EĞİTİM ve ASALET

Yakın tarihte yaşanan bazı sorumsuzca davranışlardan birkaç örnek vererek bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

                CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, özel bir radyo kanalında “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” üzerinde konuşurken, tarihi bir gafa imza atmıştı. 16 Nisan’da halk oylamasına sunulacak cumhurbaşkanlığı sistemiyle başbakanlığın kaldırılacağı dahi bilmeden “Hayır” kampanyası başlatan Kılıçdaroğlu, iki ayrı partiden cumhurbaşkanı ve başbakan çıkması durumunda kavga çıkacağına dikkat çekerek, bir de “Neden millete anlatılmıyor?” demişti.

                CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Balıkesir ve ilçelerindeki programları kapsamında Bandırma'ya gitti. Kılıçdaroğlu'nu taşıyan uçak Bandırma 6. Ana Jet Üssü'ne indi. Kılıçdaroğlu'nun burada askeri bir törenle karşılandı. Hem asker hem de Kılıçdaroğlu böyle bir törenin yasalara aykırı olduğunu bile bile bu görüntünün ortaya çıkmasına neden olmuştur.

                Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şükrü Karatepe, canlı yayınında yaptığı açıklamada “Niye yazılı madde koydun diyorlar yazılı koyacaksın tabi. Artık kuvvetler ayrılığı dediğimiz şey var ama mecliste hükümet yok. Hükümet gelip mecliste oturmayacak” dedi.

                Ahmet Hakan bu açıklama üzerine Şükrü Karatepe’ye “Yazılı soru “Başkana da sorulamayacak” sözleriyle yanıt verdi. Karatepe ise Ahmet Hakan’a “Başkana sorulamıyor tabi, öyle bir ayrıcalık tanıdık. Başkan yani sonuçta.” ifadelerini kullandı.

                Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Şükrü Karatepe, 18 maddelik anayasa değişikliğine ilişkin ise “Uygularız 3 sene 5 sene, baktık olmuyor, toplanır parlamento tekrar değiştirir” ifadelerini kullandı.

                CHP'li Bozkurt, "Diyelim ki ‘evet’ çıktı, kimse heveslenmesin. Biz yine Samsun'dan başlarız, Amasya'ya gideriz, Sivas'a gideriz, Ankara'ya geliriz. Buradan İnönü'ye Sakarya'ya Dumlupınar'a..." diye konuşan Bozkurt, "Ulan sizi İzmir'e kadar kovalamazsak anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın. Sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de bütün emperyalistleri de yine İzmir'den denize dökeriz" demişti. " ifadelerini kullandı.

                Referandumda 'Evet' diyeceklere söylenmiş herhangi bir sözünün olmadığını ifade eden Bozkurt, "Bakın burada söylediğim çok net. Bakın bu bir bölünme tuzağı içeriyor. Bu tuzağı kuranlar heveslenmesin anlamında. Kimse heveslenmesin biz sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de İzmir'e kadar kovalar emperyalistleri de denize dökeriz dedim. diye konuştu.

                CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, 16 Nisan'da düzenlenecek referandum ile ilgili skandal bir açıklamaya imza attı. Baykal, "Halk oylamasında 'hayır' çıkması durumda, 1922'de İzmir'de düşmanı denize dökmüş gibi sevineceğiz" dedi.

                CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Anayasa değişikliği paketine eleştirerek, "Böyle bir yetkiyi peygambere versen peygamberi bozarsın" sözlerine hükümetten tepki geldi.

                -Bu tür örnekleri günün 24 saatinin her saniyesinde yaşamaktayız. Bunları anlatmaya ömür yetmez.

                O halde çok yazıp kafa bulandırmak, okuyucunun vaktini almaktansa bir hikâye paylaşmanın daha iyi olacağını düşündüm.

                Aşağıdaki hikâye “asalet” ve “eğitim” farkını çok iyi anlatıyor diye düşünüyorum.

                Osmanlı sarayında Padişah ile Veziri sohbet ediyorlarmış.

                Padişah sormuş: Bir insanda önemli olan eğitim midir yoksa asalet mi.

                Vezir biraz düşünmüş ve cevap vermiş: eğitim önemlidir Padişahîm.

                Padişah: Hayır demiş bir insanda önemli olan asalettir vezirim asalet.

                Vezir itiraz etmiş hayır eğitimdir. Padişah asalet... Vezir eğitim... Tartışma uzayıp gitmiş. Padişah bakmış ki vezir inadından vazgeçmiyor, sinirlenmiş vezirine dönüp söyle demiş: mademki çok ısrar ediyorsun sana 3 ay süre veriyorum, gelip bunu bana ispatlayacaksın, ispatlayamazsan kellen gider.

                Veziri bir korkudur almış ve Padişahın huzurundan ayrılmış. Odasına çekilip kara kara düşünmeğe başlamış. Düşünmüş... Düşünmüş... gitmiş bir kedi bulmuş başlamış kediyi eğitmeye: kedi otur, kedi oturuyor. Kedi kalk kalkıyor, kedi yürü, yürüyor, kedi dur, duruyor... Tamam demiş ne söylersem kedi anlıyor ve yapıyor, eğitimi biraz daha ilerletmiş, kedi ön ayaklarını havaya kaldır ve yürü demiş kedi söyleneni aynen yapmış tıpış tıpış yürümeye başlamış. Sonra kedinin ellerine küçük bir tepsi tutuşturmuş, kediyi oda içinde yürümeye alıştırmış. Her sabah uyandığında kediye tepsiyi veriyor ve oda içinde tıpış tıpış yürümesini zevkle seyrediyormuş. Sonra tepsiye bir fincan koymuş. Kedi ellerinde tepsi ve tepsi üzerinde bir fincanla günlerce oda içinde gidip gelmiş... gidip gelmiş...

                Bu arada Padişah veziri merak etmiş adamlarını gönderip gidin bakin vezir neler yapıyor bana bildirin demiş. Adamlar gitmişler vezire görünmeden neler yaptığını izlemişler ve Padişaha gördüklerini bir bir anlatmışlar.

                Vezir imtihan gününün yaklaşmakta olduğunu hesaplayarak kediye son marifetlerini öğretmeğe karar vermiş ve ellerini şaklattığı zaman kedi yan odadan çıkıyor ellerinde bir tepsi ve tepsi üzerinde bir fincan kahveyi vezire getiriyor, bekliyor, vezir kahveyi içtikten sonra boş fincanı alıp yan odaya götürüyormuş. Böylece birkaç gün bu eğitim devam etmiş kedi her şeye alıştıktan sonra vezir Padişaha haber gönderip hazır olduğunu bildirmiş. Sarayda büyük bir heyecan... Salonda herkes toplanmış, merakla neler olacağını bekliyorlarmış. Padişah tahtına kurulmuş sessizce duruyor, yanında veziri bir koltuğa oturmuş etrafa tebessüm eden gözlerle bakıyormuş. Herkes nefesini tutmuş, bütün gözler vezirin üzerinde.

                Padişah: imtihan baslasın demiş. vezir ayağa kalkmış etrafa mağrur gözlerle baktıktan sonra ellerini şaklatmış, salonun yan odasından bir kedi cıkmış ellerinde bir tepsi, tepsi üzerinde iki fincan Padişah ve vezire doğru tıpış tıpış...tıpış tıpış yürüyor kahve getiriyormuş. Salonda müthiş bir sessizlik... Herkes nefesini tutmuş... Gözlerini açmış... Bu olanlara inanamıyormuş.

                Kedi yavaş yavaş padişaha doğru ilerlemiş, Padişaha tam yaklaştığı sırada, Padişah elini kaftanının cebine sokmuş ve küçük bir fare çıkarmış, kedinin önüne bırakmış. Kedi fareyi görür görmez tepsiyi fırlatıp atmış, kahveler etrafa saçılmış ve ikisi de hızla koşarak yan odaya girip kaybolmuşlar. Salon kahkahadan inlemiş... Bir müddet sonra sessizlik olunca, padişah vezire dönüp söyle söylemiş: Ben sana demedim mi, vezirim, asalet önemlidir asalet.

                Yorum sizin.

Allah;

-faydasız ilimden,

-korkmayan kalpten,

-doymayan nefisten

-kabul olunmayan duadan

 

bizleri muhafaza etsin.