20. YÜZYILDA TOKAT KİTABI ÜZERİNE

Tokat Eski Milletvekili ve Devlet Bakanı Metin Gürdere 3.ciltlik “20 Yüzyılda Tokat” adlı kitabını Tokat GOP. Lisesi Mezunları Derneği işbirliği ile 3.Haziran Cumartesi günü basın mensuplarına tanıtımından sonra GOP. Lisesi konferans salonunda okurlarına imzaladı.

            Yakından bildiğim için 3.ciltlik “20. Yüzyılda Tokat”(Bir Şehrin Hikâyesi, Dönemler, Olaylar, Yaşamlar) kitabının incelenmesinde Hasan Akar ve Mahmut Hasgül’ün büyük emekleri var. Hasan Bey günlerce kitapları satır satır altını çizerek incelemiştir. Bunun incelenmesinde eşim Nevin Uçar’ın az da olsa payı var.

            15 yıllık uzun bir süre içerisinde büyük emek verilerek meydana getirilen bu 3.ciltlik eserin tashihi sırasında ben de iki cildini okuma fırsatı buldum.

            İmza günü programını sunan Mahmut Hasgül kısa bir açılış konuşması yaptıktan sonra GOP. Lisesi Dernek Başkanı Av. Melih Yardımcı konuşması için kürsüye davet etti. Yardımcı kitap ile ilgili izlenimlerini aktardı.

            “Marifet iltifata tabidir. Herkesin bildiği bir hakkı burada bir daha teslim etmek istiyorum. Bu sabah berbere gittim, sohbette Sayın Bakanımızın bastırdığı eserinin imza gününe gideceğimi söyledim. Berberimin bana söylediği bir söz oldu, “Zaten Tokat’a iki bakan geldi, biri Ali Şevki Erek, bir diğeri Metin Gürdere, Allah onlardan razı olsun diyorum.” Dedi. Biz Türkler tarihe not düşmeyi sevmeyiz ama bir ihtiyaçtır. Sayın Bakanımız 15 yıllık emeğiyle bu eseri meydana getirdi.” Dedi.

            Bence de 3.ciltlik eser, yerel ağızları ustalıkla yerleştirilmiş öykülerine, anlatıldığı ya da kurgulanan olaylar bir dönemin yaşanmışlıkları olmanın ötesinde, sosyal, ekonomik ve ideolojik tarih konumunda da. Yazılmasa kayıt dışı olarak kalacaktı bütün bunlar, unutulup gidecekti. Yarının aydını, araştırmacısı, meraklısı bunlarla bilecek o yörelerin geçmişini öğrenecek.   

            Şunu açıkça belirtmem gerekir ki, berberin gösterdiği “ahde vefa” örneğini, bazı aydınlar göstermedi.. İnsanlar vefasız.

            Yazar Metin Gürdere kürsüye davet edildi. Konuşmasına şu sözlerle başladı: “Uzun yıllar süren siyasi hayatım boyunca pek çok insanla Tokat hakkında sohbet etmek fırsatı buldum.

            Bu sohbetler sırasında insanlardan Tokat’ta kendi başlarından geçen veya başkalarından dinledikleri olaylar, anılar, hikâyeler dinledim.

            Bunları bana anlatanların çoğu öldü, gittiler. Düşündüm ki, ben de ölünce bunlar, unutulup gidecek. Başından geçenleri yazayım da kaybolmasın, gelecek nesillere kalsın istedim.

            Bana bu anlatılanlardan yazdıklarımın hiçbirinin doğruluğunun veya gerçekliğinin kefili değilim. Hatta bunların doğru ve gerçek olup olmadıklarını araştırmak gibi bir endişem ve özel çabam da olmadı.

            Çünkü bana göre, bir olayın gerçekte nasıl olduğu veya doğru olup olmadığı kadar nasıl anlaşıldığı, ne iz bıraktığı, nasıl hatırlatıldığı da önemli.”

            Hasan Bey 3. cildi incelerken, 3.ciltte Niksar olayları dikkatimi çekmişti. O olayları yaşayan biri olarak iyice inceleme ve değerlendirme fırsatım oldu. 3. cilt sayfa 115-116’da “Niksar Olayları, Ecevit’in Taşlanması 1977” yazıyor. Ve olay ile ilgili iki değerlendirme yazısı vardı. 

            Biri CHP. Eski Milletvekili Ömer Dedeoğlu ile Niksar Ziraat Bankasından emekli Ahmet Levent Özkan’ın

            Niksar 1972’de Kızıldere olaylarını yaşamış bir ilçedir. Niksar’da Marksist ve Leninist iki sol örgütün dernekleri vardı. Bunlar YDGF ve Dem-Der… Bunlardan birinin genel merkezi Niksar’da bulunuyordu.

            1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’nın idamını engellemeye çalışmak için NATO dinlenme üssünde İngiliz görevlilerini rehin alan Ertuğrul Kürkçü, Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Saffet Alp rehineleri Niksar-Kızıldere köyüne götürürler. Askerle yapılan çatışmada Ertuğrul Kürkçü sağ olarak ve Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Saffet Alp ölü olarak ele geçirilir. Daha sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan mahkemenin verdiği karar üzerine idam edilir.

            1977’de Adalet Partisi ile Milli Selamet Partisi iktidardadır.

            1977’de Bülent Ecevit Niksar’a gelmeden önce, Niksar’daki YDGF ve DEM-DER gibi sol örgütlere mensup Lise öğrencileri ve dışarıdan gelen siviller, günler önce hazırlıklarını yapmışlar “Kızıldere’nin intikamını alacağız, Kahrolsun Faşistler, Tam Bağımsız Türkiye” gibi dövizlerin taşındığı 4’er kişiden oluşan gruplar halinde pankartlarla mitingin yapılacağı alana gelmişlerdi. Miting alanı Bülent Ecevit’i karşılamak için erken saatlerde doldurulmuştu. Sol örgütler caddelerde yürürken olaylar çarşı içerisinde başlamış ve miting alanına geldiklerinde daha da büyümüştü. Olayları çıkaran ve büyümesine neden olan bu sol örgütlerdi.

            Aslında Niksar halkının Bülent Ecevit’e karşı herhangi bir tepkisi yoktu. Ömer Dedeoğlu, Niksar’da olaylar başladığında Erbaa’da Niksar’a gelmekte olan Bülent Ecevit’i gelmemesi için uyarır. B.Ecevit bu uyarıları dikkate almaz ve gelir. Halkı tahrik edici konuşmalar ve atılan sloganlar olayların daha da büyümesine neden olur. Bunu Ömer Dedeoğlu’da yazısında vurgulamıştır.

            1977’de Niksar Ortaokulu son sınıfta okuyan Ahmet Levent Özkan’ı yakından tanıyan biri olarak yazdıklarının hepsi bir çocuğun uydurabileceği yalanlardan başkası değildir. Bugün emekli olan ve çalışan arkadaşları ile görüştüm. Hepsine bu konuyu anlattım ve hepsi de yalanladı. Okuldan bu olayla uzaklaştırılmasının hiç alakası yok. Niksar Ortaokulu’nda son sınıfta okurken bu olaylara karıştığı için mahkemeye düşmüş ve okul disiplinsizlik yüzünden uzaklaştırmış. (Kendi ifadesi). Ortaokulu. Reşadiye Hatıplı’da bitirmiş. Onu da araştırdım. Ortaokul Hatıplı’da 1980’de birinci sınıfa öğrenci kabulü ile yeni açılmış.

            Niksar’dan sonra bu olaylar Reşadiye, Erzincan ve Şiran’da devam etmiş. Niksar olaylarında; Niksar İmam-Hatip Lisesi Müdürü Şahin Asya (Rahmetli), Ticaret Lisesi Müdürü Şükrü Yıldırım, Niksar Lisesi Müdürü A.Fevzi Uyar ve Yardımcısı Yusuf Uçar, Çöreğibüyük Camii imamı İsmail Bey, Niksar Lisesi 6. sınf öğrencileri, Niksar Ortaokulu kız öğrencileri, ev Hanımları ve hatta küçük çocuğu olan bir ev hanımı ile 76 kişi tutuklanmış ve bunun 50. küsuru 17-28 gün arasında suçlarını bilmeden ceza evinde yatmışlardır. Ticaret Lisesi Müdürü Niksar’a atanalı 15 gün olmuş ve miting alanı dahi bilmiyordu.

            Bu bir toplumsal olaydır. Toplum olaylarında akıl-mantık aranmaz ama gerçekleri de bilmek lazım.

            Hasan Bey’in 3.Cildin tasnifini yaparken ikisini okudum. Niksar olayları ile ilgili yanlışlar olduğunu söyledim. O’da bana yaz dedi. Araştırmalarım sonucunda Niksar olayları ile ilgili geniş bir metin hazırlayıp Hasan Bey’e verdim.

            Sayın Bakanım diyor ki: “Bana bu anlatılanlardan yazdıklarımın hiçbir doğruluğunun veya gerçekliğinin kefili değilim. Hatta bunların doğru ve gerçek olup olmadıklarını araştırmak gibi bir endişem ve özel çabam olmadı.”

            Ama yazılanlar 50-100 sene sonra tarih olacak. Bugün hayatta olanların hepsi yarın rahmetli olacak. Bu yazılanlar doğru veya yanlış da olsa tarihin derinliklerindeki raflarda tarihi birer vesika olarak kalacak. Bunları okuyanlar hangisinin doğru ve hangisinin yanlış olduğunu nasıl ayırt edecek?

            Bugün ülkede bazı tarihi olaylar 70-80 senedir tartışılıyor. Tarih doğru yazılmadığı ve okutulmadığı için bu döngüler aynen kesiksiz devam ediyor. Devam edeceğe de benziyor.

 

            Yazarın birinci önceliği yanlışı ve doğruyu ayırmak değil midir?