Günübirlik Duygular

Günübirlik duygular vardır zaman ve mekâna göre şekillenen. O an etkisine girer ve birkaç dakika sonra da başka bir olayla karşılaştığınızda var olanın etkisinden çıkıverirsiniz.

                Bu duygular anlık direncinizi yansıtır. Anlık tepkilerinizin dışa vurumudur.

                Gün; artık bu tür anlık duyguların yaşam biçimi olarak kabul edildiği bir zaman dilimi. Hemen hepimiz bu toplumsal sıkıntının içerisinde farkında olmadan kıvranıp duruyoruz.

                Bu yüzden de birbirimizi anlama noktasında büyük kopmalar, kırılmalar ortaya çıkabilmektedir.

                Özellikle teknoloji ile birlikte her şeyi anlık yaşama alışkanlığı gelişmeye başladı.

                Mesela; sanal âlemin cezp edici derinliği ile gerçek olmayan binlerce arkadaş çevremiz oluşmaya başladı. Binlerce kişilik arkadaş çevresi olan bir bireyi gerçek anlamda içlerinde kaç tanesi tanımaktadır. Sanal dostluklar, sanal paylaşımlar öyle bir aşamaya geldi ki artık gerçek yaşamımızda da bu sanallığı resmetmeye başladık. Artık gerçeklik ile sanal arasında sıkışıp kaldık. Bazen sanalı gerçek zannedip kendimizi ifşa ettik ve karşımızdaki kişinin kim olduğunu öğrenemeden büyük acılar çekecek hayal kırıklıkları yaşadık bazen de gerçeği sanal zannedip var olan dostluklarımızı kaybetmekle yüz yüze kaldık.

                Sürdürülebilir bir yaşam felsefesi dışına çıktığımızda günü birlik davranışlar bizlere ne kadar yol gösterebilir, ne kadar bizleri huzurlu, mutlu kılabilir?

                İstek ve arzularımızı gerçekleştirdiğimiz an iletişim içerisinde olduğumuz kişiyi anında terk edip yeniden farklı bireylere yönelme ihtiyacı nasıl izah edilebilir?

                Aslında tüm canlılarda gerçek anlamda huzur, sevgi, mutluluk ve muhabbet sürdürülebilirliği ölçüsünde kıymetli iken neden böylesi bir yolu seçme ihtiyacı hissedilebilir anlamakta zorlanıyorum açıkçası.

                Bugün doğal olarak dünden farklı olacak, yarın da bugünden.

                Bizler bugünün doğrularını, eğrilerini iyi analiz etmek zorundayız. Geçmişle ilgili parametreler ile bugünü değerlendirmek ne kadar yanlış ise bugünü dünden koparmak da o kadar yanlıştır.

                Aslında hemen hepimizin muzdarip olduğu konularda peki neden hepimiz bu yanlışı yaşama noktasında ısrarcı oluyoruz?

                Bu sorgudan tek bir cevap çıkmaktadır. Samimi değiliz hiçbir konuda. Ne kendimize, ne çevremize, ne de canlı cansız hiçbir şeye saygımız yok.

                Samimiyetsizliğimiz bizlerde riyakârlığı öyle bir noktaya çıkartıyor ki, bir süre sonra kendi yalanlarımızı doğru kabul ederek o yalanları herkesin kabullenmesi noktasında ısrarcı dahi olabiliyoruz.

                Samimiyet içe dönüştür. Kendimizi keşfetmek, kendimize olan saygımızın yansımasıdır. Kendisine saygı göstermeyen birisinin başkasına saygı göstermesi abesle iştigaldir.

                Unutmamak gerekir ki bugün anlamsız gibi görülebilen ve sonuçlarının bizleri ilgilendirmediğini düşündüğümüz eylem ve davranışların ilerleyen zaman diliminde ortaya çıkacak tablodaki sonuçlarının tek sorumlusu bizleriz.

                Unutmamak gerekir ki kendimizi güçlü, ulaşılmaz ve çok önemli hissettiğimiz en zayıf olduğumuz andır. Çünkü o an etrafımız ile tüm bağların koparılıp atıldığı andır.

                Duygu ve düşüncelerdeki süreklilik ve sürdürülebilirlik ölçeğince kimliğimiz, kişiliğimiz ve yaşadıklarımız anlam kazanır ve değer bulur.

                İç huzurumuz ve toplumsal uyum için gerekliliğin ötesinde bu bir mecburiyettir.

 

Ünal Kar