FATİH 1453

Tarihte 1453 deyince aklımıza ilk gelen kişi Fatih Sultan Mehmet’tir. Bir devri kapatıp bir devri açan insan.

Okullarda tarih kitaplarında Fatih sultan Mehmet’in askeri kişiliğini anlatıp İstanbul’u almasının yanında başka neleri vardı. İyi bir komutan devlet adamı bilime sanata açık düşüncesi ön sıralamalardan biridir. Eğitim öğretime verdiği değerle ülkenin kalkınacağını bilen insandı. Ayrıca saltanata koltuğu da düşkünlüğü yoktu. “ Bir dalımı kesenin başını keserim “ sözü de yeşile, ağaca verdiği değeri gösterir. İnanışıyla da halkından bir parça olduğunu yer, yer göstermiştir. Fatih Sultan Mehmet gibi bir devlet adamını kimler yetiştirmişti.

 

30 Mart 14322de Edirne’de dünyaya geldi. Babası altıncı Osmanlı padişahı 2. Murat, annesi Sinop Hükümdarı İsfendiyar Bey’in kızı Hatice Hüma Hatun’dur. Dört yaşına gelen Şehzade Mehmet özel hocalardan eğitim alır. Türkçeden başka Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, Sırpça, Çağatay Türkçesi, gibi dil ve lehçelerden bir kaçını öğrenirlerdi. Tarih coğrafya savaş sanatı astroloji matematik mantık kimya gibi ilimleri de okuyan şehzadeler bilimde zamanın şartlarına göre yüksek seviyede eğitim alırlardı. Bu eğitimlerinin yanı sıra tasavvuf müzik avcılık atıcılık yüzmen güreş gibi spor dallarında kendini iyi yetiştirirdi.

Şehzade Mehmet devrin iyi yetişmiş ilim adamlarından aldığı edebiyat, tarih felsefe fen bilimleri, dini bilgiler yabancı dil matematik devlet idaresi savaş sanatları vb. gibi derslerle devletin iyi yönetilmesi ve yeni fetihlere imza atması kaçınılmaz olurdu.

 İyide böylesi muhteşem bir devlet adamını bilim ilim üreteni bir çağ açıp kapatanı sadece anne baba yetiştiremezdi. Kimdi bu bir çağ açıp bir kapatan devlet adamını yetiştirenler.

İlk hocası Molla Yeğan: Osmanlı’da, 15. YY da yetişen büyük velilerdendir. Aslen Aydın’lıdır. Burada çeşitli medreselerde Müderrislik yaptı. Sultan 2. Murat, Molla Yeğan’ı çok severdi.

Akşemseddin; Akşemseddin’in asıl adı Şemseddin Muhammet’tir. Halk arasında “Ak Şeyh” olarak tanınır. Şam’da doğdu. Akşemseddin çocukluğundan beri üstün zekâlı, yılmak bilmeyen bir çalışma gücüne sahip bir kişidir. Kendini sürekli bilime ve kitaplara adamıştır. İslam ilimleri olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte devrin en ünlü âlimlerinden biri olmuştu. İlk mikrobu keşif eden bilim adamıdır. Akşemseddin yirmi beş yaşlarındayken Hacı Bayram Veli’ye bağlanarak tasavvuf yoluna girmiştir. Edirne sarayında bulunan 2. Murat Han, Akşemseddin’i ziyaret ederek; oğlu şehzade Mehmet’in eğitim ve öğretimini ister. Akşemseddin’de bu isteği kabul eder. Bu büyük Hoca yıllarca Fatih Sultan Mehmet’ in, yanında bulunur. İstanbul’un fethinin manevi mimarlarındandır. Fatih hocasının vefatına kadar Akşemseddin ile ilişkisini kesmemiştir. İşlerinde hep danışmanlık gereği duymuştur.

 

Molla Gürani; 1410’da Suriye’nin Güran Kasabasının bir köyünde doğmuştur. Molla Gürani küçük yaşta Kur-an’ı Kerim ezberler. Dil bilgisi söz dizimi beyan mana gibi ilimleri öğrendi. Kahire’ye giderek zamanın âlimlerinden Kıraat, tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerini öğrenir. Kahire’deki medreselerde ders vermeye başladı. Çevrede tanınan sayılan biri oldu. Memluk devleti hükümdarı ile devletin ileri gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp münazaralara katıldı. İlmi ve güzel konuşması ile herkesi etkiliyordu.

İyi bir Hoca olan Molla Güraniyi, celalli olan öğrencisi Şehzade Mehmet’e hoca olarak verilir. Şehzade Mehmet’e ders vermeye başlar. Gördüğü gevşeklik karşısında, ağırbaşlı ve sert tutumuyla bilinen Molla Gürani, Şehzade Mehmet’in hırçınlığını yatıştırır. Hatta terbiye etmek, eğitmek için onu dövdüm” bile der. Fatih’in yetişmesinde Molla Gürani’nin büyük emeği vardır. 1488’de İstanbul’da vefat etti.

Molla Hüsrev;  Sivas ile Tokat arasında ki Kargın Köyünde doğmuştur. Molla Hüsrev; güzel ahlak sahibi oluşuyla, alçak gönüllülüğüyle, ağır başlılığıyla, yüksek ilmiyle çevresinde dikkatleri üstüne çekmiştir.

Devrin halkın ve devlet adamlarının sevgisini hayranlığını kazanmıştır. Çelebi medresesi’nde öğretmenlik yapmıştır. 1429’da Kazaskerliğine tayin edilmiş, Şehzade Mehmet tahta geçince de bu görevine devam etmiştir. Çocuk yaşta padişah olan Mehmet, tekrar tahtı babası 2. Murat’a devreder. 2. Murat memleket içi ve dış huzura kavuşturur. Hiçbir sorun kalmayan ülkede tekrar oğlu Şehzade Mehmet’i Manisa’ya göndermeye karar verir. Fakat ilim adamlarının çoğu birer bahane bularak Manisa’ya gitmek istemezler. Gönüllü olarak Kazaskerlik görevinden vazgeçen Molla Hüsrev, Şehzade Mehmet’in hocalığına talip olarak Manisa’ya gitmeye karar verir.

Bu kararı duyan Şehzade Mehmet “Vazifeye devam edin, zira memleketin size ihtiyacı var” der. Molla Hüsrev “ Tahttan ayrılıp Manisa’ya giderken sizi yalnız bırakmam uygun olmaz. Müsaade buyurun gideyim” diyerek samimiyetini bildirir. Şehzade Mehmet İstanbul’u alır hocalarını hiçbir zaman yanından ayırmaz. Molla Hüsrev’de tekrar İstanbul’a gelmiştir. Galata ve Üsküdar kadılıklarına tayin edilmiştir. Daha sonra Ayasofya Müderrisliğini yürütmüştür. Bir ara Bursa’ya giderek bir medrese kurdu ve ilim öğretmekle meşgul oldu. Bir düğün yemeğinde Şehzade Mehmet, hocası Molla Gürani’yi sağ yanına, Molla Hüsrev’i sol yanına alarak, iltifatta bulunmuştur.

Diğer Hocaları

Ali Kuşçu: Devri en önemli astronomi ve matematik bilginidir. Fatih sultan Mehmet’e bu alanda ders vermiştir.

Vezir Ahmet Paşa: Dönemin büyük şairlerindendir. Fatih’e edebiyat dersi vermiştir.

Hocazade Muslihiddin Mustafa: dönemin dini bilgiler felsefe fizik matematik alanında Fatih’e ders verdi.

Ciriaco Anconitano: İtalyanca dersler almıştır.

Giovanni Maria Angiollo: İtalyan tarihçisi. Fatih’e Avrupa tarihi ile ilgili dersler vermiştir.

Molla Zeyrek, Molla Hayreddin, Molla Ayas, Çelebizade Abdülkadir Amidi, Hatipzade Mehmetb Efendi, İbni Temcid, Yusuf Sinan Paşa, Hasan Çelebi, Molla Sıracedddin, Müderris Kınalı Abdulkadir Hamidi Efendi……

Kendi alanında yetişmiş bir hocalar topluluğundan elbette şahane bir bilim, ilim adamı çıkacaktır. İstanbul’u fethedende, topları döktürende, karadan gemileri yürütende, şair ruhlu olanda, ilk resmini çizdirende bir Fatih’i yetiştiren bu hocalardır.

İstanbul’un fethinden sonra Okmeydanı’nda büyük bir şenlik düzenlenmiştir. Fatih ordusunun geçit töreninden sonra, askerler arasında çeşitli yarışlar yapılır. Tanınmış okçular ok attılar. İstanbul’u fetheden ordunun komutanı ve Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in rütbesiz bir asker gibi askerinin arasına karışması, onlara yemek dağıtması, hizmet yapması ve büyük bir komutan olduğu kadar alçak gönüllü bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Eğitime büyük önem veren Fatih, Fatih Camii’nin yanına medreseler yaptırmıştır. Semaniye Medreseleri, Sekiz Medreseleri yaptırarak devrin ünlü hocalarını toplayarak ders verdirmiştir.   

Eğitim ücretsizdir. Üst sınıftaki öğrencilere belli bir maaş da verilirdi. Medreselerin giderleri vakıflardan karşılanırdı.

Fatih Sultan Mehmet halkın sağlığına büyük önem verirdi. İstanbul’daki sağlık hizmetleri ücretsiz olarak verilirdi. İlk Darüşşifa hastanesini yaptırmıştır. Kurduğu medreselerde tıp eğitimi verilmekteydi. Saraydaki kütüphanelerde ki tıpla ilgili bütün kitapları medreseye bağışlamıştır. Hastane giderleri ve çalışanların ücretleri vakıflardan karşılanırdı. Bir çok tıp bilgininin İstanbul’a gelmesi sağlanılmıştır.

“Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u” diyen Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fiziki olarak aldıktan sonra sosyal kültürel ve insanlar arasında ayrım yapmadan yönetmesi ayrı bir özelliğini yansıtmaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdar şairlerinden biri de Fatih’tir. Divanı olan ilk Osmanlı padişahıdır. Fatih Sultan Mehmet “ Cihangirlik, sanatından zaman ayırıp şiire ayıracak vakit bulabilseydi, 15. y.y’ın en önemli ve en seçkin divan şairi olabilirdi.

Fatih’ten örnek bir gazel:

Sakiya mey san ki bir gün lalezar elden gider

İrişür fasl-ı hazan bağ ü bahar elden gider

Her nice zühdü selaha mail olur hatırım

Gördüğümce ol nigarı ihtiyar elden gider

Şöyle hak oldum ki ah etmeğe havf eyler gönül

Lacerem bad-ı saba ile gubar elden gider

Garne olma dilbera hüsnü cemale kıl vefa

Baki kalmaz kimseye nakş ü Nigar elden gider

Yar içün ağyar ile merdane ceng etsem gerek

İt gibi murdar rakib ölmezse yar elden gider

Fatih Sultan Mehmet

 

 

İyi yetişmiş bir yöneticinin ülkesini nasıl yönettiğini Fatih Sultan Mehmet’i incelediğimiz de görebiliyoruz. Bilimi sanatı güzel konuşmayı bilen bir devlet adamı bir çağ açıp bir çağ kapatandır. Toplar döktürten, ısınan topların soğumasının hesabını yapan karadan gemileri yürüten, yürüyen zırhlı kuleler yaptırtan balonlu füzeler yaptırıp atan, ilk istihbarat teşkilatını kuran, şair kendi resmini yaptıran padişahtır. Bunları yapmasının arkasında iyi bir eğitim ve dünya görüşüyle donatılmış bir insandır. “Ah dönüşü olmayan gidiş. Ah! Dostların hasreti…” der ve son sözleri olur. Fatih Sultan Mehmet 3 Mayıs 1481 Perşembe günü Gebze de Hakka yürür.

Her yönetici her birey iyi eğitilirse kalkınma gelişme kaçınılmaz olur. Sevgiye ulaşmanın en kısa yolu bilimden, ilimden hoş görüden geçen yoldur.           

 

Süleyman Erkan 03.02.2017 Burdur