ATATÜRK KİMDİR? - IX-

                 Mustafa .Kemal Samsun’a hareket etmeden önce, veda ziyaretlerinde bulundu. Yeni Genel Kurmay Başkanı Cevat Paşa, eski başkan Fevzi Paşa, bakanlar ve Padişah Vahdettin ile görüştü.

                M.Kemal, son ziyaretini Padişah Vahdettin ile yaptı. Yıldız Sarayı’nın ufak salonun da Padişah’la adeta diz dize denecek kadar yakın oturdular. Oturdukları yerden, başlarını hafifçe sağa çevirdiklerinde, Boğazda demirlemiş ve toplarını Yıldız Sarayı’na doğrultmuş, birbirine paralel düşman zırhlılarını görüyorlardı!..

               Padişah, Mustafa Kemal’in hiç unutamayacağı şu sözlerle konuşmaya başladı:

              “Paşa, Paşa… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin.”

               Vahdettin, masanın üzerindeki tarih kitabına elini basmıştı:

               “ Bunların hepsi arttık kitaba girmiştir. Tarihe geçmiştir. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden önemli olabilir.”

               Bir ümit kırıntısıyla tarihi sözünü söyledi:

               “Paşa Paşa Devleti kurtarabilirsin!”  

                Çünkü M.Kemal’in herkesin bildiği “resmi görevi”,Samsun ve çevresindeki azınlıkların ve özellikle Rumların İtilaf Devletleri temsilcilerine yaptığı şikâyetleri incelemek ve onları rahat ettirmek için gerekli önlemleri almaktı. Yani, herkes Mustafa Kemal’e,”işgalcilere yardımcı olacak bir görev” verildiğini düşünüyordu. Müfettişlik görevinin özü buydu! Padişah, silahlı direnişe kesinlikle karşıydı.

               M.Kemal 6 ay önce (22 Kasım 1918)’de Padişah’la da bir Cuma namazından sonra görüşme yapmıştı. O konuşma da Padişah,M.Kemal’e şöyle demişti:

              “Ordunun komutan ve subayları eminim ki seni çok severler, Bana güvence verir misin ki onlardan bana bir fenalık gelmeyecektir?”

               Türk Parlamentosunda Türk’e hakaret serbest! Örneğin, Trabzon Rum milletvekili Yorgi Efendi ve Tekirdağ Rummilletvekili Efelidis Efendi bölgelerinde Rumlara zulüm yapıldığını ileri sürerek, Türklere hakaret ediyor ve Türklerin cezalandırılmasını istiyordu. Konuştukları yerde Türk Meclis’iydi.Edirne Milletvekili Faik Bey,bu gerçeğin altını şöyle çiziyordu: “Türk mebusan meclisi’nde Yunan Mebusları konuşuyor ve Türk mebusları susar!..”Durum böyleydi.

                 16 Mart (1919) da ise, İstanbul’daki kiliselerin geniş katılımı ile “Anavatan Yunanistan’la birleşme ve İstanbul’u işgal”adlı övücü mitingler düzenlemiş. Paris’teki Patrikhane heyetine destek vermişti. Rum kiliselerinin hepsine de Yunan bayrakları asılmıştı. Patrikhanenin kapısının üzerine “Çift Kanatlı Bizans Bayrağı” asıldı. Patrikhaneden “Kuduran Türkler,ilk darbelerini Patrikhaneye indirdiler.”sloganları atılıyordu.

                     Rum okullarında çete eğitimi veriliyordu. M.Kemal Patrikhanenin faaliyetlerini yakından takip ediyor ve gizli raporlar alıyordu. Yayınladığı bir genelge ile milli direnişin birimlerine de bu durumu bildirdi.

                     İstanbul Hükümeti işgal kuvvetlerine yaranmak için 35 yaşındaki genç kaymakam Kemal bey’i astılar.Suçu düzeni sağlamaktı.

                     M.Kemal’e göre,”Kahrolsun işgal” diyemeyen hükümet, “süngülerini milletin kalbine saplayan yabancıları, konuk sayan ve yumuşak davranan” bakanlara sahipti.

                     M.Kemal Samsun’a çıkamadan önce,11 Nisan’da evine bir misafir geldi… Gelen kişi, Erzurum’daki 15.Kolordu’ya komutan atanan General Kâzım Karabekir idi. Karşılıklı durum değerlendirmesi yaptılar. Ümitsiz duruma karşın, veda konuşmasında Kazım Karabekir şöyle dedi:

                  “Silahımız, cephanemiz bitmiş değildir. Son fişeğini atmadan teslim olan bir kale kumandanı nasıl vatan haini sayılırsa, biz de ona benzeriz. Çünkü Anadolu bir kale, biz de onun kumandanıyız. Henüz namusumuzu yitirmiş sayılmayız.”

                   9.Ordu Müfettişliği’ne atanmayı başaran M.Kemal Paşa, annesine veda edip kız kardeşi Makbule’nin hatırını sorduktan sonra İngilizlerin denetimindeki Galata rıhtımına geldi; kendisini bekleyen Bandırma vapuru’na binerek kıyıdan açıktan beklemeye başladı.

                   İstanbul yarı işgal altında olduğundan M.Kemal’e İngiliz pasaport servisi vize vermekte bir an için de olsa bir duraksama geçirmişti.

                   Paşaya eşlik eden 18 kişilik “müfettişlik kadrosu” rıhtımdan sandallarla hareket ederek açıkta bekleyen vapura çıktı. Rıhtımda hiçbir tören yapılmaması planlanmıştı. Öylede oldu. Bandırma vapuru kız kulesi önüne geldiğinde İngilizler tarafından durduruldu ve bir binbaşı eşliğinde işgalciler tarafından tepeden tırnağa arandı. Daha önce de, Karadeniz’de batırılacağı istihbaratını alan M.Kemal kuşkuya kapıldı.

                  M.Kemal, güvertede arkadaşlarına “Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı götürüyoruz!”dedi.

                                                                                                                Devamı var