

Ökseye tutulmuş bülbül çığırtkanlığı çocukluğum

…”

Ve memleket aşkı  "Zile;" Bir tarih, tabiat ve kültür şehri olan Zile şiirde en değerli varlıklar içinde apayrı bir sanatlı söyleyişle sunuluyor:

“Şu cihanda eşsiz bir yurt ve bir diyar gibisin

Omuzlarım üstünde bayrak, bir ser gibisin.

Susuzken Kerbelâ’da dilimde bir kar gibisin

Özlüyorum Zile’m seni bir dost bir yâr gibisin”

Duygularda hasret, aşk da vardır. Onsuz olmaz zaten şiirler: "Kar Taneleri Bile" şiirinde bir bekleyeni vardır yetim yüreğinin:

“Seni getirmiyor hiçbir şey

Ne sabah

Ne akşam

Ne de

Dört mevsim

Kar taneleri bile…”

Yeğnidemir, bu güzel dizeleri farklı bir duygu dünyası içinde "Gül Kokun Bende Kalsın" şiirinde de yansıtır:

“…

Bukağı vur ayağıma, elime zincir

Sür zindanlara şu gönlüm sende kalsın

Her gece gel sessizce, rüyalarıma gir

İstersen çek dar’a, gül kokun bende kalsın”

                Şiirlerinin önemli bir bölümünde tasavvufa ve o derinliğin ortaya çıkardığı Yunus Emre, Mevlâna ve Hacı Bektaş Veli’ye, alperenlere yönelir. "Var" şiiri de bunlardan biridir:

“Çıplak geldiğim şu âleme de ki; neyim var?

Boydan aşan nimet-i Mevlâ’ya şükranım var.”

Yine buna benzer manevi duyguların ağırlığını taşıyan “Duada Ellerim” şiiriyle  insanoğlunun nefsine sahip çıkması gerektiğini öğütler:

“Bir ben kalırım şimdi kör nefsimle naçar

Beni korda, ellerim göğe kanat açar.”

Ve vatan, bayrak, Türk tarihi, şehitlik gibi bizi biz yapan değerler onun asla vazgeçemediği ideallerine damga vuran değerlerdir. "Oğuzhan, Attila, Karahanlı, Osmanlı" başlıklı şiirinde Orta Asya’dan Anadolu’ya  yiğitçe bir akın yapar:

“…

Emaneti sizlerden almışız, bu bayrak yerde kalmaz

Yolumuz alperenler yolu,bizi her tarih almaz.

Sularız kanla vatanı, ekinimizi biçeriz

 Şehadetle zemzem, ahirette de Kevser içeriz.”

                Bir kültür- sanat adamı, bir şair ve her şeyden önemlisi gerçek bir dost olan Bekir Yeğnidemir Ağabeyi tanıtmaya çalışmanın, bu çok kıymetli eseri yorumlamanın çok güç olduğunu elbette biliyorum. O, gün geldi en içten duygularıyla Ankara Kalesinden Zile Kalesine hemşerisi Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU’nun “Üçler, Yediler, Kırklar”ı ile koşarak tarihi kahramanlık rüzgârlarıyla esip gürledi. Bazen Zile bağlarında Sadık Doğanayların sazıyla, sözüyle insanlara umut veren, baharı müjdeleyen nevruzlar gibi gülümsedi.Bazen Cahit KÜLEBİ gibi doğduğu köyleri rüyalarında eşkıyalar basınca naçar kaldı duygularında. Bazen de bütün bunlardan uzaklaşıp tozlu yollarda yüreklerden taşarak sevgi ile akan kocaman bir ırmak oldu.

                Bazen bizim de hayatımızda bitmez, tükenmez, sevdiğimiz, saygı duyduğumuz insanlarla ilgili duygularımıza tercümanlık etti adeta. Özetle, bu değerli ağabeyime bir dörtlükle seslenebilir miyim diyerek ben de naçizane bir şekilde Yeşilırmak’ın yatağında kuruyan bir deresi misali akmaya çalıştım:

“Bir elleri kalmış annenin aklında,

Kim bilir daha neler vardır saklında?

Bir kapı kapanırken Zile Bağlarında,

Allah Bir/Can’ı yazmış sana bahtında.”

                Şiir dünyamıza bu eserinizle hoş geldiniz Bekir Yeğnidemir Ağabey, hoş geldiniz. Sizi ve şiirlerinizin bâd-ı sabahı ömür gün yoldaşınız Bircan Ablamı enkalb-i duygularımla tebrik ediyor, yeni çalışmalara ışık tutacağı inancıyla saygılar sunuyorum.