Başlattıkları Kavgayı Bitirmeyecekler

“Et tekrarü ashen velevkane yüzseksen”

            Tekrar etmek iyidir, yüz seksen kere de olsa.

            İyi şeyleri tekrar etmek faydalı, kötü şeyleri tekrar etmek zararlıdır. Acaba biz neleri tekrar ediyoruz?

            Yazılı ve görsel basını izliyorum. Öncelikle temsilci diye seçip meclise gönderdiğimiz bazı şahısların seçim sonuçlarını hazmedemeyip önüne gelene saldırmaları, gayri meşru yollara tevessül etmeleri, halkı zorla sokağa dökmeye çalışmaları kabul edilemez bir durumdur. Bunlar, kamera önünde millete böyle hakaret ettiklerine göre kamera arkasında ne haltlar yediklerini varın siz düşünün! Evet, bu seçmene galiz küfürler etmediklerini kimse söyleyemez.

            Siz, o meclise demokrasinin neticesinde girdiğiniz halde bir başka demokratik seçimin sonucunu nasıl sindiremezsiniz? İşinize gelince demokrasi, işinize gelmeyince milletin iradesi satın alındı, hile yapıldı… Çamura yatmalar, hakaretler, ağa babalarınızı çağırıp Türkiye’ye yaptırım çağrıları… Böyle rezillik olmaz.

            Kim akıl verdiyse bilmiyorum ama halk oylamasından önce iyi çocuk gömleği giydirildi bu zevata. Netice istedikleri gibi olmayınca halk oylamasından önce giyindikleri kuzu postunu çıkarıp tekrar çıkardıkları kurt postunu üzerlerine giydiler. Yani gerçek fabrika ayarlarına döndüler. Dertleri  iyi insan olmak değil iyi bir insan görüntüsü vermekmiş.

            Bugün Nihat Genç ve Ertuğrul Özkök’ün yazılarını okudum. Nihat Genç o Kardeniz’in fırtınalı havasının yansıdığı bir yazıyı kaleme aldı. Öfkesini kotrol edemediği için şeytani zeka ikinci planda kaldı ve bir lağım ağzıyla verdi veriştirdi. Aynı Nihat Genç tıpkı Kılıçdaroğlu’nun son iki aylık ağzını kullanmış ve millete şirin gözükmüştü. Ama sonuç beklediği gibi olmayınca kalemini değiştirdi ve kan damlayan kalemiyle tekrar yazmaya başladı.

            Şeytanı’ın bir numaralı arkadaşı Özkök’e gelince; çok zekice bir durum tespiti(!)  yaptığını zannettiği bir yazı kaleme aldı. Sorgulama yeteneği olmayan veya buna tenezzül etmeyen okuyucularını kandıracak, milletle alay edecek bir yazı.

            Yazıdan bir bölüm:

            "GELİR VERGİSİ:

            Yüzde 80’i “Hayır” diyen şehirlerden toplanmış.

            Yüzde 20’si “Evet” oyu çıkmış illerden.

            KURUMLAR VERGİSİ:

            Yüzde 85’i “Hayır” diyen şehirlerden toplanmış.

            Yüzde 15’i “Evet” oyu veren şehirlerden.

            TOPLAM VERGİ:

            Yüzde 84’ü “Hayır” diyen illerden toplanmış.

            Yüzde 16’sı “Evet” diyen illerden.

            Resmi olmayan rakamlara göre devlet bugün 14 milyon aileye çeşitli isimler altında sosyal yardım yapıyor.

            Bu demektir ki, bu sosyal yardımlar, o illerde üretilen gelirler sayesinde dağıtılıyor.

            Elbette buna kimsenin itirazı yok.

            Devlet güzel bir şey yapıyor.

            Ama bilelim ki, kalbi kırılmış şehirlerin gönül almasıdır bu..."

            Gezi(!) zekalı herif. Vergiyi şehir vermez, insan veya insanların yönettiği şirket ve holdingler verir. Bu vergilerin ne kadarını o şehirde yaşayan “evet”ciler, ne kadarını o şehirde yaşayan hayır”cıların işlettiği şirket ve holdingler verdi? Bunu da bir analiz etsene. Sıkar değil mi? Niye iki yüzlülük yapıyorsun? Niye fitne tohumları ekiyorsun? Sosyal yardım alan vatandaşları nankörlükle suçluyorsun, onları dilenci durumuna sokuyorsun, pis herif. O anayasa kitapçığı fırlatma vb fırlatmalıklarla fakirleştirdiğinin bu temiz Anadolu insanı, ülkenin 20 milyar dolarlık ihracatını 120 milyar dolara çıkarmayı beceren bu ortamda elde ettiğiniz kazançtan elbette hakkını alacak. Yoksa hala ulufe olarak mı görüyorsunuz. Ha şunu da biliyoruz ki; o kendinizden gördüğünüz bazı iş adamlarınız devletin çarkları işletilmeseydi vergisini kaçırır; değil kuruş, zırnık bile koklatmazlardı fakir fukaraya. Patronunuzdan bilirsiniz.

            16 Nisan Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi oylaması sona erdi. Millet demokratik hakkını kullanarak sandığa tercihini belirten oyu attı. (Bu oyun rengini belirlemede adaletli bir bilgilendirme ortamı oldu veya olmadı, onun muhasebesi ayrı bir konu). Oylar ayıklanıp terazinin her iki kefesine konulduğunda bir tarafın daha ağır bastığını hakem (demokrasi) belirledi ve tarihe notunu düştü.

            Millet bu işi bitirdiği halde bu işi bitirmeyen odaklar, kaybettiğini kabullenemeyen zatlar; her zaman olduğu gibi milleti aşağılamaya, hor görmeye devam ediyorlar. Milletin karşısında sürekli kaybetmenin verdiği telaşla ortalığa saldırıyor, gayrimeşru yollara tevessül etmekten hiç çekinmiyorlar.

            Kırmızı taralı bölge (batı kıyıları-güney kıyıları ve güneydoğu) ile yeşil taralı (Karadeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu) bölge insanlarını birbirinden ayırıp kendilerine göre iki oyun kalitesini ölçüyor ve hasımlaştırdıkları vatandaşın oyunu hor görüyorlar. Bu günümüzün hastalığı değil. Her seçimde bunu yaptılar. Batının tüm halkımıza reva gördüğü hizmetçi rolünü, bu zavallı kesim; kendisi gibi düşünmeyenlere 100 yıl önceden vermiştir ve bu rölün dışındaki bir rolü üstlenmelerini hazmedemiyorlar. Bütün kudurmuşlukları; ülkemizde demokrasinin gelişmesi ve vatandaşın kendisine biçilen bu rölü yırtıp atmalarıdır. 80 milyon vatandaşımız hak ve hukukunun aynı düzeyde korunduğu ve herkesin hürriyeti eşitlendiğinde; sömürerek zevk ve sefa içinde yaşayan bu sülüklerin sömürü düzeni sona erecektir.

            Peki kim bunlar?

            Beyaz Türkler, beyaz Müslümanlar ve bunların kullandığı zavallılar. Bu güruh ülkemizin ayakları üzerinde doğrulmasını, vatanseverlerin ülkenin yönetiminde söz sahibi olmalarını, ticareti (parayı) namuslu ve dürüst insanların yönetmesini, temiz inançlı insanların okumasını ve gelişmesini istemiyorlar.

            Bunu niye yapıyorlar?

            Birincisi, kendilerini birinci sınıf vatandaş görmeleri.

            İkincisi, sömürdükleri insanların başarısı sonucu doğal olarak oluşacak muhtemel mahalle baskısından korkuyorlar

            Üçüncüsü, zevk ve sefa içinde hayat sürdürmeye devam etmeleri sona ereceğinden

            Dördüncüsü, uluslar arası trollerin kendilerine verdiği görevi titizlikle yerine getirmek için.

            Bu kavgayı 100 yıl önce Osmanlı’yı yıkan vatan hainleri, beceriksiz insanlar, milletin değerlerine ters bir zihniyet başlattı. Onların torunları ve kendilerine benzettikleri zümre aynı kavgayı devam ettiriyorlar.

            Bu kavga bitmeyecek.

            Ne yapmak lazım?

            Öncelikle bunlara koz verilmeyecek.

            Vatana, vatanseverler sahip çıkacaklar.

            Vatanseverler çok dürüst ve çalışkan olmak zorundadır.

            Düşmandan daha zeki ve bilgili olunmalı.

            Konuşarak değil, yaparak ve yaşayarak haklı dava anlatılmalı.

            Bu sayede düşman sayısı (beyazların sayısı!) azaltılmalı, kalanlar da marjinalleştirilmeli.

            Böylece arkasına saklandıkları taşlar şeffaflaşır ve onları ele verir.

            Oysa bu gün onları saklayanlar münafıklardır.

            Sloganik, romantik ve hamaset yüklü sözlerle ve nutuklarla bu beladan kurtulamayız.

İsmet YALÇINKAYA

 

19 Nisan 2017