SANALDAN GERÇEK ARKADAŞLIĞA

Her şey Aynur Kılınç’ın “Bursa’ya uğradığınızda keşke buluşabilseydik de Kozahan’da karşılıklı birer kahve içseydik. Yanımızda Münevver’de olsaydı” cümleleriyle başladı. Aynur Bursa’da, Münevver Trabzon’da oturuyor. Münevver’de katıldı sohbete. Herkes kendi kentine davet ediyor. Ben, “Sizin kentleriniz turistik yerler sayılır. Oralara her zaman gitmek olası. İkiniz beraber Tokat’a gelirseniz burada kahve içecek epey güzel yerler var” dedim.

                Üç kafadardan ikimiz emekliyiz. Yalnız, Aynur halen öğretmen olarak çalışıyor. Buluşma günü, onun uygun zamanına göre tespit edilecek. Düşünmüş taşınmış, 22-23 Nisan günlerini seçmiş. Zaman konusunda mutabakat sağlanınca hazırlıklar başladı. Onlar yol hazırlığında iken ben de konuklarımı en iyi şekilde ağırlamak için plânlar yapmaktayım? …  Gezilecek, görülecek, yenilip içilecek yerlere kadar. Evdeki hesap çarşıya ne kadar uyacaksa…  Onu zamana bırakarak

                Emektar korsayı yıkattım. Depoyu doldurdum. Öğretmen evinden bir gecelik kalacakları odaları ayırttım.

                Üçümüz, face’de arkadaşız ama yüz yüze görüşmüşlüğümüz yok. Yalnız resimlerimizle tanışıyoruz. Aynur bir arkadaşıyla, Münevver de yeğeniyle geleceklerini bildirdiler. Buyursunlar bakalım.

                Aynur Antalya’da bir haftalık çalıştaya katılacakmış. O yüzden 21 Nisan akşamı o, Antalya’dan arkadaşı Bursa’dan bineceklermiş. Münevver ise aynı akşam yeğeniyle Trabzon’dan biniyorlar.

                Aynur’dan bir mesaj: “Arkadaşım saat altıda, ben yedi otuzda Tokat Terminalinde buluşup öğretmenevine gideceğiz. Siz zahmet etmeyin.” Bize emanet sayılan bir genç kızın terminalde yalnız başına bir buçuk saat beklemesine gönlümüz razı olmadı. Eşimle beraber beş buçuk gibi terminaldeyiz. Hava soğuk o saatte. İyi ısıtılan terminalde insanlar, kaptıkları birer banka uzanmış, horul horul uyuyorlar. Bir yere ilişip beklerken Bursa otobüsü tam vaktinde geldi.

                Yeni tanıştığımız konuğumuzla eve döndük. Hal hatır edip öteden beriden konuşurken geliş saati yaklaşmakta olan Aynur’un otobüsünü karşılamak üzere tekrar terminaldeyiz. Onu karşılarken Münevver’lerin servis aracıyla öğretmenevine gittiklerini öğrendik. Konuklarımızın dördünü de öğretmenevine teslim edip saat on otuzda buluşmak üzere izin aldık.

                Günlerdir gayet sıcak giden havaların 22 – 23 Nisan günlerinde soğuyacağını belirtiyor hava raporları. Hatta 23 Nisan günü kar yağışı bile bekleniyormuş. Bunu tahmin eden Münevver, “Kalın mı giysek” diye sormuştu da “Yazın paltonu giy, kışın ister giy ister giyme” demiştim.

                Yarın kar yağacağına göre Ballıca gezisini bu güne aldık. Şehir içi gezisini kar yağsa da yaparız. O niyetle Ballıca Mağarası’nın yolunu tuttuk. Yol da yol olmuş maşallah. Bol virajlı olmasına karşın yeni çizilen yol çizgileriyle yağ gibi asfaltta süzülmek zevkliydi doğrusu.

                Pazar ilçesine girmeden Mahperi Hatun Kervansaray’ını gezdik. Güler yüzlü, işinin ehli bayan müstecirin sıcak ve samimi rehberliğinde han hakkında ayrıntılı bilgiler alırken konuklarımız bolca fotoğraf çektiler. Tarihi eserlerimizin bu denli titiz ve özenli korunmasını görmekten memnun olduk.

                Ballıca Mağarası'ndan şen şakrak çıktılar. İçeri ve dışarıyı resimlemeye doyamadılar. Zaman geçti. Acıktığımızı fark ettik. Doğru İşeri tesislerine... İlimize özgü sebzeli Tokat Kebabını tattırmadan olmaz. Ustalardan izin alarak önce kebap ocağını gösterdik. Odun ateşinin alev ve koruyla pişmekte olan kebapları ve usulüne uygun şişlere geçirilmiş sıralarını bekleyen kebap adaylarını resimledikten sonra sofraya nasıl bir yemeğin geleceği ön bilgisi ve gönül rahatlığıyla bakımlı tesisin bakımlı çevresini gezmeye koyulduk. Tabii bu arada zümrüt çimlerde, çiçeğe durmuş ağaçların uygun yerlerinde resimleme faaliyetleri hız kesmeden devam etti.

                Neşe içinde yenen yemekten sonra Atatürk Evi’ni, Mevlevi dergâhını gezmek istedik. Levhaları izleyerek girdiğimiz sokakta diğerlerine göre görkemli binanın kapısını çaldı Aynur çıkan adama evi gezmek istediğimizi söyleyince buranın özel mülk olduğunu, Atatürk Evi’nin daha ilerde olduğunu söyledi. Denilen yerde kapıyı bile açan olmadı. Mevlevi Dergâhı’nda görevliyi yakaladık ama maalesef orayı da gezemedik. Çünkü saat on yedide sistem kapanıyormuş.

                Hemen yakınındaki Behzat Camisini bari gezmek istediler. Cami gezildi. İçerden ve dışarıdan fotoğraflandı. Hayli yorgun olan konukları, sabah buluşmak üzere otellerine bıraktık... Bırakırken sabah kahvaltısı için Peri konakta buluşmayı kararlaştırdık.

 

                Gençlik başka oluyor canım. Biz, yorulduklarını hemen dinlenmeye çekileceklerini sanırken onlar, tekrar atmışlar kendilerini dışarıya. Çarşıyı fellik fellik dolaşmış, elek elek elemişler. Zaten öğretmenevi de diğer kentlerin çoğunda olduğu gibi şehrin orta yerinde. Hanlara, Taş Han’a uğramışlar. Tanıştıkları bir esnaf, kahve söylemiş. Geliş sebeplerini öğrenince Bursalardan, Antalya ve Trabzonlardan görüşmek, yakından tanışmak için getiren kişiyi merak edip kendisinin de tanışmak istediğini belirtmiş, ısrarla...  (Devamı var)