MİDİLLİ’DE BİR HEYKEL

Rehber, Yunanistan’ın en büyük üçüncü adası diyor, Midilli’ye. Bu seneki gezilerinde Tokat Öğretmen Okulu Mezunları, Ayvalık’da buluştu ve günü birliğine Midilli’ye de gittiler.

Hani bir geziden dönenlere “Yediğin içtiğin senin olsun. Gördüklerini anlat” derler ya ben de gördüklerimi ve de onların düşündürdüklerini anlatmaya çalışacağım.

Karaya ayak bastığımız yerde üç çocuklu bir kadın heykeli karşıladı bizi. Avukat Merdan İyidoğan’ın dikkat çekmesiyle daha yakından inceldim heykeli. Savaşta eşini kaybetmiş bir Anadolu kadınının, mübadele gereği, karaya ayak basınca yaşadığı ruhsal durumu yansıtıyordu, heykel. Biri kucağında, ikisi eteğine tutunmuş çocuklarıyla gözünü ufka diken kadının iç dünyası yüzüne yansımıştı: şaşkınlık, çaresizlik, tereddüt, yarının getireceği bilinmezlik, kendisini ve çocuklarını bekleyen belirsizlik…

Heykel, resim, edebiyat… Güzel sanatların hangi dalı olursa olsun seyirci ya da okuyucuyu bir süre de olsa bulunduğu ortamdan alıp başka dünyalara taşımalıdır. Bu heykel neler düşündürmüyor ki, duygudaşlık yapan, yani kendisini o kadının yerine koyan seyirci nereden kalkıp nerelere gitmez ki…

Anadolu’daki evini barkını, konusunu komşusunu, malını davarını, tarlasını bahçesini bırakıp; yerini yurdunu belki dilini dişini bilmediği yeni bir topluma girip onlara uyum sağlamak, yeni bir düzen kurmak.

Üstelik bu ayrılış kendi iradesi, kendi kararıyla olsa ne ise de. Zoraki, devlet zoruyla taşınmak daha koyar insana. Bu yalnız Anadolu’dan Yunanistan’a giden Rum kadının dramı değil ki aynı duyguları, oralardan gelen Türk kadını da yaşadı.

Bu açıdan bakıldığında heykeltıraş, bir ırkın, bir milletin değil, insanlığın büyük sorunlarından birini taşımış gündeme…

O günün insanı, basiretsiz ve kaprisli yöneticilerinin çıkardıkları savaşlar nedeniyle çekmişler çilelerini. Günümüz, sanki o günlerden çok mu farklı? Liderlerin azgın açıklamaları, boy ölçüşen cehennemî silah yardımları, sınırlara yapılan askeri yığınaklar, daha neler neler…

Yarınlara bakınca bol miktarda kara bulutlardan başka bir şey göremiyoruz, maalesef…