CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER

Akıl ve düşüncenin sırlarıyla önceden düşünüp, sonra yaşamda uygulamanın huzurunu ve mutluluğunu yaşarız. Akıl ve düşünceyi göremeyiz. Bir bireyin hal ve hareketlerini görebiliriz. Sevgisini, öfkesini, yaptığı işlerdeki sanatsal, sosyal değerleri tamamıdır. Bazen aklımıza bir arkadaşımız gelir. Ben bunu arayayım, hal ve hatırını sorayım dersin. Birazcık tembellikle, şimdi rahatsız etmeyeyim daha sonra arayayım diye düşünürsünüz, vazgeçersiniz. Aradan bir süre geçer. Aaaaa bir bakarsınız ki o düşündüğün arkadaşın seni arıyor. Telefonu açar, -Alo! Arkadaşım biraz önce seni aklımdan geçirmiştim. Arayacaktım. Sen aradın. İşte bu kısa öykü buna bir örnektir.

Tokat Halil Rıfat Paşa İlkokulu dördüncü sınıf öğretmeniydim. Sabah ilk derse girerken, okul müdürümüz Mehmet Diker “Arkadaşlar sizlerle derse girmeden önce kısa bir toplantı yapacağım.’’ dedi. Öğretmenler odasında tüm arkadaşlar toplandı. Müdürümüz gelerek  “arkadaşlar bugün Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer Tokat’a gelecek. Bizler de öğrencilerimizi alarak kendilerini karşılayacağız. Birinci, ikinci, üçüncü sınıfı okutan arkadaşlar burada kalacaklar, diğer arkadaşlar hazırlıklarını yapsınlar. Zil çalınca aşağıda sıra olalım. Saat on’da ana caddeye gidiyoruz.’’ 

Toplantı dağılmak üzereydi. Mehmet Diker’e –Hocam bizler konuları yetiştiremiyoruz. Bir de devlet adamlarını karşılamak gibi zamanımız mı var? Bak, Mehmet hocam seni Cumhurbaşkanımıza şikâyet ederim.” Dedim. Mehmet hocamız yüzüme baktı gülümsedi ve “Hadi be, sen kimsinde Cumhurbaşkanıyla konuşacak, bir de beni şikâyet edeceksin. Seni elli metre yanına bile yaklaştırmazlar.” diye arkadaşlarla yüksek sesle gülüştüler. Mehmet hocam, gülümseyerek, şaka yaptığımın, kendini sevdiğimin bilinciyle işlerinin başına gitti. Bizler de sınıflarımızın başlarına gittik. Sınıfta öğrencilerimize; Bu gün 14 -Mayıs–2003 Tokat’ımıza Cumhurbaşkanımızın geleceğini söyledim, Onu karşılamak için biraz sonra gideceğiz. Yollarda gidiş ve gelişlerdeki hareketlerimize dikkat edeceğimiz hususları tek, tek anlattım. Tüm okulun öğrencileri ve çevredeki okulların öğrencileri yerlerini almışlardı. Bize de GOP. Bulvarında D.S.İ önünde bir yer vermişlerdi. Öğrencilerimizle Cumhurbaşkanımızın geçişini merakla bekliyorduk. Cadde sağlı, sollu Cumhuriyet meydanına, hükümet binasına kadar öğrencilerle sıralanmışlardı. Bir süre sonra bir helikopterin stada indiğini gördük. Beş on dakika sonra caddenin ortasında Cumhurbaşkanının arabası görüldü. Uzaktan baktığımızda bir el halka selam veriyordu. Araba yavaş bir seyirde de olsa Cumhurbaşkanlığı forsu dalgalanıyordu. Arkasından da birkaç tane araba geliyordu.

Tüm öğrenciler alkış tutmuşlardı. Ben de önümü düğmeledim. Alkışımı yapıyordum. Arabanın içinden bir el bizi görse diyordum. On beş, yirmi metre kala araba durdu. Araçtan inen Cumhurbaşkanı bana doğru ilerliyordu. Bizler de onu alkışlıyorduk. Aklımdan televizyonda gördüğümün tıpa tıp aynısı diye düşünüyordum. Tam benim önüme geldi elini uzattı. Tokalaşıp geçecek sanıyordum ki elimden çekerek beni yanına çekti, koluma girdi. Ben şaşırmış ve bir hoş olmuştum. Adımı, soyadımı sordu. —Sayın Süleyman hocam eğitim ve öğretimle herhangi bir sıkıntınız, sorununuz var mı? Ben hazırlıksız yakalandığım için soracağım sorular da aklımdan uçup gitmişti. –Her hangi bir sorun ve problemimiz yok, dedim. -Tokat’la, çevrenle, yöneticilerde olan bir olumsuzluk var mı? Ben her seferinde -Yok efendim, diyordum. Cumhurbaşkanımızla konuşurken arkasında duran yaverin iri yarı bir yapısıyla, benim üzerindeydi gözleri. Cumhurbaşkanımız bana bakıyor, ben de yavere bakarak konuşuyordum. Sanki Cumhurbaşkanımıza bir şeyler yapacak gibi. Beş dakikayı bulmayan bir konuşma bana sanki saatlerce konuşmuş gibi geliyordu. Benimle konuşması bittikten sonra, öğrencilerimin yanına geldi onlarla konuştu. Sorunları, problemlerinin olup olmadığını sordu. İyi çalışıp ülkeyi yönetecek gençliğin olduğunu söyledi. Çocukların yanaklarını, saçlarını okşayarak onları ödüllendirdi. —Hadi Allah’a ısmarladık. Kendinize iyi bakın çocuklar, diyerek aramızdan ayrıldı. Öğrenciler bu ilgi karşısında kuvvetli bir alkışla Cumhurbaşkanımızı uğurladılar. Arabasına binip giden Cumhurbaşkanımızdan sonra, bizler de öğrencilerle okula doğru yola koyulduk.

Düzenli bir şekilde okulumuza geldik. Derste yapılan gezi hakkında yorum ve düşüncelerimizi dile getirdik. Bugünkü gezimizle ilgili bir kompozisyon yazmalarını isteyerek, öğle yemeği için evlere dağıldık. Okulun kapısında okul müdürümüz benim önümü keserek –Süleyman hocam Cumhurbaşkanıyla konuştunuz, neler konuştunuz, hele bir anlatsana. Ben de –Hani benim Cumhurbaşkanıyla konuşamayacağımı söylüyordun. Bak konuştum seni de şikayet ettiğimi sanma sakın. Eğitim-öğretimle ilgili ve Tokat’taki sorunlar var mı? diye sordu. Mehmet Diker –Demek ki senin içine doğan, aklından geçen olay gerçekleşti. Şaka yaptın ama senden korkulur hocam… diyerek Öğle yemeğine ayrıldık.

        Sevginin, saygının karşılıklı olduğunu insanın beden diline yansıdığının bire bir canlı örneğini yaşamış bulundum, Tokat’ta ilk Cumhurbaşkanıyla konuşan öğretmen olarak da o günün ulusal gazetelerinde yer almıştım. Akıldan geçip, yürekten sevenlerin yolu sevgi yolunda mutlaka buluşurmuş.

 

Süleyman ERKAN / 13–02–2017 Pazartesi / Bedesdenlioğlu-Tokat