KERPİÇ GÖLÜ

KERPİÇ GÖLÜ

(Çocuk gözüyle)

            Zengin çocuklarının dışında 6–7 yaşımıza kadar fistan giyer, 9–10 yaşımıza kadar da yalınayak gezerdik.

            Her iki ayağımın yüzük parmakları doğuştan yere baktıklarından, yürürken yerdeki bütün taşlar, özellikle bu parmaklarımı nişan alırlar, soyarlar, al kanlar içinde bırakırlardı. Amma ne yara bandımız, ne de oksijen suyumuz vardı. Ecza dolabımız bile yoktu…

            Harman yerlerine bitişik “Kerpiç Gölü” isimli bir tarlamız vardı: İlkbahardan itibaren köyün ne kadar kuzusu, danası, başıboş eşeği ve sığırcının gütmediği uyuz ineği gibi hayvanatı varsa harman yerine salınır. Onlar da haklı olarak yayıla, çiğnene kurutulmuş harman yerini bekleyeceklerine doğru ekin tarlalarına dolarlardı. Bizim kapıdan tarla görünmediği için dam başında gezinen ağabey ya da amcaları bir telaştır, alır:

            -Hasaan! Şaziyeee! İrasiiim! Ula öldünüz mü? Tarlaya mallar dolmuş.

            Bu ihbar üzerine evde sesler kabarır:

            -İrasiim! Nerdesin ula?! GOP (koş) şu malları çıkart.

            Eeey, ‘Mal canın yongasıdır” demişler. Döve - söve hayvanları berilere kadar getiririm. Ayağımın kanıyla yorgun argın daha eve girmemişim ki, dam başlarından ve evden rutin sesler, tekrar yükselmeye başlamıştır bile...

            Bu koşturmaca, ekinlerin biçilmesiyle de sona ermez. Bu kez de yığınlardaki başaklara “Mollali’nin tavuk ve hindileri dadanmıştır, bütün sülalesiyle. Vursan ölüyor, vurmasan nasibini elinden alıyor…

            Yalınayakla yollarda-özellikle kağnı tekerlerinin geçe geçe ufalayıp incelttiği tozlarda-yürümek rahattı ya... Gerçi toz ne kadar ince olursa olsun içinde nohut kadar taş varsa, ayak işaret parmağım onu bulur, günlük kanımı akıtırdı. Yeni tırpanlanmış bir tarlada, hele tarla ayrıca pıtraklıysa mal gütmek bir felaketti. Ayaklarımızın altı nasırlaşır, o kadar acımazdı da ökçeden baldıra doğru yükselen derinin arasına bir anız saplanmaz mı, acısı adamın yüreğine vurur. Bu şartlarda mal mı güdüyorsun, anızdan sakınmak için sek sek mi oynuyorsun? Belli değil.

            Bir gün bağlardan gelirken tekerlerin incelttiği topraktaki çıplak ayak izlerime bakıyorum. “Yarın” diyorum kendi kendime “İnsanlar bu izlerin yerinde lastik ayakkabı izleri görecek ve “Bu izler kimin ula?” diye merak edecekler... Çünkü o gün ağabeyim Alaca’ya gidecek, “Lastik ayakkabı alacağım” diye bana söz vermişti.

 

            “Yalınayak”lıktan kurtulmama şunun şurasında ne kaldı ki...