YENİ TÜRKİYE’NİN BAŞLANGICI

   YENİ TÜRKİYE’NİN BAŞLANGICI

                Bir referandumu daha geride bıraktık. Halk, “Başkanlık mı, parlamenter sistem mi?” sorusuna cevap vermek için sandık başına gitti. Tercihini birbirine yakın da olsa, şaibeli de olsa çoğunluk “evet” yönünde oy kullandı ve “Başkanlık sistemi” yeni hükümet sistemine dönüştü.

                16 Nisan’da yapılan referandum %51 evet,%49 hayır olarak sonuçlanmıştır.

                Bu referandum eşit şartlarda yapılmamış ve OHAL şartlarında gerçekleşmiştir.

                Eğer bu şartlarda bir futbol maçı yapılmış olsaydı sonucu tahmin etmek zor olmazdı. Çünkü başhakem aynı takımdan, yan hakemler aynı takımdan… Sarı kartlar peşi peşine verilirken ve arkadan gelen kırmızı kartlarda bunun cabası. Kaleye normal gol atılırken; yanlardan, köşelerden, ortadan gelen şutların ofsayt olduğu bilindiği halde aynı kaleye gol atılması sonucu nasıl etkiler?

                Tabii ki bu bir maç değil, Türkiye’nin geleceğini oyladık.

                Taha Akyol Hürriyet’teki köşesinde: “Hafızalarda ‘Yetmez ama evet’ sloganıyla kalan 2010 referandumu ‘daha fazla demokratik, bağımsız yargı’ kavramlarıyla yürütülmüştü. AB’nin en saygın hukuk kuruluşu Venedik komisyonu, önerilen düzenlemeleri ‘ileri bir adım’ olarak nitelendirilmişti.

                Moral zemini yüksekti. Ülkedeki sağ ve sol liberaller tarafından da desteklenmişti. Evet’ler %58 di.

                Üstelik 16 Nisan referandumu çok eşitsiz şartlarda yapılmış, bütün bilboardlar, duvarlar, meydanlar, iktidar tarafından tutulmuş, medyada ölçüsüz bir propaganda üstünlüğü yaratılmış, devlet gücü de kullanılmıştır.

                Bu gerçek, AGİT raporunda ‘Türkiye’de referandum eşit şartlarda yapılmamıştır’ yer almıştır. Ön haberlere göre ‘moral üstünlük’hayır’lardaydı.

                Necati Doğru’da köşesinde: “Sadece cumhuriyet tarihinin değil, dünya seçimler ve referandumlar tarihinin ve hatta Hitler dönemi propaganda makinesi dâhil en güçlü kampanyası yaptılar. Devleti bütün imkânları, uçakları, helikopterleri, makam araçları, valileri, kaymakamları, Üniversite rektörleri, Diyanet’in camileri, imamları, muhtarları, belediyelerin bütün varlıkları, TRT ve sahipleri korkutulmuş özel TV ve gazetelerin korkunç tarafgirlikleri, RT Erdoğan zamanında zengin olmuş sermaye çevrelerinin gücünü üst üste koyup birleştirdiler. Her ‘evet ’Şeyh Sait ve arkadaşlarına bir fatihadır’ yazılı afişler asmaktan sıkılmadılar.”diyor.

                Eski vekil 16 Nisan’da ‘evet’in kazanacağıyla ilgili hadis okuduğunu ilan eder.

                Cumhurbaşkanı Erdoğan, hayır diyenleri 15 Temmuz’da F-16’larla vatandaşa bomba yağdıran darbeci olarak ilan eder.

                Müftü şeytan’ın da ‘hayır’ dediğini minberden ilan eder.

                İŞİD’ci biri de ‘hayır’ diyeceklere yönelik olarak ‘karıları ve kızları ganimet olarak ‘evet’çilere helaldir’ diyor.

                Bu anayasa değişikliğine ‘hayır’ diyenler onların söylediklerinin tersine her türlü saygıyı hak etmiştir.

                Hayır cephesinin gözlemcileri ne diyor. “2,5 milyon ile 4 milyon arasında şaibeli kullanılmış oylar var. Bunların sayılması lazımdır” diye YSK’ya itiraz ediyorlar.

                Seçim kurulu, daha seçim sonuçları belli olmadan seçim sonuçları ile ilgili açıklamada bulunuyor. Seçim kurulu muhalefetin yaptığı itirazları dikkate almadan ve kendi seçim kanunu yasasını çiğneyerek ikinci bir açıklama yapıyor. YSK  “ Sandık kurulunca mühürlenmemiş zarflar, dışarıdan geldiği ispatlanmazsa geçerli olur.” dedi.

                Bir çuval mühürsüz ‘evet’ oyunu getirip, birinin sandığa koyduğunu kabul edersek bunu kim ispat edecek?

                YSK’nın 98’ci maddesine göre “mühürsüz olarak verilen zarflarla yapılan oy işlemleri geçersiz” diye bir hüküm varken, YSK itirazları neden dikkate almaz anlamak mümkün değil!

                Daha önceki seçimlerde ve referandumda geçersiz olan durumlar olmuş. Mesela:

                2003 Genel seçimlerinde Siirt’te mühürsüz zarflar kullanılmış ve bu durum YSK’ya bildirilmişti. YSK bunu dikkate almış ve Siirt’te yapılan seçimi iptal etmiş ve üç milletvekilliği düşürülerek seçime gidilmiş ve Recep tayip Erdoğan milletvekili seçilmişti.

                2014 seçimlerinde Güroymak ilçesinde mühürsüz zarflar kullanılmış ve seçim yenilenmişti.

                YSK yargı organı değildir. Kendi kanun maddelerini uygulamakla yükümlüdür.

                Özcan Yeniçeri’nin dediği gibi “Evetlerin kazanmış olması Türkiye’yi yönetilir olmaktan çıkarıp güdülür olmaya götürecektir.

                Bu evetler bütün yetkiyi bir tek adama vermekle tiran tipli bir sisteme geçmiş olacaktır.

                Denetimsiz sistem ise frensiz araç gibi gibidir kaza yapması kaçınılmazdır.”diyor.

                Aslında bu referandumun kaybedeni MHP’dir. Kendi bindiği dalı keserek harakiri yapmıştır.

                MHP, Genel Başkanıyla birlikte bütün birikimlerini yok ettiği gibi Türk Milletinin gözünde de itibarını da kaybetmiştir.

                Siyaset tarihi Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ‘kendi partisini şahsi ihtirası yüzünden yok eden” bir parti lideri olarak kaydedecektir.

                Türk Milleti bütün şartları dikkate alıp gerekli değerlendirmeleri yaparak birbirine yakın sonuçları verdi. Kazanan millet oldu.

                Anayasalar bir ülkenin toplumsal mutabakat metinleridir.

                Herkes aklını başına alıp taraf olmadan ve iyi düşünüp milleti bölmeden hareket etmelidir.

 

                Ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olsun!