SEVİLEN, VALİ...

Haftalardır düşünüyorum, nasıl anlatsam, nereden başlasam Vali Recep Yazıcıoğlu'nu diye. İnceledikçe, araştırdıkça hayranlığım bir kat daha artmaktadır. Ulu önder Mustafa Kemal'in sözü aklıma geldi .''Vatanı sevmek, ona hizmetle ölçülür. ''Ne kadarda doğru bir söz değil mi efendim. Vali denince aklımıza veya gördüklerimiz, yaşadıklarımızla sabittir ki; Asık suratlı, ciddi, koruması olan, şoförü olan, ili yöneten en yüksek makam, kişi. Herkes ondan korkar, düşüncelerini ölçer, biçer, her sözü de karşısında konuşamazsın. Yıl 1984 Tokat'a bir Vali geldi.  Otuz altı yaşında genç zayıf birisi. Atanması da olaylı olmuş. Kenan Evren, yaşı küçük Valiliye uygun değildir diye engellemiş belli bir süre. Sonunda Recep Yazıcıoğlu Tokat'a Vali atanır.

                Recep Yazıcıoğlu 2-Haziran-1948'de Trabzon'un Sürmene ilçesinde doğar. Yükseköğrenimini Ankara Hukuk Fakültesinde tamamlar. 1975 Yılında askerliğini asteğmen olarak yapar.  1978 Yılında Aydın'da maiyet memuru olarak göreve başlar. 1971-1984 yılları arasında Kalkandere, Bahçe, Hamur, Ayvacık, Kırıkhan, Alaca, Akçakoca ilçelerinde kaymakamlık yapar. 1984 yılında  genç Vali olarak Tokat'a atanır. 1989 Yılında Aydın Vali'si olarak atanır. 1991 Yılında Erzincan Valisi Olur. 1999'da merkez valisi olarak alınır. Fazla beklemeden son il olaraktan Denizli iline Vali olarak atanır.

                Vali Recep Yazıcıoğlu kısa süren hayatı boyunca, hareketli atik ve üretken bir yaşam sürmüştür. Türkiye’nin en çalışkan valisidir. Yediden, yetmişinin gönlüne girer. Sözünü esirgemeyen, sert, çalışkan, halkının içinde halkla beraber yaşayan validir. Çoğu ilinin Valisinin adını bilmezken, dağdaki çobandan, meclise kadar herkes onun adını bilir, tanırdı.

                -(Devlet biziz, devlet bu salonda.)-(Devlet halkına kapısını kapatmaz.) (Din bilginleri, peygamberler, Valiler toplumun ışığıdır. Bilginin olmadığı yerde; koyunun olmadığı yerde, keçi Abdurrahman Çelebi olur. Ülkenin derdi, projedir, programdır, sistemdir. Bu toplumun ışığı olacak din bilginlerine imkân verecek ortamlar olmazsa, yerini başka şeyler doldurur. Ve yüksek tansiyonda sıkışır dururuz. Öyle beleş iş yok, çile çekmeden, esvabına tevessülümden gereğini yapmadan, ne kalkınma, ne refah, ne huzur olur.) der Recep Yazıcıoğlu.

                Tokat'ta görev yaptığı yıllarda ilin altın yıllarıydı. Karakola ''Pembe kol" demesi; kola yerine ''süt'' için kampanyası; kepek ekmeğini önermesi, dikkat çeken birisi haline getirdi. Yaptıkları Devlet Planlama Teşkilatına model oldu. Anlattıkları üniversitelere, doktora tezi oldu. Devletin ''olmaz'' dediğini oldurur, fazla iş yapmak, projeler üretirdi. Yazıcıoğlu’nu  sevenler görev ve sorumluluklarını yerine getirenlerdir. Korkanlarsa, görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenlerdir. Sıradan bir vatandaş, sıradan bir memur gibiydi. ''Gülen Vali, kahkaha atan vali" Bir bakarsın şehrin sokaklarında esnafın yanında, bir bakarsın dağ başında, bazen valilik makamında, bazen proje başında. Tişört ve şort sevdiği kıyafetleriydi. Takım  elbiseyle pek az görünürdü. Süper Vali, efsane Vali, zıpkın Vali, aykırı Vali, sıra dışı Vali, 4. Murat adı çıkan Valiydi... Çalışanın mutlaka bir eksiği, güzelinde mutlaka bir kusuru vardı.

                Adı kitaplara filmlere konu olmuş,(köprü, vali) adlı filimler, diziler ilgiyle izlenmiş.

                -Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ki en maharetli ve yüksek ideali yöneticisi olmuştur.

                - Erzincan'a raftingi ve rüzgâr sörfünü getiren adam.

                - ''Polisten Vali olmaz'' dediği için kızağa çekilen adam.

                -Deprem yardım fonu Ankara'ya hödüklerin cebine değil belediyelere aktarılsın diyen adam.

                -Çalışkanlığı, üretkenliği, sesli düşünmesi, dürüstlüğü, cesareti ile tanınan bir insandı.

                -Bozuk düzene, haksızlığa, yolsuzluğa kötülüğe dik duran adam.

                Tebdili kıyafet gezen, bazen bir traktöre biner köylü olur yola çıkar. Çamlıbel’de denetleme yapan polislere yakalanır. Ehliyet, ruhsat yoktur. Rüşvet verir geçer. Tokat'a indiğinde  makamına geçer, rüşvet alan memurları karşısına çağırır. Bu köylü vali olmuş, derler memurlar mesleğinden olurlardı. Bir gece yarısı köyde, bir başka gün dağlardadır. Yapılan inşaatların başındadır. Bazen motor bisikletine biner, bazen gecekonduları gezer. Koruması olmayan halktan biridir. Mümtaz Soysal'ın ''zıpkın vali '' dediği delikanlıdır. Ölümünden sonra  adına açılan ziyaretçi defterine şöyle yazmıştı bir yurttaş. (Haydi uşaklar böyle gelin diyerek bizi karşıya geçireceksin. Öbür dünyada da kendisinden kurtarıcılık bekleyen bir devlet adamı yoktur herhâlde. Kurtarıcı yoktur halkın kendisi, önce kendini kurtalmalıdır. Kurtarıcıdan medet ummamayı öğrenmelidir.)

                Tokat'ta 1986 yılında Orman beyli köyünde  öğretmenlik yapmaktayım. Sabah saat 07. 00'da minibüse Ali Yücel spor salonunun önünden biniyorduk. Bir kış günü hava soğuk, sisti. Elimde kitaplar, yanımda sefertası, taşıt beklemekteydim. Kaldırımdan uzun paltosu ile yanıma geldi (günaydın öğretmenim) dedi; tokalaştık. —Adınız nedir öğretmenim? Bende Süleyman Erkan efendim, dedim. Çalışmalarımız ve köy hakkında bilgiler sordu söyledim. "Hayırlı işler" diyerek valiliğe doğru yol aldı. Peşinden şaşkınlıkla baka kaldım. Tek farkında olduğum şeyin, korumasının bulunmadığı, sokakta tek tük insanın bulunduğuydu. Sadece valilikte koruma polisi vardı. 

                Yıl 1985 Turhal'ın kapalı spor salonunda ilçenin öğretmenlerini toplayarak yeni eğitim ve öğretimle ilgili  konuşma yapacaktı Vali Recep Yazıcıoğlu. Her okulun duvarında  büyük puntolarla şu yazıyı okumayan yoktur.'' SİGARA SÜRÜNDÜRÜR, KUMAR SÖNDÜRÜR, İÇKİ ÖLDÜRÜR.'' Salonda pür dikkat Valimizi dinliyoruz. Konuşmasının bir bölümünde Ağrı, Hamur’da  çalıştığı yıllarda şöyle bir anısını anlatmıştı: (Hamur da kaymakamıyım, o yıllarda Hamur köyden farksız; köylerin birinde ölümlü bir olay olmuş, savcı, doktor köye giderlerken, haydi kaymakamım sizde götürelim. Biraz gözün gönlün açılır çevreyi tanırsınız dediler. Bende kırmadım arkadaşlarla birlikte köye gittik.  O günlerde bir sigara içiyorum ki sormayınız. Doktor ölenlere yaklaştı, bana bakarak bu mevta sigara içiyor, bu da sigara içmiyor dedi. --Hadi be sende, nerden biliyorsun, ölünün yüzüne bakıp nasıl biliyorsun; dedim geçtim. Doktor biraz bekleyiniz işim bitsin size ispat edeceğim, dedi. İşi biter bitmez bizleri çağırdı; Önce sigara içmeyenin göğsünü keserek, ciğerine neşterle bir çizik attı. Pembe bir kan aktı. Bu sigara içmeyen dedi. Diğer ölünün göğsünü açtı. Ciğerine bir neşter attı, aman Allahlım zift ve katran karışımı bir sıvı ortalığı bir koku durmanın mümkünatı yok. O gün sigarayı bıraktım ve sigaraya düşman oldum.....)

                Vali içki yasağı koymuş içilmemesin diye de kontrol ediyormuş. Gümenek'in ilerisinde Sarı Yaprak köyü lokantasında da içildiğini duymuş. Şoförünü bir km geride bırakmış, yarım saat sonra gelmesini söylemiş. Lokantaya geçip oturmuş. Vali garsona yemek siparişi vermiş yanında da bir küçük rakı istemiş. Garson-- Yemek verelim de rakıyı vali yasak etti, demiş. Vali --Nerden bilecek be kardeşim bu dağ başında, kim duyar kim bilir. Getir sen şu rakıyı, der. Garson,--Vali yakalarsa senin de, benim de anamızı beller. Garson, ısrara dayanamaz, rakıyı getirir. Zaman dolmuştur makam şoförü de siren ışıklarını yakarak gelir. Garson,--Sana demedim mi, senin de benimde  çıramız yandı şimdi, der. Vali güler, yemeğini yer, garsona da teşekkür ederek yoluna devam eder.

                Tandoğan Müftüoğlu bana gönderdiği anısını şöyle anlatıyor Vali Recep Yazıcıoğlu’nun: (Türkiye sevdalısı, unutulmaz insan  merhum Vali'miz Recep Yazıcıoğlu ile olan anımı paylaşacağım. Hepimizin yakından tanıdığı iş adamı Sayın Vasfi Diren ağabeyimizin vefat ettiği gün cenaze namazı için Ali Paşa Camii avlusunda toplanmıştık. Vasfi Direni sevenler değişik illerden geliyorlardı. Erzincan’dan da Recep Yazıcıoğlu bürokrat arkadaşlarıyla geleceklerdi. Hükümet konağı civarında sıkça görülen, sevilen(deli) Yusuf’ta  aramızda bulunuyordu. Heyecanla kendini seven, yardım eden Vali'sini duymuş bekliyordu. Kendi kendine şiir gibi sözler söylüyordu. "Vasfi emmi gitti, Recebimde cenazemize katılacak, uzaktan geliyor, helal olsun Recebim bizi unutmadın...'' Belli bir süre sonra Erzincan plakalı  araç camiinin önüne eğlendi. Cemaat böylesi bir günde  bizleri yalnız bırakmayan  valiye yönelmişti ki; Yusuf’un koşarak "hoş geldin Recebimmm, nerde kaldın, gözüm yollarda kaldı.'' diyerek, Recep Yazıcıoğlu'nun boynuna bir sarıldı. Geri çekilerek defalarca sarıldı. Orada  bulunanlar, misafirler şaşa kalmıştı. Yusuf her zaman ki saflığıyla; - Nasılsın Recep diye sordu. Vali'miz, -Sen nasılsın Yusuf. Öyle samimi ve senli, benli konuşuyorlardı ki bizler dona kaldık. Anladık ki delinin valisi olmaz, sevdiği insanı olurmuş. Erzincan'dan gelenler de, devlet erkânı da Tokatlılar da filim gibi izliyorlardı. Tokat'ta Valilik yapmış, başka ile gitmiş bir insana bu saygı, sevgi nedendi acaba? Yazıcıoğlu'nun yüreği insan sevgisi, hizmet aşkıyla doluydu. Onun makam odası herkese açıktı. Tüm Tokatlıyı ayrım yapmadan sevdiğini biliyorduk. Yusuf’u içten kucaklaması, sanki tek tek Tokatlılarla kucaklaşmasıydı. Tokat’ın safı, akıllısı, fakiri, zengini onu gönülden seviyordu. Her gittiği  ilde adından söz ettiren Recep Yazıcıoğlu'na Allahtan rahmet dileriz.)

                Aydın'da 230 derece sıcak suyun üstünde  duruyoruz. Yazın soğutacak, kışın ısıtacak sistemin projesini yapamadığına üzülüyordu. Çiçekçiliğin, seracılığın merkezi haline getiremediğine üzülüyordu.

                Erzincan'da ki köprüyü zorda olsa yapmıştı. Büyük bir başarıydı. Denizli Vali’ si olarak, Ankara’ya bir proje için gitmişti. Dönüşte Eskişehir-Ankara kara yolu üzerinde, Temelli belediyesi yakınlarında trafik gazası geçirdi. 2-Eylül-2003.Ankara İbn-i Sina  hastanesine ağır yaralı olarak yatırıldı. Kazadan iki gün sonra bitkisel hayata girer. Ne yazık ki   8-Eylül-2003' de vefat etti. Vali Recep Yazıcıoğlu ailesinin yanına Aydın, Söke ilçesinde defnedilirken tüm sevenleri yanındaydı. Bulunamayanlar da gönülden ağlıyorlardı. Kısacık ömrüne  büyük işler sığdıran bu insana Allahtan rahmet diliyorum mekânı Cennet olsun... Sevenlerin yolu sevgiyle dolsun.

Süleyman Erkan 17-05-2017

 

Hasköy-Beyoğlu-İstanbul