HİZMETİN BÜYÜĞÜ KÜÇÜĞÜ OLMAZ

Evimizin yakınında boş bir arsa var. İnsanlar oraya araçlarını bedava park ederler. Arsanın eski ve yarım duvarı, kaldırımdan sonra yirmi beş otuz santimetre yüksekliğinde var yok. Ama sayın vatandaşlarımıza yıllardır hizmet verir, sessiz ve yakınmasız…

                Bu duvarın üstünde oturanlardan kimleri görmedim ki: Kumrular gibi mırıl mırırıl konuşan ve de tedirgin bakışlarla etrafı kollayan liseli âşıklar; elinde akıllı telefonla ilgilenir gibi yapıp gözleri yollarda arkadaşını bekleyen bay ve bayanlar, Pazar alışverişinden elinde dolu poşetlerle dönen, dönerken bir nefesliğine ilişen yaşlı hanımlar…

Kimi zaman da ayaküstü atıştıran her yaştaki sevgili vatandaşlar…

                Evden çıktım, ünlü duvara doğru yürürken, karşıdan sol elini eşinin boynuna atmış mutlu bir çift geliyordu. Hatta “Bir hanıma da bu kadar yüklenilir mi” diye içimden geçirmedim değil, doğrusu… Erkeğin birden bire duvara doğru sert bir hamle yaptığını gördüm. Ani hareketin sebebini merak ettiğimden durdum delikanlıyı izliyorum.

                Bazı yaratıklar beraber getirdiklerini yemiş, artıklarını da poşetleriyle beraber duvarın yanına bırakmışlar. Oysaki ilerde on metreden biraz fazla on beş metreden biraz az mesafede kocaman iki tane çöp konteynırı, onlara bakıyor, davetkâr bakışlarla…

                Delikanlı, poşet ve artıkları bir bir toplayıp konteynıra taşıdı. Bu taşıma işine belki önemsiz, belki sıradan bir iş diyenler çıkabilir ama bana göre bu, insanlık adına atılan büyük bir adımdı.

Delikanlıya:

-Yapıklarınızı çok beğendim, tebrik ediyorum. “Emekli öğretmen” diye elimi uzattım. Elimi sıktı:

 

-EMEKLİ ASTSUAY!