MÜDÜR

Sohbetin konusu, bir öğretmenle bir müdürün tartışmasıydı. Aslında tartışanların ikisi de müdür adayı imiş. Bir kurumda İki müdür olmayacağına göre doğal olarak biri müdür olmuş, belli ki torpili daha güçlüymüş...

                Müdür; rakibi, aynı zamanda beden eğitimi öğretmeni olan arkadaşından toplantıya spor kıyafetini değiştirip resmi kıyafetle gelmesini istemiş. O, “resmi kıyafetim üniformamdır” diye emre itaat etmemiş. Böylece müdür, öğretmene sözünü geçiremediği için toplum huzurunda prestij kaybetmiş. Söz buraya gelince bir arkadaş bana hitaben:

-Hocam, müdürün yerinde siz olsaydınız nasıl davranırdınız?

-Vallahi, meslek hayatım boyunca hiç müdür olmadığım için bu konuda tecrübem yok. Dolayısıyla sorunuzu yanıtlayamayacağım için üzgünüm.

                Öğrenciliğim boyunca çok müdür gördüm. Ben sanıyordum ki, yasa ve yönetmeliklere hâkim olan, arkadaşları arasında her yönden öne çıkan, belli bir deneyim kazananları müdür seçiyorlar. Hatta bir müdürümüzün “Çocuğu olmayanı şoför de yapmayacaksın müdür de” deyişini hiç unutmuyorum.

                Öğretmen olunca gördüm ki iktidar partisine yakın olsun da isterse hiçbir şey bilmesin. Kervan yolda dizilir hesabı müdürler, bizden olsun da çamurdan olsun mantığı ile atanıyor. Bu bakımdan ne oy verdiğim parti iktidara geçti, ne de kimse bana müdür olur musun? dedi. Zaten böyle bir teklif beklemiyordum ki…

                Mesleğe stajyer öğretmen olarak başlayıp stajyer öğretmen gibi de bitirdim.

 

                Bırakın yöneticiliği, bir kazaya, bir belaya, bir iftiraya uğramadan yüz akıyla emekli olabildiğime şükrediyorum…