ŞAİR YAZAR ERHAN GÖK

MUAMMA ŞİİR KİTABINI YAYINLAYAN ŞAİR YAZAR ERHAN GÖK:” Şiir farklı bir yazım dünyasıdır. Neyle alakalı yazarsanız yazın şiirde her hangi bir taslak oluşturarak yazamazsınız. Gönül ve duygu dünyanız gerçekten sevmek erdemine sahip olmalı. Doğanın ve insan doğasının her bir güzelliği, sitemi yazar için hikâye, şair için şiirdir. “

SORU-İkinci kitabınızda yayınlandı. Bize kısaca özgeçmişinizi anlatır mısınız?

ERHAN GÖK-  Merhaba ilk kitabımız “Yüzyıllık Ömrüm” romanımızda olduğu gibi ikinci kitabımızda da sizinle birlikte olmaktan mutluyum.

Ben Erhan Gök 1983 Ordu doğumluyum. Yayın hayatına 2006 yılında İstanbul Eyüp’te yerel bülten ve gazete çalışmasıyla başladım.2011 yılında son bulan bu çalışmamdan sonra 2014 yılında yazmaya başladığım Yüzyıllık Ömrüm isimli ilk kitabım roman olarak 2016 yılında yayınlandı. Muamma isimli ikinci kitabım Şiirlerden oluşuyor geçtiğimiz mayıs ayı içinde raflardaki yerini almış oldu.

SORU- İkinci kitabınız şiir üzerine muamma da nasıl şiirleri yayınladınız?

ERHAN GÖK- Muamma her ne kadar ikinci kitabım olsa da bunda heyecanım daha fazla.

Şiire olan bağımlığımdan kaynaklanıyor sanırım. Nasıl şiirler yayınladınız sorunuzu iki şekilde cevaplamak istiyorum. Kısa olan cevabımı sona bırakacağım. Farklı iklimlerin mevsimidir şiir. Anlamlar sahibine özgüdür. Kimine göre fırtınalar koparken kelimelerin metaforlarında, kimine göre dizeler sütlimandır. Şair yazdıktan sonra ondan çıkmıştır artık. "benim duygularım" diyemez, dememeli de. Çünkü şiirdeki his evrenseldir. Kim ne anladıysa şiir onundur. 
Şiir, hayata teleskopla bakmak gibidir bir nevi. Sayfalarca yazıp anlatamayacağımız beyanları birkaç dizeyle özgürlüğe kavuşturmaktır Şiir’in gönül dünyasında ki bu mevsimine ister beşinci mevsim deyin ister aşk mevsimi.

Şiir kelimesi benim nezdim de karşılığı aşk kelimesidir. Bu sadece iki kişinin birbirine duyduğu gönül muhabbeti değil. Vatan aşkı, Ana aşkı, Evlat aşkı, Dünya aşkı, Ahret aşkı, hatta buna mal mülk aşkını da dâhil edelim… Aşkla inandığımız her ne varsa aşkla yaşadığımız hangi duygu varsa şiirde dillenince o duygu yüreğe ayrı teessür eder. Kısa olarak cevaplamak gerekirse Muamma şiirler yazdık okuyucuda aşikar olması için. Kitabımızda Bazen giden sevgiliye seslendik feryat figan,  gönüldeki ne seslendik gitme diye ama hep bizde olan yüreklerde demlenmiş olana seslendik. Bu aşk, bu şiir bende demlendi getir gönül fincanını can renginde dolduralım diye.

SORU- Yazmak  amatör işiniz  asıl işinizi etkileyen bir çaba mı bu?

ERHAN GÖK- Sorudaki amatör kelimesini yumuşatmak istiyorum.
Evet, para kazanmak amacıyla değil belki ama oyalanmak, zevk için yaptığım bir şey de değil. Yazmak gönül işidir. Küçük bir örnek vermek istiyorum on beş yıl önceydi bir magazin programın da sunucu yaşlı konuğu olan ses sanatçısına soruyor ‘’efendim mesleğinizde ellinci yılı geride bıraktınız artık bir köşeye çekilip hiç istirahat edeyim demiyor musunuz?’’ konuğun verdiği cevabı şimdi daha iyi idrak ediyorum. ‘’siz sahnenin tozunu yutmak nedir bilir misiniz?’’

Kitabın tozunu yuttuğunuzda bir elinizde isterseniz çekiş olsun diğerinde de çivi diliniz mırıldanmaya müsaitse yaptığınız işi engellemek bir yana aksine Erdemleşmiş olur. 

Elbette çok iş ile uğraşmak hepsinde sizi zanaatkâr yapmaz. Bu defa kendimden örnek vereyim sabah sekizde iş yerimdeyim akşam da altıda veya en geç yedide evde oluyorum. Kahvehane, televizyon ve geceleri dışarı çıkıp gezmeyi sevmeyen biri olarak evde istirahat saatime kadar koca bir gün kalıyor. Altı saat diyelim buna bence yazmak için üretmek için daha sosyal daha yaşanılır bir dünya bırakmak için herkese kocaman bir zaman dilimi. Hiç dinlenmiyor musunuz diye soracak olursanız bir koca günde saat birde yattığımızı kabul edelim.  Altı saat insan bedeni için ideal istirahat saati olduğunu düşünüyorum fazlası uyuttuğumuz beyni ve bedeni yoracaktır.

SORU-Şiir yazmaya ne zaman başladınız?  Kitap çıkarma fikri ne zaman  oluştu?

ERHAN GÖK- Yüzyıllık ömrüm romanımızda gazetenize verdiğim röportajda şiir yazmaya ne zaman başladığımı anlatmıştım. Yazma tutkusu kalem ile elimin tanışıklığından beridir. Dik ve yatay çizgileri öğrendiğim döneme denktir. Bir, iki ve üçüncü sınıflarla aynı bölüm içerisinde ders görüyorduk malum köy okulu. Kara tahtaya üçüncü sınıfların ezberlemesi için yazılan bayrak şiirini bakarak daha birinci sınıfın ikinci yarısında defterime geçirmiştim öyle hoşuma gitmişti ki bu şiir bende böyle şeyler yazmak istiyorum diye mırıldanmıştım. Yazan herkesin istisnasız kitap çıkarmak hayalidir. Kitap çıkarma fikri dördüncü sınıftayken Şiirlerim ve hikâyelerimi yazdığım seksen yapraklı defterim tamamı dolduğunda dış kapağına Şair/yazar Erhan gök ismini yazmaya başladığımdan beridir. Bugün nasıl bir duygu diye soracak olursanız. Herkesin sıradan gördüğü kadar basit, okurun elinde görüp benim kitabım diyecek kadar gururlu.

 

SORU-Şiir yazarken hangi kaynaklardan beslenirsiniz?

 

ERHAN GÖK- Şiir farklı bir yazım dünyasıdır. Neyle alakalı yazarsanız yazın şiirde her hangi bir taslak oluşturarak yazamazsınız. Gönül ve duygu dünyanız gerçekten sevmek erdemine sahip olmalı. Doğanın ve insan doğasının her bir güzelliği, sitemi yazar için hikâye, şair için şiirdir.

SORU-Yeni insanlarla tanışmak ve  anlaşacağına inandığınız insanları tanıştırmak  hobiniz bu sanatınıza nasıl yansıyor?

ERHAN GÖK- Yeni insanlarla tanışmak ve bu kişileri başka kişilerle paylaşmak genelde yazar camiasında yer alanlar oluyor. Sanatımla ilgili daha çok istişare ederek yazdığımız eserleri aramızda paylaştığımızda hata yapma riskimi azaltıyor. Gerçekten kaliteli işler çıkaran bu dostlarımı diğer yazar arkadaşlarla paylaşıyorum feyiz almaları için. 

SORU-Sırada hangi kitabınız var

ERHAN GÖK- Sırada yine bir Romanımız var fakat bu defa daha temkinliyim. Minimum Baskı adeti kadar okura ulaşmamak üzücü. Önceden korsan kitap CD basanlar vardı bir şekilde bunun önüne geçildi.

Daha tehlikeli olan bir şeyi söyleyeceğim size kalın harflerle yazın bunu.

Korsan okuyucu.

Burada sizden örnek vereyim. Bir yıl önce imzalayıp hediye ettiğiniz Recep Yazıcıoğlu’nun liderlik sırları kitabı daha birkaç sayfa okumuştum ki  genç bir kardeşim rahmetli Valimizin hayatını merak ettiği için kıramadım. Kitabı okuyup bitiriyor. Bir arkadaşı da bu genç kardeşimizden rica etmiş veriyor tabi oda okuyup bitiriyor. Okunuyor olması ne kadar güzel bir şey benden sonra dördüncü kişide olduğunu örgendim kitabınızın. Bu şekilde bir silsile ile değil de satış noktalarından talep edilmiş olsaydı sizde eserinizin okunduğunu hissederdiniz emeğinizin takdir gördüğünü bilirdiniz. Daha enteresan olanı şiir kitabım için okullardan davet geliyor. Hocam sizin kitabınızı en az okulda 50 kişi okudu.  Ne kadar güzel bir şey fakat ben elli kişinin kitabımı okuduğu okulda 15 adet kitap imzalamıştım. Elbette kalemimiz küsmeyecek önümüzdeki Ekim ayı itibari ile bir aksilik olmadığı süre hayırlısıyla çıkmış olacak. İsim ve konu olarak iddialı olduğumuzu şimdiden belirmek isterim.

SORU-Gençlere yol göstermeyi seven insansınız  bu size ne  değer katıyor.

ERHAN GÖK-Anadolu da gençlerin aile içindeki portresi askerliğini yapsın bir iş sahibi olsun evlensin ve çoluk çocuğa karışsın evi olursa şanslı arabası olursa zengin sayılır. Belki bizde bu portre içinde yer alanlardandık. Gençler gelecektir vatana millete hayırlı olsun kelimesi vatani görevini yapmak değildir.  Gençler okursa medeniyet olur gençler üretirse kalite olur gençler yönetirse aydınlık istikbal olur. Gençlerin değer görmediği yol gösterilmediği ülke ucube bir ülkedir. Gölgelenmek için ağaç dikiyorsanız bakımına ihtiyaç duymazsınız yaprağı iğlinizi çeker meyvesi garipsersiniz. Eğer meyvesi için dikiyorsanız günlük bakıma ihtiyaç duyarsınız fidanına ayrı ilgi gösterirsiniz yaprağını okşarsınız, meyve vermeye başladığında seyretmenin vereceği hazzı hiçbir şeye değişmezsiniz. Biz geçlerin meyve vermesini istiyoruz. Bize katacağı değer ürettiğini görmenin mutluluktur.

SORU-Başka yazarlara  tepeden bakmadığınız gibi onlarla tanışmaktan zevk alan insansınız  bunun  size artıları neler

ERHAN GÖK- İnsanın bir başkasından kendini üstün görmesinin karşılığı kibirdir. Söylenişi dahi soğuk olan bu kelimeyi neden üşümemek için kalın giyindiğimiz bedenimizde taşıyalım. Tevazu hoşgörü gibi sıcak kelimeler varken neden bir başkasının gönlünü üşütelim. Her yeni insanla tanışmak bana ayrı mutluluk verir. Bu 10 yaşında gençte olabilir 70 yaşında delikanlı da hayatı herkesin gözünden okumalıyız. Yazarla olan muhabbetim aynı dili konuşuyor olmamızdan yazmak için okumaya ihtiyacımız olduğu kadar dinlemeye de ihtiyacımız vardır.

SORU-İyi şair olmak isteyenlere ne önereceksiniz

ERHAN GÖK- Belki iyi hikaye yazmak isteyenlere ya da roman yazmak isteyenlere ne önerirsiniz diye sorsaydınız bir roman boyutunda sohbetimiz ilerlerdi bundan emin olabilirsiniz. Şair’in kalemi daha özgürdür. Farz edelim önümüzdeki içi çay dolu fincana şiir yazıyoruz. Romanda altındaki tabağı kenarına koyduğumuz kaşığına varana kadar bahsetmeliyiz. Şiirde ‘’oysa bir bardak çaydı içtiğim. Benle yaptığım senli muhabbetimde’’ dediğimizde belki yazarı olarak ben o çayı tenha bir köşede yudumluyorum. Okur kim bilir belki sahil kasabasında içiyor. İyi şair olmak isteyenlere sadece çayı ikram etmesini bilin bırakın okur nerde içmek istiyorsa orada içsin. Dikkatini tabağa kaşığa çekmeyin yetecektir.

Engelleri aşmak için engelli olmak gerekmez erdemli olmak gerekir. Sizin de erdemle sabırla aştığınız engeller gençlerimiz için ışık olacaktır.

Gazeteniz ve Siz değerli Yazarı, Eğitimci Yazarımız Turan Yalçın Hocam Bu keyifli Röportaj için teşekkür ederim. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum.

Saygılarımla

 

Bu güzel röportaj için okurlarımız adına biz de size teşekkür  ederiz.