Turhal

Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş, millet kendi yaralarını sarmaya başlamıştı. Mustafa Kemal Atatürk, ‘asıl savaşın ekonomi ile yeni başladığını söyleyerek’ ülkenin dört bir yanında yeniliklere başlamıştı. Tokat’ın kazası olan Turhal kalenin çevresinde beş on ev görünümlü bir köyden farksızdı.

Ne zamanki Turhal’a şeker fabrikasının kurulmasıyla hızlı bir değişime başladı. Yeşilırmak’ın üzerine yapılan köprü, Devlet Demir Yolları’nın hareketliliği gözle görülüyordu. Turhal şeker fabrikasını Alman mühendisler ve mimarlar inşa ediyorlardı. Fabrikanın karşı tarafındaki araziyi parselleyerek bir katlı bahçeli evler yaptırmışlardı. Tıplı Almanya’da yapılan evler gibi. Fabrikanın üretimiyle insanlar akın akın Turhal’a gelmeye başlamışlardı. Bir anda Tokat’ın en büyük ilçelerinden biri haline geldi. Bir zamanlar neredeyse Tokat nüfusuna ulaşmaya çalıştı. Sosyalleşen Turhal’da üç sinema vardı. Erkan, Ali Sabri, Şeker Fabrikası Sinemaları tıklım tıklım dolup taşıyordu. Eski mahallelerin Kale ardı, Hamam mahallesi v.b ardından yeni mahalleler kuruluyordu. Müftü mahallesi, ray mahallesi, yavşanlık, varvara mahallesi, Nur Kavak v.b. şimdiki Kesik Baş köprüsü ile şeker fabrikası ardasında bir yol vardı. Yolun sağı da solu da su göleti, çamur, bataklıktı. Bahar olunca kurbağa seslerinden, yazın sivrisinekten insanların yaşamını zorlaştırıyordu. DYP’li Murat Alpat su birikintilerini kurutarak birazcık nefes alacak duruma getirdi.

Turhal’da pancar üretimi başta olmak üzere tarımda ziraatçılıkta hatırı sayılır ürünler üretildi. Kırtışlı kırmızı domatesin kokusunu on metreden alırdınız. Böldüğünüzde içi kırağı düşmüş gibi olurdu. Lezzetini tarif etmek mümkün değildi. Karpuz, kavununun büyüklüğü başka olurdu. 4-5 kg.lık yayık gibi sarı kavunun kokusu da lezzeti de başkaydı. En küçük karpuzu 10 kg, en büyüğü 40 kg olurdu. Üzüm bağlarındaki bir salkım sarı üzüm insanı keserdi. Armudu, elması, kömüş çiçeği, siyah eriği, kayısı, şeftalisi bir başka olurdu.

Kale arkasındaki harmanlarda, herkes sapını getirir, dövenle sürerler, el savurma makineleri ile savururlardı. Harmanların kenarına büyük bir hendek açmışlardı. Bu hendeğe Ağustos’tan kendirler sökülüp tohumları alınarak bağlanır, su birikintili yere basılırdı. Islanan kendir saplarındaki lifler soyularak alınırdı. Bu liflerden sicim, urgan yapılırdı. Adına kendir denilirdi. Soyulmuş saplara da gevrek derlerdi. Sobalarda tutuşturucu olarak yakılırdı. Varvara’nın suyunun kaynağına karpuzu on beş dakika beklettiğinizde karpuz çatlardı. Güzel bir mesire yeriydi. Büyük Kadı Gölü, Küçük Kadı Gölü kaynak suları vardı. Sahipsizlikten bu değerler kaybolup gitti.

Son günlerde şeker fabrikasının özelleşmesi söz konusu. Fabrikanın oluşumu ile gelişen şehir, şimdilerde göç veren günden güne şehirden köye doğru yönlenen bir ilçe görünümü almaya başladı. Umarım duyarlı insanların çalışmasıyla tekrar gelişen bir sosyal ilçe görme arzusuyla, sevgiyle kalınız.

 

Süleyman Erkan

10.04.2017

 

Bedestenlioğlu- Tokat