Sıktınız be!

Ne bu “evet”, “hayır” tantanası?

Türkiye’yi geren bu hokkabazlığın kime bir faydası var?

                Dünyanın en köklü medeniyetinin varisleri olan bir milletin geleceğini etkileyen yönetim sistemi değişiminin böyle pespaye bir şekilde tartışılması bir proje mi acaba?

                Veya “mal bulmuş mağrip gibi” bunu bir projeye dönüştürmeye çalışanlar mı var?

Durum onu gösteriyor.

Çünkü;

Bu tartışmalarda ilim yok.

Bu tartışmalarda ahlak yok.

Bu tartışmaların hiçbiri değişikliğin kendisini anlatmıyor.

                Düşmanlaştırılmış iki kesim birbirinin kirli çamaşırları üzerinden vatandaşı kamplaştırıyor ve yönetim sistemi değişikliğini bu kamplaştırma üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor.

                Millet düşmanları sazı ele almış, bizim yönetim sistemi değişikliği tartışmamızı yönlendiriyor.

Kol kırılır yen içinde kalır…

Bu mesele bizim meselemiz.

Aile içinde çözülecek bir meseledir bu.

Size ne bizim kendi iç meselemiz.

Ama suç onlarda değil ki.

Bizim siyasilerin beceriksizliğinde.

                Sokakta yetişmiş, mahalle dedikodularıyla, kinle, nefretle beslenen adamlar yönetim sistemi değişikliğinde halkı aydınlatamaz, aydınlatma yetkisi de yoktur.

Artık kesin şu gürültüyü!

Görsel basındaki, sokaklardaki, sosyal medyadaki bu tartışmalardan vazgeçin.

Eşit koşullarda çıkın televizyona.

Millet size bir gününü ayırsın.

Enine boyuna tartışın, millete anlatın.

                Düşünülen değişikliği, resmi gazete mi olur yoksa başka bir kanalda mı olur güzelce bir paylaşın.

Vatandaş okusun, düşünsün, tartışsın ve kararını versin.

Bir ay sonra da sandığa gitsin ve oyunu kullansın.

                Ben inanıyorum ki milleti kendi haline bırakırsak millet sorumluluğu üzerine alacak ve en doğru kararı verecektir.

Milleti kendi haline bırakın artık.

                Çocuksu açıklamalarla, yalan yanlışlarla, “kırk katır, kırk satır” tehditleriyle, millet düşmanlarını öcü olarak göstermeyle milletin tepesini attırmayın.

                Bilgi kirliliğini, fikir kirliliğini, mantık kirliliğini, inanç ve ahlak kirliliğini ortadan kaldırmak için konuşmayın, iş yapın.

Sadece özünü anlatın; özünü.

                Bu milleti ruh hastası yapmaya, birbiriyle düşman etmeye, ülkesi ve milletine karşı ümitsizliğe düşürmeye kimsenin hakkı yoktur.

Bu ülke, sadece içinde yaşayan insanların ülkesi değil!

Bu ülke, umutlarını Anadolu’ya bağlayan herkesin ülkesidir.

Bu ülke, 1,5 milyar Müslüman’ın ülkesidir.

Bu ülke, Türk dünyasının ülkesidir.

Bu ülke, tüm mazlumların ülkesidir.

Bu ülke, umutsuzların umudunu bağladığı (Hıristiyan, Musevi, ateist…) ülkedir.

                Çünkü adaletin tohumları bu ülkenin topraklarında durmakta ve tekrar yeşermeyi beklemektedir. Üzerindeki küllerin kalkmasını bekliyor.

Ama ne yazık ki başkaları bunu bizden daha iyi biliyor.

Bu ülke Mekke’nin, Şam’ın, Kudüs’ün, Bağdat’ın hamisidir.

                Çünkü, Çanakkale şehitleri, Sarıkamış şehitleri, Kutul Amare  şehitleri… bu toprakların tapusunu vermemek için can vermiştir.

                O yüzden bu sistem değişikliği basit bir değişiklik olmadığı için; ilimsiz bir siyasetle yürütülecek bir faaliyet olamaz.

“Hayır” istemezuk, “evet” isteruk, çırpınışları bilerek veya bilmeyerek bu işi sulandırmaktır.

Bırakın bu milleti.

                Şehit torunları olan bu milletin; sandıktan doğru bir kararın çıkmasını becereceğine inanın ve topu millete atın.

 

Allah hayırlısını nasip etsin.