ÖZ ELEŞTİRİ

İhtiyarlar diyorum. Yani emsallerim. Kendimizi bilsek, ağır oturup batman gelsek. Sağ olsunlar gençlerimiz gereken saygıyı gösteriyorlar. O saygıya layık olmaya çalışsak, başta iken ayağa düşmesek. Az konuşsak, sorulunca bildiklerimizi daha açık, daha özet, anlaşılır bir dille söylesek. Dolandırmadan, eğip bükmeden, kendimizi methetmeden “doğru at, gözüme at” gibi…

Tecrübeliyiz sanıyoruz. Tecrübe, deneyerek, yaşayarak, yanılarak elde edilen bilgidir. Devir değişti. Gençler bilgi çağını yaşıyor. Biz hangi tecrübemizle onlara yol göstereceğiz? Televizyonda kanal aramayı beceremiyoruz. Bırakın bilgisayarı, cep telefonumuza bile hâkim değiliz. Bizim öğreteceğimizin kat, kat fazlasını bir genç,  cebindeki telefondan bir çırpıda öğreniveriyor. Hele navigasyon dedikler bir alet var ki arkadaş! Yaz kış, yağmur çamur, gece gündüz demeden aradığın adresi eliyle koymuş gibi buluyor.

Delikanlı oturduğu yerde Ankara’daki, İstanbul’daki adlarını bilmediği profesörden randevusunu alıyor. Gidip muayenesini oluyor. Bu delikanlıya biz, hangi tecrübemizle yol göstereceğiz?

Kilolu çocuğa öğüt veriyor bir yaşlı, hem de tehdit ediyor:

—Az yiyeceksin, spor yapacaksın, koşacaksın. Sonra kızlar seni beğenmezler ha!

—Ben üniversite mezunuyum dede. Dediklerinin hepsini, daha fazlasını da biliyorum.

Dedeye susmak düşüyor.

Bazen sordular diye bir başlarız, konuşmaya. Sözün sonunu getiremeyiz bir türlü. Dinleyici bulduk ya laf lafı açar, laf sigara paketini, sözümüzün başını unuturuz. Yine de hızımızı alamayız. Böylece hem kendimiz yorulur, hem de dinleyenleri yorarız.

Profesör uzun konferansının sonunda yakın gözlüğünü çıkarır, salona hitaben,

—Sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim der. Salonda kalan tek adam Şoförü ayağa kalkar:

—Mecburdum efendim der ben de gitsem sizi kim götürecekti.

Uzun konuşursak profesör gibi dinleyici kaybedeceğimizden korkarım. Her konuda olduğu gibi konuşurken de ölçü önemlidir.

 

Yaşlıysak yaşlılığımızı bilip, ölçüyü kaçırmayıp kimseyi usandırmayalım.