KERVAN YÜRÜR

KERVAN YÜRÜR

Geldiğimi görünce bir arkadaş:

                -Aha yazar geliyor. Yazdıkları da bi işe benzese bari demiş. Beraberindekilerle gülüşmüşler. Olayı duyunca çok sevindim. Demek ki insanları güldürebilmişim. Allah korusun ya hareket veya eylemimle ağlatsaydım. Kendimi nasıl bağışlayacaktım? Şehitsiz günümüzün geçmediği şu kasvetli günlerde gülmek, ya da güldürebilmek az şey mi?

                Gülmelerine sevindim de yazar sıfatımı kabule etmiyorum. Yazdıklarımın bi işe benzememesi yazar olmadığımın bir kanıtı değil mi?

                Emekli olduktan sonra kimi arılarıyla, kimi çocuğunun açtığı eczane ile kimi ev bahçesiyle oyalanırken ben de okuma ve yazmayla oyalanıyorum. Yazmaktan amacım, para kazanmak, bu yaştan sonra şan şöhret sahibi olmak değil, kesinlikle değil. Sevindiğim ve üzüldüğüm olayları yazarak rahatlamak. Nasıl adam kuyuya eğilip “Midas’ın kulakları eşekkulağına benziyor” diye bağırıp rahatladıysa ben de yazarak rahatlamaya çalışıyorum.

                Yazmayıp da kahvehaneye gidip onu bunu mu çekiştirseydim? Kahvede “Guccük müdür şöyle yapıyor, böyle yapıyor” diye müdürümün dedikodusunu yapıp sonra da gözüne girmek için Guççük müdüre koşup birilerini mi ispiyonlasaydım?

                Kendimden söz etmeyi sevmem ama mecbur kaldığım için yazdım. Çünkü benliklenmek şeytana mahsustur. Şair, “Gül bittiği yeri bilirim dersin / Bilir misin benlik şeytana düştü” demiş.

                “Ben” dediğim için okuyanlardan özür dilerim.

                Bir işe benzemeyen yazılarıma gelince beğenen beğenir, beğenmeyen de okumaz. Zaten herkes okuyamaz ki, okumak için de belli bir kültüre sahip olmak gerekir. Görsel yayınlardan başkasından haberi olmayanları kaile almaya da gerek yok, hani. “Kervan yürüyor” nasıl olsa

 

                Hakkımda karar verip söz söyleyenler en az benim kadar okuyup yazsınlar da ondan sonra konuşsunlar… “Milletin ağzı torba değil ki büzesin” demişler. Bundan sonra “yapcak bişii yok”:))