HACI MURAT-3 (Yaz tatili)

Motor rektefe oldu, yani sıfır kilometre. Arabam düzenli saz, eyerlenmiş at gibi eşinmekte.  Uzak mesafeleri yutmak için yol arıyor. Tatil de yaklaşıyor, yavaş yavaş.

        Komşum, meslektaşım, mesai arkadaşım Lütfi Bey’le sözleştik. Bu sene Alanya’da yapacağız, tatilimizi. Önce bir araştırma yaptık. Tatilden yeni dönen bir arkadaş Zeybek Pansiyonu pek beğenmiş. Hemen telefonunu alıp yerimizi ayırttık.

        Lütfi’nin yedi yaşında bir kızı, benim, biri on dört, diğeri bir buçuk yaşlarında iki oğlum var. Sabahın erken saatinde Hacı Murat’a doluştuk. Bismillah deyip yola koyulduk. İkimiz de ehliyet sahibiyiz. Yani bir bakıma ehil sayılırız. Yalnız tek kusurumuz var,  uzun yola ilk kez çıkıyoruz.

        Kuşluk vakti, motor ısısını gösteren ibre yükselmeye başlıyor. İbre doksan dereceyi geçince hepimiz heyecanlanıyoruz. Sürücünün gözü yolda, çocuklar hariç yolcuların gözü hararet çubuğunda.

        P’ye yaklaştı, sağa çek dur. Bagajdan aldığımız bidondaki su ile radyatörün kaynayarak eksilen suyunu tamamlayıp devam ediyoruz. Güneş bastırıp rampalara sardıkça ısı çubuğu hemen yükseliyor. Sağa çek dur. Radyatörün suyunu tamamla, bidonu doldur. İlk rastladığımız kentin sanayi çarşısına ucu ucuna yetişmelerimiz… Ziyaret ettiğimiz motor ustalarının gerekçeleri farklı farklıydı.

        -Sboplar alışmamış.

        -Arabayı devirsiz kullanmışsınız.

        -Bunlar böyledir, radyatörleri yetersiz, genelde su kaynatırlar.

        Öğüt dinleye, para vere, uğradığımız tamirci sayısını unuttuk.

        Tepemizde temmuz güneşi ve rampalarda motorun sıcaklığı, hacı murat halkının anasından emdiğini burnundan getiriyor. Kelebek camını açıyoruz karşılıklı, ılık rüzgâr kimseyi serinletmiyor. Bir de bol dönemeçli rampada, devamlı çizgilerde önümüze yüklü bir kamyon çıkmışsa…    

        Karanlık kavuştu iyice, Afyon’a yaklaşınca. Virajlı yollarda peşimizde beliren 14 plâkalı bir kamyon, uzun farlarını dikti, dikiz aynasından şoförün gözüne gözüne gönderiyor, rahatsız edici ışın demetlerini. Yol veriyoruz, geçmiyor. Hızlanıyoruz, o da basıyor gaza. bela mıdır ne!.. Sıkıştırdı da kaza yaptırdı dedikleri olay bu mu ola?

        Direksiyondaki arkadaşımın dilinin dişinin arasında peşimizdeki kamyon şoförüne hitaben, “Ulan gardaşım, senin ananıı, avradınııı, çoluğunu çocuğunu Allah’ın yarattığını hiç mi düşünmüyorsun?” Sorusunun eşliğinde yaklaşık on saatlik yorgunlukla Afyon öğretmenevine nasıl ulaştığımızı yolcularımızla beraber bir ben bilirim, bir de Allah!

 

         (Oofff, yoruldum. Devamı azz, sonra)