NİKSAR’LI ÖĞRENCİLERİN SORULARINA CEVAPLARIMIZ

53. Kütüphane haftası dolayısı ile Niksar İlçe Halk Kütüphanesinin davetlisi olarak Niksar’da bir Halk Eğitim Merkezi Konferansa salonunda liseli ve ortaokul öğrencilerine 30.Mart.2017 tarihinde  bir konuşma yapmış   ve güzel soru soran öğrencilere  “Engelleri Aşanlar” ve “Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırları” adındaki kitaplarımızı hediye edeceğimizi  söylemiştik. Bunun üzerine öğrenciler bizleri soru yağmuruna tutmuş, onlarca soru sormuştu. En güzel soru soran 3 öğrenciye kitaplarımızı hediye etmiştik.

Sorulardan 15 tanesini seçerek burada cevaplayalım da, konferansımızı dinlemeye gelemeyen insanlar sorularımızın cevabını buradan okuyarak faydalansın istedim. Onlarca sorudan 15 tanesini seçerek cevaplıyorum.

SORU- Kitaplarınızı yazmanızda etkili olan faktörler nelerdir?(Semanur Altay)

CEVAP- “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” hadisi şerif beni kitaplar yazmaya yöneltti. Konuştuğumuz zaman konuşmamız hemen unutuluyor. “Söz uçar yazı kalır” misali yazdıklarımızı seneler sonra bile insanlar okuyor. Kitaplarımızı dedeler torunlara miras bırakabiliyor. İkinci etken ise çok zaman başarılı insanların başarılarını insanlar bilmiyor ama gençler başarılı insanların başarılarını öğrenerek kendileri de başarılı olmaya bakmalılar. Bu yüzden başarılı olmuş insanların hayat hikâyelerini başarılı olmak isteyenlerle tanıştırmanın gençlere güzel hizmet olacağına inanıyorum. Bu yüzden kitaplarımızı yazdım. İnsanların kitaplarımıza olan ilgisini görünce yaptığımız işin sanırım önemi de anlaşılmış oluyor.  İnsanlara yazarak ve böyle konferans davetleri olunca konferanslar ile faydalı olmak mutluluk verici. Sizlerin de kitaplarımızı okuyarak başarılı olmak isteyen arkadaş, akraba ve komşularınızla paylaşmanız bu güzel işlere ortak olmanızı sağlar.

SORU- Okuyuculuktan yazarlığa geçişiniz nasıl oldu? İlk yazdığınız eserler ve düşünceleri bugün nasıl değerlendiriyorsunuz? (Ahmet Taner Atilla)

CEVAP- Ortaokul ‘da Açılan şiir yarışmasında Türkçe Öğretmenimizin benim şiir yazdığıma inanamaması üzerine şiir yazmaya başladım. Öğretmenlerimden bir tanesinin yerel basında yazmamı tavsiye etmesi üzerine yerel basında yazmaya başladım. Sizlerde öğretmenlerinizin güzel tavsiyelerine uyarak onlardan faydalanın. Size inanmayan insanlara ise aldırış etmeyerek yazmaya devam edin. Herkesi sizin yazdığınıza ve güzel şeyler paylaştığınıza inandırmak zorunda değilsiniz. Siz yazdıklarınızı beğeniyorsanız yazarsınız.

İlk yazdıklarım bugün bana çocukça gelmesine rağmen demek ki çocuk duygularımı iyi yansıtmışım diyorum. O ilk yazdığımın üzerinden 35 yıl geçmiş. Bu sürede okuduklarımız, yazdıklarımız bizi geliştirdi tabii ki. Her yazıya yazıldığı zamanın şartları ve yazanın yaşı bilgisine göre değerlendirsek o zaman daha sağlıklı yorumlar yapmış oluruz.

SORU-İktisat okuduğunuzu söylediniz. Peki, neden Edebiyat gibi bir şey okumadınız da iktisat okudunuz?( Gizem Atilla)

CEVAP- Edebiyat sevgisi evrenseldir. Yazmak başladığınız zaman bir tutkudur.  Bugün mimar mühendislerde yazılar yazıyorlar. İnsanlarımızın çoğu aldığı eğitim alanında çalışamayınca  veya  işinin yanında  bir tutku, bir uğraş istediğinde  ben edebiyatla haşır, neşir olarak insanlara da  başarı hikayeleri  anlatarak onların ufuklarını  açarak mutlu oluyorum. Bence her meslek sahibi mesleğinin yanında şiir, hikâye başarı hikâyeleri okuyarak,  bunları yazarak, anlatarak paylaşmalı ki insanlık gelişsin. Hayat paylaşmaktır. Paramız pulumuz yoksa sevgimiz ve bilgimizi paylaşmak bile insana “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır”  hadisini yerine getirmiş olmamıza sebep olur. Faydalı olmak için sevgimizi ve bilgimizi paylaşmak bile zenginliktir. Benim buraya gelerek  bilgimi  sizinle  paylaşmamın  mutluluğu gibi…

SORU- Mesleğinizi ve yaptığınız işi seviyor musunuz?(Mihriban Kılıcin)

CEVAP- Mesleğimizi ve yaptığımız işi sevmesek çevremizin alaylarına ve küçümsemelerine rağmen ısrarla azimle ve gayretle bu işi yapmaya devam etmezdik herhalde. Bu kadar sabrımızın mükâfatını da ilerde Allah verecektir mutlaka diye umutla mesleğimizi ve okumayı yazmayı sevmeye devam. Bana sık sorulan “niye emekli olmuyorsun” sorusunu o yüzden hakaret kabul ederim. Çalışan insana  “ niye emekli olmuyorsun?” demek bir nevi “niye tembel olmuyorsun” demek gibi bir şey. “Mesleğini seven ve faydalı olan insanlar kanunların verdiği yaş sınırı dolana kadar ve insanlara faydalı olduğu müddetçe çalışarak gençlere bilgi ve sevgisini aşılamaya devam etsin” derim.

SORU- Kitap okumanın öğrenci için önemi nedir?( Melike Ergökmen)

CEVAP- Okuyan öğrenciler hem okulda başarı yakalar, hem de ilerde bu okumaları hayat mücadelesinde zorluklar ve seviyesiz insanlar ile mücadelede gerçekten işe yarıyor. Çok okumak demek hayatımızın kolaylaşması demek,  hem öğrencilikte hem de hayatta. Bugün geriye ve çevreme baktıkça “İyi ki okumayı sevmişim ve keşke daha çok okusaydım” diyorum. İnsanlar zamanında okumadıklarından seviyesiz davranış, söz ve tutumları ile çevrelerine faydalı olmayı bırak zarar veriyorlar. Bunun sebebi okumamaları okuyanlarında insanlara faydalı olmak için değil  “Okuyor” desinler diye okumaları hayatlarına renk katamamalarından kaynaklanıyor. Okumak demek hayatı anlamak ve rahat yaşamak çevresine faydalı olmak demek varsın insanlar anlamasınlar.

SORU- Okumak dediğiniz ne demek? İki kapak arasındaki yazı mı? (Mustafa Niksarlı)

CEVAP- Çok güzel bir soru. Okumak demek tabii ki iki kapak arasında yazı değil. Kâinatı okumak. İn sanları okumak. İyisi ve kötüsü ile insanlardan dersler çıkarmak. Kötü insanlara baktığımız zaman kendi halimize şükretmek. Engelli insanlara yardımcı olmak ve sağlamlığımızla şükretmek yerine engellilerle alay edenleri görünce halimize şükretmek de kâinat kitabını güzel okumak anlamına gelir. Hayatta her olay, her insan bir kitap demektir. Hayatta göremediklerimizi de kitaplardan okuyarak hayatımızı kolaylaştırmaya çalışmak da en güzel kitap okumak anlamına geliyor. Bu güzel sorunuz için size teşekkür ederim.

SORU-Çevrenizdeki olumsuzluklara karşı nasıl mücadele ettiniz?(Gülçiçek Katar)

CEVAP- Çevremizdeki olumsuzluklara karşı, onları dinlemeyerek,  sevmediğimiz konuşmaları ve davranışları yapanları önce uyararak sonra da eğer gene de bizi dinlemezlerse onlardan uzak durarak ve gerçek manada bizi seven ve saygı duyan maddi ve manevi olarak destek olan insanlar ile daha çok muhatap olarak zorluklarla başa çıkmayı öğrendik. Sadece bizi sevdiğini söyleyene değil bunu davranış ve tutumları ile de gösteren insanlara daha çok ilgi göstererek bu zorluklarla mücadele ettik. Sonunda bu mücadele etmek hayatın en sıradan hadisesi oldu ve bizlere yaşama sevinci verdi. Olumsuzluklar aslında bizleri daha da başarılı olmak, daha çok insana faydalı olmak hususunda daha gayretli çalışmamız hususunda motive eden şeyler. Bu yüzden olumsuzlukları hayatımızı yön vermemiz ve olumsuzluklardan ve olumsuz insanlardan uzak durmamız için evrenin bize uyarısı kabul ederek  “nerede hata yaptım da bu insanlar ve olumsuzluklar bizi buldu?” diyerek olumsuzluklardan ders almaya bakarım.

SORU- O kadar çok şey yaşamışsınız ki,  hiç vazgeçtiğiniz zaman oldu mu? Bunu nasıl aştınız? (Şevval Başalan)

CEVAP- Zaman, zaman insanların bizi anlamamasından ve olumsuz davranışlardan dolayı depresyona girdiğimiz ve yalnız kalmak istediğimiz zamanlarda bile insanların üzerimize çok gelerek  “ yangına benzinle gitme” tabiri ile alay ettiklerine şahit olduk. Bir kenara çekilerek hayatımızın olumsuzluklarını sorguladığımız, insanlarla bir daha muhatap olmama kararı aldığımız zamanlar oldu ama sonunda faydalı olduğumuz, teşekkür aldığımız, dualarını aldığımız insanları gördükçe hayata yeniden bağlılığımızın arttığını fark ederek olumsuz insanlardan uzak durarak hayata devam ettikçe Zaten psikologlar ve yaşam koçları da insanlara mutlu olabilmeleri için olumsuz duygularla dolu insanlardan uzak durmamızı tavsiye ediyor. Olumsuzluklar bizi sarssa da yere düşmediğimiz müddetçe ki yere bile düşsek ayağa kalkarak hayata devam edeceğimize inanarak yolumuza devam etmeliyiz. Bizi gerçekten seven insanları iyi tanıyarak onları küstürmemeye bakmak hayatımıza kalite katar. Olumsuz olaylar karşısında birilerini suçlu ilan ederek onlara küsmek darılmak da basit insan olmanın belirtisidir. Kimseyi suçlamadan hatalarımızı görerek onları düzelterek hayata devam edelim. 

SORU- Kitap sizi geliştirmiş, hayal gücünüzü beslemiş,  peki hayal gücünü kaybetmeye yüz tutmuş gençliğe, kütüphane dışında ulaşmak için tavsiyeleriniz nedir?(Gülfe Yılmaz, Niksar Anadolu Lisesi Tarih Öğretmeni)

CEVAP- Okumak için illa kütüphanelere gitmek gerekmiyor. Mesela kitaba en muhtaç olduğu zamanda burada en güzel soru soran 3 kişiye kitap hediye ettik. Bu kitapları okuyan öğretmenlerde öğrencilerine, öğrencilerde arkadaşlarına verseler bir kitaptan en azından 3 kişi faydalanır. Gençlerde kendilerine kitap hediye eden veya kendisine kitap ödünç veren insanları üzmeden ve onlara olumsuz bakmadan onların sevgisini karşılar ve ders kitaplarını da severek okurlarsa kütüphaneye bile ihtiyaç kalmadan bilgi sahibi olurlar. Mesela benim kitaplarımı yayınlayan yayınevi bana diğer yazarlarının kitaplarını hediye ederek onları yorumlamamı ister. Bu da kütüphaneye ihtiyaç duymadan benim hayal gücümün gelişmesi demek. Gençlerde okula gitmiyorlarsa okula giden yeğenlerine ait kitapları okuyarak gelişebilirler.

“Engelleri Aşanlar” Kitabımı Tokat Pazar ilçesi İstanbul derneği yardımı ile Pazar’da her liseliye hediye etmiştik. Öğrencilerden çok yeğenlerin, anne ve babaların kitaptan faydalandığını görmek bizi mutlu etmişti. Yani anne ve babalar kütüphaneye bile gitmeden çocuklarının ders kitaplarını, onlara armağan edilen kitapları okuyarak kütüphaneye ihtiyaç duymadan hayal güçlerini geliştirebilirler. Yeter ki insanlarımız bilgi ve sevgi ile olduğu kadar kitaplarını da çevresi ile paylaşmasını bilsinler.

SORU- Hayatta karşınıza çıkan engellere karşı yılmamış ve çevrenizdeki insanların tepkilerine karşı yine de ideallerinizi gerçekleştirmişsiniz.  Peki ya hayatta vazgeçtiğiniz, yıldığınız oldu mu? Olduysa o anları nasıl toparladınız? Kısaca hayat felsefeniz neydi?

CEVAP- Tabii ki yakın zamanda bile her şeyden gönüllü görevlerimizden el çekerek bir köşede bolca okumak istedim. Bizlere “seni kimse okumuyor” diye dalga geçende oldu. ”boş şeylerle uğraşıyorsun” diyen de. Ama onlar olaylara kendi bakış açısından bakıyorlardı. Kendi okumadığı zaman başkaları da okumuyor zannetmek zavallılık değil midir? Bizden faydalanmak istemeyeni ciddiye alarak bizden faydalanmak, yazılarımızı okuyarak hayata daha umutla baktıklarını söyleyen ve burada konferansta olduğu gibi faydalanan ve kafalarının takıldığını soran sizler ile buluşmaktan kaçınamazdık. Bir kişi bile bizden faydalansa yeterli. Bu yüzden olumsuzlukları  “ bizden faydalanan, bizi dinleyen ve okuyan insanlarda var” diye düşünerek okumaya yazmaya ve insanlara faydalı olmaya devam edeceğiz. Mesela buraya gelmeden önce ziyaret ettiğim bir yerde bir genç kız yanıma gelerek  “Bundan 5 yıl önce Üniversitede konferans vermiştiniz,  çok faydalanmıştık. Unutmadık, “ diyerek gülerek bizi sevdiğini ve faydalandığını davranışları ile göstermesi ve ikramlarda bulunması hem beni hem de oradakileri şaşırttı ve mutlu etti. O zaman insanlara faydalı olmanın hazzını tattım. Hâlbuki ben o konferansı tarihini çoktan unutmuştum. Demek ki faydalanan hatırlıyor ve seneler sonra olsa da bizlere dua ediyorlar. “İyilik yap denize at balık bilmezse halık bilir” diyen atalarımız boşuna dememişler.

SORU-Bu yörede fark ettiğim bir algı var. Okuyamadığımız ve bir meslek sahibi olamadığımızda bir esnaf olduk diyelim. Bu işi kötülüyorlar. Bu algıyı nasıl değiştirebiliriz? (Ömer Akatay)

CEVAP- İnsan her meslekte, eğer mesleğini severek yaparsa kutsaldır. Herkes okumak yüksek öğrenim görmek zorunda değil ama herkes başkalarına faydalı olamıyorsa de en azından zarar vermeden yaşamak zorundadır. Bu yüzden bazı insanların işi gücü çevreye olumsuzluklar yaymak, insanları üzmektir. Bu o insanın ruhsal hastalıklar taşıdığını ve rahatsızlık duyduğunu gösterir. Bu kişilerin hasta olduklarını kabul etmemeleri de hastalığın şiddetini gösterir. İnsanın asil olanı başkalarına faydalı olandır. Faydalı olamayan da zarar vermemeye bakmalı. Başkalarına zarar vermekten mutluluk duyan insan mesleği ne olursa olsun  “hasta ruhlu insandır” ve toplum bu kişilerden uzak durarak ona toplumsal tepki göstermelidir. Ne yazık ki,” bozacının şahidi şıracı olur” misali gelişmek istemeyen insan davranışları ile böyle insanları   “kendilerini değerli hissetmelerine sebep olacak şekilde”  desteklemektedirler. O yüzden toplumumuz gelişmekte zorlanıyor. Özü ve sözü bir olmayan insanlar hastalıklı toplumumuzu gösteriyor. Bundan da en olumsuz etkilenenler sizin gibi meslek seçme aşamasında insanlara oluyor.

Daha önce de anlattığım gibi bizlerde olumsuz düşünen insanlardan uzak kalarak mesleğimize odaklanır ve severek mesleğimizi yaparsak hayat bize rahat ve mutlu gelecektir. Ne kadar çaba harcasak da insanları değiştirmek mümkün olmuyor. Biz kendimizi değiştirmeye geliştirmeye devam edelim. Varsın hastalıklı insanlar ne derse desin. Atalarımız  “Elin ağzı torba değil ki büzesin” der.

SORU- Karşılaştığınız engellerden çıkardığınız dersleri eserlerinize yansıdı mı? 

Engelli kardeşlerimize sosyal alanda önerileriniz nelerdir? (Hatice Çoban)

CEVAP- Tabii ki burada anlattıklarımızı daha geniş ve örneklerle eserlerimizde anlatarak hikâye mektup olarak, şiir olarak gençlere, engellilere anlattım. Kitaplarımızı okuyan insanlar da bu mesajları alarak, kitaplarımızı çevreleri ile paylaşmaktadırlar.

Engelli kardeşlerim ize engelliyim diyerek sosyal faaliyetlerden uzak kalmamalarını spor kulüpleri ile konferanslara katılarak sosyal etkinliklere katılmalarını, katılamayacak derecede engelli olanlarda ailelerin desteği ile katılmasının sağlanması önemli. Bu engellilere güç verir. Kitap okumayı sevmek de engellilerin hayata daha çok bağlanmasına ve bilgi sahibi olmasına sebep olur.

SORU- Hayatınızdaki engelleri hangi duygularla aştınız? (Gökdeniz Kaba)

CEVAP- “İnsanlara ve gençlere faydalı olmak, onların görüş ufuklarını açmak ibadettir” duygusu ile zorlukların üstesinden gelmeyi başardık. Bir insan güzel bir şey yaparsa takdir edenden çok eleştiren bulunur.  Çünkü takdir etmek asil insan, her şeye olumsuz eleştiride bulunmak ve insanları aşağılamak, engellileri anlamamak ise sefil insan işidir. Parası olmak ya da çevresi olmak insanı asil yapmaz. Asalet davranışlarla olur.  Bu yüzden asil insan olmak için para ve çevreye değil insani duygulara sahip olmak gerekir. Mantıklı düşünemeyen ve bu çerçevede yaşayamayan insan sefil insandır. Sefil olmamak için de arada geriye bakarak ben insanlara faydalı mı oluyorum yoksa zararlı mı diye?” sorgulamak en iyisidir.  “İki günü birbirine denk olan ziyandadır” “İnsanların en iyisi insanlara faydalı olandır” “Sağır insana lafı iyi anlamasını sağlamak sadakadır” gibi hadisler meseleyi iyi anlamamıza sebep olur işte.

SORU- Şu an kitap yazmış olsanız neyin üzerine kitap yazarsınız?(Murathan Taşçı)

CEVAP- Şu an yayın bekleyen kitaplarımız var. Bence en büyük sorunumuz özgüven sahibi olmayan bir toplum olmamız. İnsanlarımızın engellilere yardım etmek yerine alay etmeye çalışması onlar ile kafa bulması o insanın özgüven noksanlığının en üst düzeyde olduğunu gösterir. Tabii ki insan bunun farkına varamıyor. Özgüvenli insan kendi yaptıklarını insanların faydalı olması üzerine Kur-an ve insanları gerçekten çıkarsız seven ve bunu yaparken de karşılık beklemeyen ve  “insanları mutlu eden Allah’ı razı eder, insanları üzen bir defa engelli ve yaşlı muhtaç insanları üzen ise bin defa Allah’ın rızasından mahrum olan insandır” diye düşünen ve bunu hayat felsefesi yapan insandır. Bu yüzden  “özgüven okulu” adını verdiğim çalışmam ile okumanın önemini anlattığım “okumakla var oldum” adlı kitaplarım yayın beklemektedir. Sizler ilerleyen zamanlarda inşallah kitaplar çıktığı zaman okuyarak faydalanırsınız.

 

“Sağır Öyküler”  ve hayatımın 20 yılını anlattığım  “ Anne sesler nerede” kitabım da yayınlanmayı beklemektedir. Bunun yanında Üniversitelilere mektuplar,  Üniversite adayına mektuplar, Engelli dostlarıma mektuplar” “Oğluma mektuplar”,”Kızıma mektuplar”    v.b çalışmalarım ise kitap olmayı bekliyor. Sabırla ve özgüvenle bu çalışmalarımızın kitap olmasını bekliyoruz.