Ne Olursan Ol Önce İnsan Ol

Ne Olursan Ol Önce İnsan Ol

Yaşadığımız Dünya’da sayamadığımız kadar canlılarla birlikte yaşamaktayız. Her canlının kendine göre özel yetenekleri var. Aslanın yırtıcı dişleri, ceylanın güçlü bacakları, yılanın zehri, kuşların uçma özelliği, balıkların yüzme becerileri insanın da aklı var. Diğer canlılara göre insan aklıyla dünyanın en güzel nimetlerinden yararlananlardandır. Büyük istek ve çıkarları nedeniyle de savaşlarla yok edendir. Kimileri renklerinden ırklarından, inanışlarından birilerinden üstün olduğunu sanmaktadır. Aslında yanılmaktadırlar. İnsan olmak zorluklara, güçlüklere göğüs germektir. Her canlının yaşama hakkına eşit davranma erdemine ermektir.

İnsan olmayı öğrenenler, yaşam kaynaklarını iyi kullanır. Huzurlu mutlu yaşarlar. Tüm canlıları sever, canlılarda insanı sever.

Onun için insan olmak, nefsine hükmetmek yardımlaşmak, paylaşmak bazıları için zordur. Bunları yapan zaten insandır.

Yıllar sonra ölen babasının mektuplarını karıştıran bir kız çocuğu, bir kıtalık bir şiire rastlar. Baba özlemi ile okudu mısralar yürek telini titretir. Geçen zamanın değerini pek bilemeyiz. O zaman diliminde yaşayan insanların değerini de bilemeyiz. Gidenlerin arkasından ağıtlarla, minnet ve şükranla anar dururuz. Babanın mektuba yazdığı şiir;

“Bilemiyoruz yaşarken kıymetini zamanın

Her gece sonu özlemle beklenen sabahların

Bir daha gelmeyeceğini zamansız anlarız

Görünce beyazlığını yana da saçların…”

Bu dünyadan geçerken, herkes bir iz bırakmaya çalışır. Belki hoş güzel, manalı faydalı bir izdir. Belki de olumsuz, sorumsuz acı veren izdir. İnsanlığı önce yüzünde, sonra yaşadığın yerde, yetiştirdiğin insanlarda, hizmet yaptığın toplumda görebilirsin. Hangi inanıştan olursan ol, ama önce insan ol.

“Bir gün New York’ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri Kızılderili’dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğin söyler. Cırcır böceğini aramaya başlar. Arkadaşları bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı, Kızılderili’ye “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun? Diye sorar. Kızılderili ise, bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder. Kızılderili, arkadaşına dönerek

-“Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin” der.

İnsan olmanın sorumluluğu oldukça ağırdır. Her şeyden önce bilinçli, duyarlı olacaksın. Yaşamda henüz zamanınız varken öncelikli değerlerimizi iyi değerlendirmeliyiz.

Değer verdiğimiz önemsediğimiz insanlar yaşarken sevgimizi, saygımızı onlara göstermeliyiz. Onları ne zaman kaybedeceğimizi bilemeyiz. Değer verdiğimiz bu dünyadan da kendi hayatımızın ne zaman son bulacağını da bilemeyiz.

İnsanın yaptığı hizmette, insanlıkta ölmez.

İnsanlığı sevgi ile doya, doya yaşayınız.

Süleyman Erkan

09.03.2017

Bedestenlioğlu- Tokat