Tokat Mehmet Akif Ersoy İmam Hatip Ortaokulu Soru ve cevaplarımız

53.Kütüphaneler Haftası dolayısı ile Tokat İl Halk Kütüphanesi ile Tokat Mehmet Akif Ersoy İmam Hatip Ortaokulu işbirliği ile öğrencilere İmam Hatip Ortaokulu Konferans Salonunda “Kitap Okumanın Kişisel Gelişimdeki rolü” konulu bir konuşma yapmıştım. En güzel soru soranlara kalemler ve İl Halk Kütüphanesi hediyesi olarak 10 tane  “Engelleri Aşanlar” kitabımızdan hediye etmiştik. Öğrencilere güzel bir kitap kazandıran bu 10 soruyu orada cevaplamıştım. Burada da bir defa daha cevaplayarak o konferansımızda olmayanların da bu soruların cevabından faydalanmasını istedim. Tokat İl Halk Kütüphanesi ve Mehmet Akif Ersoy İmam Hatip Ortaokuluna teşekkür ederim. Gönül isterdi ki bu tür konferans kitap hediye etme etkinlikleri sık, sık tekrarlansın. Bizlerde yazalım, gençlere moral vererek onları motive edelim.

SORU- Sizi Bu seviyeye hangi tür kitaplar getirdi? (Ahmet Tarık Kırış)

CEVAP- Çocukken ünite dergileri okuyarak başlamıştık. Daha sonra gazetelerin çocuk dergisi ekleri, sonrasında ise Üniversite hazırlık dergileri derken dergiler okuyarak geliştik. Kitaplar okuyarak geliştik. Son 10 yılda kişisel gelişim dergilerinde diksiyon üzerine yazılar çıkmaya başladı. Onları okuyarak, düşünerek ve hayatımıza uygulayarak bu seviyeye işitme engelli olduğumuz halde geldik. Sizlerde bu konu üzerinde düşünerek  “ o işitme engelli olduğu halde başarmış, biz engelli değiliz. Bizlerde bu hediye edilen kitapları okuyarak, düşünerek ve uygulayarak okulumuzun amacına uygun olarak iyi hatipler olarak hem dini konularda hem de hayati konularda insanlara bilgi vererek onları aydınlatabiliriz. Okuldan arta kalan zamanlarımızı okuyarak değerlendirelim” diye düşünürseniz hayat gerçekten güzel olur ve benim geldiğim seviyeye siz daha ortaokul ve lise sıralarında gelirsiniz. Tekrar ediyorum ki iyi lider olmanın yolu etkili hatip olmaktan geçer anlayana. Bugün burada sizlere armağan ettiğimiz  “Engelleri Aşanlar” kitabında engelli liderlerin başarısında göreceksiniz ki hitabet en önemli etkendir.

Kişisel Gelişim kitaplarının yanında, romanlarda kahramanların hitap ve etki tarzlarını da analiz ettiğim zaman gördüm ki, roman kahramanlarının başarısı bile hitabette etkili olmalarına bağlı. Sizlere de her tür kitabı hayatınıza artı değer katan bir kitap gözü ile bakarak okumanızı tavsiye ederim.

SORU- Daha önce pes ettiniz mi? Pes ettiyseniz neden devam ettiniz?

CEVAP- Her yerde mutlaka sorulan soru bu. Ben buna pes demeyeyim de, çok zaman insanların dengesiz ve saçma konuşmalarından sıkılarak bir kenara çekilerek uzun, uzun düşünerek bolca okuduğum zamanlar olmuştur. Bu durum bizlere yılmak pes etmek yerine daha çok hayata bilemiştir. Çok çalışan baltayı arada dinlenerek bileyerek yeniden keskin hale getirmek gibi. “İnsanların  hayırlısı insanlara faydalı olandır”  hadisi  gereği, kitaplarımız   okundukça, gazete  yazılarımız  okundukça, konferanslara  davetler oldukça, pes etmemek   gerektiğini ve insanlara faydalı olmanın  bir ibadet olduğunu  düşünerek   gayretle yolumuza devam etmeye  her zaman karar verdik.

Azimli ve kararlı engelliler pes etmezler ama arada dinlenerek okuyarak düşünerek insanlara faydalı olmaya devam ederler.

Genelde gençler engelli olmasa da hemen her şeyden pes ettikleri için pes etmeyen insanları anlamakta zorlanıyorlar. O yüzden de bizim gibi kolay pes etmeyen insanlar ile uzun vadeli iletişim kurmuyorlar. Bu da onların gelişimini engelleyerek daha ileri gitmelerine engel oluyor. Gençlere tavsiyem pes etmeyen azimli insanlar hocaları, akrabaları, komşuları olsun gördükleri zaman onlarla tanışarak onlardan faydalanmaya bakmaları. İlk başlarda azimli gayretli insanlar ile dostluk kurmak zor olsa da sonralarında insanlar alışıyorlar ve bu hayat kalitesi olarak kendilerine yansıyor. Bunu hayat tecrübelerimle görüyorum ve gençlere azimli ve kararlı engellilerle tanışınca onlardan faydalanmalarını, onların hayatını anlatan kitapları okumalarını tavsiye ediyorum.

SORU- İktisat okuduğunuz halde neden kişisel gelişim alanında devam ettiniz? (Hayrunnisa Uyanık)

CEVAP- Çok sık sorulan sorulardan bir tanesi de bu.

Alanımızda çalışma imkanı bulamayınca, yani  “sen engellisin kaymakam olamazsın, müfettiş olamazsın,  hatta üniversitede uzman olamazsın”  gibi resmi engeller ile karşılaşınca bizlerde yazarak insanlara faydalı olmanın çaresini bulduk. Edebiyat insanları daha güzel olmaya, daha güzel yaşamaya, hayattan zevk almaya yönelten bir dal. O yüzden yazmak bizlere ışık oldu. Yazarken hem biz aydınlanıyoruz hem siz aydınlanıyorsunuz. Mesela sizlerde imam hatip ortaokulunda okumanıza rağmen çoğunuz ya mühendis ya başka mesleklerde olacaksınız. Çok azınız ya ilahiyat ya da din kültürü alanına yöneleceksiniz. Bu bir nasip işi yani. Bu ülkemizde çok rastlanan bir durum ve ülkemiz için üzücü. Her insan eğitim aldığı alanda çalışmalı uzmanlaşma ve iş bölümü olmalı ama hayata atılınca bunu uygulamak çok zaman mümkün olmuyor. Sizde hayatın sürprizlerine kendinizi hazırlamanız lazım.

SORU- Bu zorlukları yenerken azimli ve hırslı olmanızın size ne faydası oldu?( Rümeysa Kulaksız)

CEVAP- Azimli ve hırslı olmamız, bizi gerçekten seven insanları mutlu ederken, bizi seviyor görünüp de, sevmeyen kullanmaya çalışan ama kullanamadığı zamanlarda da sinirlenen insanlara bizim de değerli insanlar olduğumuzu gösteriyor. Toplumda bazı kesimler sanıyor ki, görme ve işitme engellilerde zihinsel engelli, onları kolayca kandırabilir ve kullanabiliriz. Buna mükabil bizler çok okuyarak hem ibadet ettiğimiz gibi hem de çevremizdeki insanlara engellilerin de normal insan gibi hatta onlardan daha çok okuyarak gelişebileceğini gösterdiğimiz için mutlu oluyorum. Gerçi çok insan anlamasa da bizi bizden iyi bilen Allah’ın bizleri anladığına ve sevdiğine olan inancımız bizim, bizi kabullenemeyen insanlara karşı daha güçlü olmamızı sağlıyor.

Gençlere,  engellilere azimli olmalarını, inanmadıkları hiçbir şeyi başkalarının hatırına kabul etmemelerini ve kendilerine değer vermeyen insanlara da asla değer vermemelerini tavsiye ederim. Değer vermeyen insanlara değer verdiğimiz zaman hem onların şımarmalarına sebep oluyoruz hem de kendimizi değersizleştirmiş oluyoruz. Kendimize değer vermemiz asla bencillik değil. Bencillik kendini üstün görerek başkalarının mağduriyetinden faydalanmaya çalışmaktır. Hâlbuki karşısındakini seven insan “ beraber yükselelim”  derken hayatta çoğunlukla yükselemeyen insanlar, insanlık olarak  “beraber yükselelim “ diyen insanlara inat  “gel beraber alçalalım, sende yükselme bende” diyorlar. Bunun farkına bile varamıyorlar. Seviyesizlik dediğimiz olgu burada ortaya çıkıyor. O yüzden azimli olmak bana hayat sevgisi aşıladı ve boş insanlardan uzak kalmamı sağladı. Daha güzel kitaplar okuyarak gelişmemizi, çocuklarımızın da gelişmesini sağladı. Gelişimi maddi şeyler elde etmek ile zannedenler ise tabii ki bunu anlamakta zorlanıyorlar.

SORU- Bu ilim ve yetenek nereden geliyor? İnsan isteyince oluyor mu?( Salih Arslan)

CEVAP- Sorunuzun cevabı da sorunuzda saklı Salih kardeşim. İnsan isteyince hayal bile edemediklerini elde edebiliyor yani. Dediğim gibi ben sizin yaşınızda iken bana deselerdi ki, sen ilerde engelli olmana duymamana rağmen gelişecek ve hitabette ilerleyecek ve ilinde imam hatip ortaokullarında konuşmalar yapacaksın? Dese adamın benle alay ettiğini düşünürdüm. Çünkü bizlere öğrenilmiş çaresizlikle, engelli şiir okuyamaz, yazamaz, müsamerelere katılamaz önyargısı bizzat ailemiz ve öğretmenlerimiz tarafından aşılanmıştı. Bunların yanlış olduğunu fark ettiğim anda isteyince ama isteyerek harekete geçince hayal ettiklerimizin bile hiç de zor olmadığını görüyoruz. Bunun için de başkaları değil bizler inanacağız. Biz inanalım tüm dünya inanmasa da olur. İnanan harekete geçen ve kendine inananı de gerçekten seven insanlar her zaman başarıyı yakalar. Başarı ev araba para değil, yokluklar karşısında bile huzurlu olma ve önce mutlu olma sonra da “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” hadisine uyanlarındır. Çok iyi maddi durumda olup da akşama kadar onu bunu üzmek ve dalga geçmek başarı mıdır?

İnsan inanmadan bir şeyin peşinde koştuğu zaman burada samimi olmadığını davranışlarından anlarız. Derler ki “ imamın dediğini yap, yaptığını yapma” ama insanın samimiyeti davranışlarından belli olur. Samimi olmayan insan samimi olan insanı anlayamaz ve kendi doğrularını inandırmak yerine ikna etmek yerine dayatmayı tercih eder. Karşısındaki insanı ikna edemeyince de  “ ben niye ikna edemedim”  demez, “ sen beni dinlemiyorsun” der ve hatta küser de. Bunun için azimli insan dayatmalara karşı çıkarak güçlü olduğunu hissettirir. İnsanlar engellilerin hayatından ibret almak, onları anlamak saygı duymak yerine, onlara dayatmada bulunup, isteklerini kabul ettiremeyince kızmayı tercih edince hayatın sıkıntılarını da kabul etmiş oluyorlar. Bunun farkına varmak beni şaşırttı.

Bu kararlı tavır insanın okuyarak bilgi sahibi olması ve bilgisini de hayata uygulaması karar ve azminden meydana geliyor ki, çok okumayan ve hayatı sadece dedikodulardan öğrenmeye çalışan insan bunu anlayabilir mi? Okumak ibadettir ve Kur-an’ın anlamı “okumak” tır ilk ayette  “Oku” der. Bazı ayetler  “kaleme and olsun” diye başlar. Anlayana…

SORU- İlk yazdığınız kitap nedir? (Mert )

CEVAP- internetin yaygınlaşması ile beraber, başka şehirlerde yaşayan benim gibi başarılı işitme engellilerle internette tanışarak onlarla röportajlar yapmış, bunu Tokat Gazetesinde ve bloglarımda yayınlamıştım: Daha sonra bunlar kitap olunması isteyince Türkiye İşitme Engelliler milli Federasyonu Başkanı eski Başkanı Yunus Bayraktar gayretleri ile Diyanet Vakfınca 1000 tane “sessiz dünyadan esintiler” olarak yayınlandı. Bu kitabın  arkasında bir bilge ile Üniversite sınavına hazırlanan bir gencin gelişim sohbetlerini anlatan “Üniversite kapısında  beklerken”  adlı Tokat Gazetesinde de zamanında  bir iki defa yayınlanan romanım da vardı. 2006 yılında yayınlanan bu kitabın mevcudu kalmadı ve yeni baskısı da yapılmadı. O günden bu yana 5 kitabımız yayınlandı ve toplamda 5 kitabımız 14 bin baskı yaptı. Bu sayı zamanla artıyor. Bir kitabımız elden ele dolaşarak okunuyor. Zamanla yeni kitaplarımızla okur sayısı artacaktır. 2014’te yayınladığımız “Engelleri Aşanlar” 3 yılda 8 bin baskı yapan bir kitap olmuş ve Üniversitelerde de yardımcı ders kitabı olarak okutulmuştu. Kitaplarımız tanındıkça fuarlara Üniversitelere konuşmaya davet edildikçe kitaplarımıza olan talepte artacaktır muhakkak.

SORU- Okuduğunuz kitaplar hayatınızı nasıl etkiledi?( Rümeysa )

CEVAP- Dediğim gibi daha önce lise 1 de 2 sene üst üste kalmışken kitap okumayı sevmem sayesinde önce liseyi tamamladım. Sonra genel kültürümün artması sayesinde Üniversite giriş sınavlarında ilçe 3’üncüsü olmuştum.  Daha sonra okumayı sevmem sayesinde yerel basında okunan bir yazar ve kendini ifade edebilen bir engelli oldum. Sonunda kitaplar yayınlayan insan olduk. Bu çocuklarımıza da yansıdı ve onlarda çok kitap okuyan insan oldular. Okumak gerçekten faydasına inanılarak okunur ve okunan üzerine düşünülür ve uygulanırsa insana artı değerler katıyor. Tabii ki kitap okumayan insanlar kitap okuyarak geliştiğimiz kolay, kolay kabullenemeyerek kitap okumanın boş işler olduğunu iddia eden de çok hem de ilk emri oku olan bir dine çok bağlı olduğunu iddia edenler tarafından. Çünkü o insanlar Kur’an ı anlayarak okumadıklarından ve kulaktan dolma bilgilerle öğrenmeye çalıştıklarından doğru öğrenemiyorlar dini konuları.

SORU- Hiç duymuyorum diye dünyadan korkunuz oldu mu? (Nazenin)

CEVAP- İnsanı kötülüklerden Allah korur. Zaman, zaman insanların alaylarından bıktığımız usandığımız olmuştur ama hemen ardından dostlarımız kitaplarla dostluğumuzu artırınca hayat daha güzel gelmeye başlıyor. Aslında o alay eden insanlara sorsan bizi sevdiğini söylerler onlara göre sevgi alay etmekle karışık bir duygu.  Hâlbuki değer verdikleri önemsedikleri insanlara daha saygılılar. Öyle olmak zorunda hissediyorlar.  Hâlbuki gerçek manada yazarı seven insan kitaplarını bedava istemez. Satın alarak çevresine hediye eder. Ama günümüzde “biz seni seviyoruz ama sen bize kitaplarını hediye etmiyorsun ki” diyen çok. Sanki kitaplar bedava basılıyor. Ama esnaf olan akrabalarından bir şeyi bedava alamıyorsun. İnsanları o esnaftan alış verişe teşvik ediyorsun sonra da  “ engelli yazar akrabam ve arkadaşımla esnafı eşit seviyorum” diyerek engelli ile alay ediyorlar. Bunun tabii ki bir bedeli olacak ve alay ettiklerimiz zamanla bizimle alay edecek konuma gelecekler. Bence hakiki dindarlık  namaz, oruç, hac  ibadetini  yapıp da  okuyan yazanla alay eden değil, okuyan yazan ve  gerçek  manada ilmin yayılmasına  sebep olan  insanlardır. “Âlimin bir anlık kitaba bakması abidin 70 yıllık ibadetinden hayırlıdır” gibi büyüklerimizin sözleri okumayı yazmayı sevmenin öneminden bahseder. Biz bunu anlayınca korkularımız önce Rabbimize sonra da dünyaya olan korkularımızı umuda dönüştürüyor. Dünyadan korkmak yerine dünyanın güzelliklerini görmeye okuduğumuz kitaplar sayesinde alışıyor insan. Okumayı sevmeyen insanın bunu anlamazı da zor zaten.

SORU-İşitmediğiniz için sizinle dalga geçiyorlar mıydı? (Merve Nur İkikat)

CEVAP- Daha önce de anlattığım gibi alay etmek sadece engellilere karşı değil herkese karşı yapılan ama cahil insanın  “şaka yaptım anlamadı” dediği bir davranıştır. Alay etmeler kıskançlıklar ile beraber  “ben yapamadım sen yaptın neye yaptın? İkimiz eşitiz ben yapamadın yaptın sen alay edilmelisin “ tavrında davranışla verilen bir mesajdır. Esasında da  “ben senin kadar başarılı olamadım, sen beni küçümsemeden ben seni küçümseyeyim belki cahilliğimi zavallılığımı örter bu davranışım”  mesajı verir ama esasta örtmeye çalıştığı cehaleti seviyesizliği ve basitliği ortaya çıkar. Bunu akıllı idraki açık her insan rahatça anlar. Ne acınası ne zavallı insanlardır onunla bununla alay edenler. Zaten Kur’an böyle davrananları ayetlerde anlatmış ve tefsirlerde âlimler bunları genişçe yorumlamışlardır. Alay eden insanların tutumları bizi daha güzel şeyler yazmaya teşvik eden davranışlar oluyor. Sizlerde dalga geçen insanlara inat daha çok okuyun, daha çok çalışın ve daha başarılı olarak başarılarınızla dalga geçenlere cevap verin.

SORU- Gençlerden beklentiniz neler?

CEVAP- Gençlerden beklentimiz Okumayı sevmeleri, okuyan insanlarla daha çok muhatap olmaları ve onların daha çok insan tarafından tanınması için okullara konuşmaya davet edilmesinin sağlanması. Bir yerde insanlara rehberlik eden insan olduğunu duydukları zaman onlarla tanışmaları konuşmaları bilmedikleri güzellikleri öğrenmeye bakmaları. Okullarına gelen yazarları sadece dinlemekle kalmayıp sorular sormaları, konferanslar dışında da onlarla muhatap olmaya, onlardan faydalanmaya bakmaları.

Onların kitaplarını alarak okumaları, okuduktan sonra da kitapları anne ve babalar başta olmak üzere çevre ile paylaşarak onlarında okumalarını sağlamaları ve kitap okumayı bir hayat felsefesi olarak görmeleri.  İnsan yazarlardan faydalanamıyorsa bari onlara duydukları olumsuz duygularını hakarete kadar varan davranışlara dökmeden davranmaları ve sıkıştıkları zaman da sevmedikleri halde  “onu seviyorum” dememeleri. Sevgi kutsal bir duygudur ve yalanlara asla alet olmamalı. Sevgi o kadar kutsal duygudur ki hakikaten sevdiklerimize vermeliyiz sadece. Yazarı gerçekten seven O’nun çilelerle zorluklarla yazarak, sonrasında yayıncılarla bir savaşçı gibi mücadele ederek bastırdıkları kitaplarını değerini vererek almaları ve çevresindeki insanların da okuması için hediye edebilmeleri. Ama ne yazık ki çok insan okumayacakları halde yazarlardan hediye kitap beklemekte ve konferansa davet ettikleri yazarların dedikodusunu yaparak, onlardan faydalanmak isteyenlere de engel olmaya çalışan çok sözde iletişimcilere de rastladık. Sadece onlar adına üzüldük. Senin sevemediğin faydalanamadığın insanlardan bari başkalarının faydalanmasına engel olarak hem kendine hem yazara hem de onlardan faydalanmak isteyenlere kötülük etme bari. O yüzden insanlara başkalarının sözleri ile değil insanları kendi gözlemleri ve bakışları ile değerlendirmesini tavsiye ediyorum. Başkalarını n gözlemleri ve fikirleri ile insanları tanımaya bakmak büyük pişmanlıkları getirir.

Okumaya ve insanları gerçekten sevmeye bakmanın insanı geliştireceğine inanan bir insan olarak bunu geçlere tavsiye ederim. Tüm gençleri seviyor ve gerçek manada ülkesini seven insanın çok okuyan ve insanları seven ama hakiki manada seven insanlardan çıkacağına inanıyorum.

 

Herkese çok kitap okuma dolu günler dilerim. Güçlü ülke kitap okuyanı çok yazarlarını hakiki manada seven insanların çok olduğu ülkelerden çıkar.