HACI MURAT

HACI MURAT

(Güven Meselesi)

                Zaman, en büyük ilaç ve öğretmendir. İlerleyen günlerde sular yatağını buldu. Araç ta normal boyutunu kazandı, yollar da… Üstelik arabamla da git gide bütünleşiyorum. Nasıl ki yürürken önce hangi ayağımdan başlayacağım diye düşünmezsek arabamdaki hareketlerim de öylece otomatikleşti. Artık, elim kolum gibi arabam,  bir parçam gibi oldu. Sürekli araba kullanmak için fırsatlar yaratmaya çalışıyorum. Araba uygarlık, araba özgürlüktür. Bir zamanlar başbakan Turgut Özal, “Tren komünist işidir.” Demiş, nedenini de şöyle açıklamıştı. “Trenin rotası ve durakları devlet kontrolündedir. Yani tren devletçidir. Oysa otomobil öyle mi? Direksiyona geçen vatandaş, tamamen özgürdür. Kimse karışamaz, gideceği ve duracağı yere…”

                Ne var ki seyrek de kullanılsa nerden baksan beş yaşındaki arabaya tümüyle güvenemiyordum. Hacı Murat’a sahip olduğum gün araç, beş yaşını bitirmiş, altısının çayırını dişliyordu. Bu yaşına kadar kim bilir başına neler geldi: vidaları gevşemiş, kaportası çürümüş ve paslanmış, kablosu yıpranmış, bujileri islenmiş, karbüratör ve avans ayarları bozulmuş olabilir. Bu ve benzeri şüphelerle her cumartesi günleri, sanayi çarşısındayım. Bu vesileyle tanımadığım oto elektrikçisi, boyacı, kaportacı, lastik tamircisi kalmadı. Öyle ki eşim:

                -Çırakların haftalığını dağıtmaya gitmiyor musun, diye takılır oldu, hafta sonlarında.

                Motor ustamdan küçük uyarılar alıyorum, ara sıra:

                -Arabanın her şeyini biliyorum. Bir sıkıntın olduğunda sakın başkasına gitme. Sen öğretmensin, bilirsin. Öğretmeni sıklıkla değişen öğrenciden ne hayır gelir? Motor ustalığı da, böyle bir şey işte, kaza ile başka bir ustayla konuştuğumu görse ya da duysa sitem ediyor ve bir süre küsüyordu.

                Aracıma iyice alışmış, şehir içinde kardeş kardeş gezip tozarken yaz tatili yaklaştı. Şöyle bir Akdeniz’e kadar uzanmak hevesi belirdi, ailemizde. Niyetimizi ustama çıtlatıp görüşünü öğrenmek istedim. Ustam, ağzındaki baklayı çıkardı.

                -Araba bu motorla Akdeniz’e gidemez hoca, motor rektefe istiyor.

                Başımdan kaynar sular dökülüyor. Kendimi toparladıktan sonra soruyorum.

                -Rektefe kaça mal olur, iş kaç günde biter?

                -Sen yabancı mısın canım, en kısa zamanda sekiz yüz liraya toparlarız.

                -Altı ay önce her şeyine kefildin. Üstelik her hafta çekapa getiriyorum. Birden bire ne oldu ki rektefe istedi?

                -Allah yapısı değil ya canım. İşleyen demir hem ışılıyor, hem aşınıyor. İster yaptır, ister yaptırma. Ben herkese söylemem. Sen bilirsin.

                800 lira, aracın alış fiyatının yaklaşık beşte biriydi. Ustaya güvenmekle hata mı yaptık, yanlış yere mi dükkân açmıştık acaba?

                Yahudi, oğlunu yüksekçe bir yere çıkarıp karşısına geçmiş ve emretmiş:

                -Atla oğlum.

                -Ya düşersem?

                -Korkma karşında ben varım. Düşersen yakalarım.

                Çocuk atlayınca Yahudi kenara çekilmiş, çocuk yerde.

                -Hani yakalayacaktın. Neden kaçtın?

                -Bu sana ders olsun oğlum. Hayatta babana bile güvenme.

 

                Yahudi’nin dersini anladım ama neden sonra