MASAL BU YA: ALPU BARAJI

                                       MASAL BU YA: ALPU BARAJI

           Yıllaar, yıllar önce pireler berber iken, develer tellal iken, BÖYÜK BÖYÜK ADAMLAR uyuyan halkın beşiğini tıngır mıngır sallar iken ülkenin birinde bir padişah varmış. Bu padişah, tek başına iktidar olmuş. Ülkesini gezerken bir de ne görsün? Tokat adıyla bilinen şehrinin Sulusaray adlı ilçesinde tarlalar susuzluktan kurumasın mı? Üstelik de adı Sulu olan bu belde Kuru bir halde can çekişirken iki dere, bir ırmak boşuboşuna akıp duruyormuş.  Tebaasına bağırmış:

               -Bre densizler, şu iki dağın arasına bir baraj yapsanıza! Bakın bu su israf oluyor! Köylü perişan halde!
 

                    Derhal tellal çıkarılmış. Köylülere yakında bütün topraklarının suya kavuşacağı müjdelenmiş.

            Tabi padişah bir daha o bölgeye uğramamış. O söz sadece tatlı bir hayal olarak köylünün rüyalarını süslemiş durmuş.

            Ardından padişah hazretleri ölmüş. Yeni padişah derhal barajın yapılacağını beyan buyurmuş. Padişahın ibrikçi başıları, soytarıları, ateşbazları, cambazları, oyunbazları köylüye müjde üstüne müjde vermişler. “Bu baraj yapılmaz.” diye eleştiren zavallı halkı azarlamışlar. “Biz eskilere benzemeyiz, bizim sözümüz senettir.” demişler.

            Gel zaman git zaman baraj bölgesinde bir iki çalışma yapmışlar, sonra da ortadan kayboluşlar. Padişah efendimizin kapı kulları: “Biz gerekeni yaptık, müteahhit iflas etti.” demişler. Zavallı köylü inanıvermiş bu yalana.
            Hak vaki olmuş, o padişah da ebedi âleme intikal etmiş. Köylü ağlamış, üzülmüş: “Eyi padişahtı. Yaşasaydı barajı yapacaktı.” demiş, durmuş.

            Ardından başka padişahlar gelmiş. Her gelen padişah bir iki adım atmış, baraj asırlar sonra tamamlanmış. Ama aksilik bu ya, barajın suyunu tarlalara taşıyacak boru hatları ihalesi iptal olmuş. Sonra yeniden yapılmış. Bilmem kaçıncı müteahhit iflas etmiş. Talihsiz müteahhitler beş parasız bir halde mütevazı malikânelerine çekilerek gözyaşları içinde jambonlarını, havyarlarını yemişler. Köylüler ise bu talihsiz müteahhitlere çok üzülmüşler.

            Yüzyıllar içinde halk baraj efsaneleriyle çocukları korkutmuş, kendilerini uyutmuşlar. Cinler padişahının sudan geçemediği, bu yüzden baraj yapmak isteyenlere musallat olduğu anlatılmış. Alkarısı her gece gelip şantiyeyi basıyormuş. MEKİR dadanmış. Mühendislerin üzerine kaya fırlatıyormuş. Şeytan bütün çocuklarını bu barajın bitmemesi için seferber etmiş ve  iyi kalpli, dürüst devletlüleri yoldan çıkarmaya başlamış. Devler, cüceler; yılanlar, çıyanlar, akrepler… Bu barajın bitmemesi için her türlü hile, desise ve zulmü yapar olmuşlar.
            Gel zaman git zaman barajın kanalları bitme aşamasına gelmiş. Nihayet asırlar süren özlem bitecek, kurak topraklar suya kavuşacakmış.
            Yeni yetme devletlüler karar almışlar. Bu karar köylüyü can evinden vurmuş!
MEĞERSE BARAJ O KÖY İÇİN DEĞİL BAŞKA UZAK KÖYLER İÇİN YAPILMIŞMIŞ!
            Sulusaray’ın toprakları yine susuz kalacakmış! Bir iki köylü ah vah etmiş, eyvah demiş. Ama dinleyen kim?
            “Komşular, halımızı hökümete arz edek.” demiş birileri. Köylü korkmuş, susmuş, pusmuş, kan kusmuş ama kimseye bir şey diyememişler.

                Baraj kanalları hâlâ bitmemiş. Bitse de olacağı belliymiş. Gözünün önünde su akacak, Sulusaray bakacakmış.
İYİ Kİ BÖYLE ŞEYLER MASALLARDA OLUYOR.