Kutsal günlerimiz!

18 Ağustos günü 2017 yılının babalar gününü kutladık. Alışverişler yapıldı, sosyal medya paylaşım bombardımanına tutuldu, bazıları içten bazıları ise kopyala yapıştır mantığıyla mesajlaşmalar havalarda uçuştu.
Sonra normale döndük. Pek çok ailede o günlerin bir rüya değil de her günün o gün gibi olması arzulanmaktadır. Çünkü Avrupa gibi sorunlu bir toplum olduk (uyuşturucu ve zararlı alışkanlıklardan belli); aile çatısı hızla çökmektedir. Evlat ve ebeveyn ilişkisi sadece maddi ilişkiler seviyesine inmiş, ilişkilerde ruh kalmamış. 

            Babalar gününü kutlamamış, sosyal medyadan tıpkı anneler gününde olduğu gibi “her gün anne baba günü olması gerektiğini” paylaşmıştım. Marjinal mi oluyorum diye düşünürken namazda aklıma bir şeyleri karalamak geldi! Malum olduğu gibi bazı orijinal şeyler ya namazda ya da tu…..t de akla gelir! Şeytandan mıdır nedir bilmiyorum!

            Öncelikle o güne sığdırılan ve bugün çoğunlukla unutulan babalar gününü gecikmiş de olsa kutluyorum.

            Yine marjinal oldu ama aykırı düşüncelerden vazgeçildiği zaman toplum kısırlaşır, tek renge indirgenir ve gelişmenin kapısı kapanır diye düşünüyorum. Anarşi olmayacak ama anarşist fikirler her zaman olacak ki toplumun dinamizmi devam etsin, ölü toplum olmasın.

            Anne ve babalar günü nasıl anlamlı olur?

            Şunu unutmamak gerekir ki anne babalar da birer evlattır. Onların da anne babaları var. Pek çoğunun anne babası sağ, bir kısmı da ebedi aleme göç etti ve babalar gününün kutlanmasından haberleri yok, kendilerine hediye almak mümkün değil!

            Bir evlat, tayin edilmiş ya da belirlenmiş bir günde en edebi cümleler ve bütçesine göre en pahalı bir hediye ile anne veya babasının gönlünü almayla anne ve babalar günü kutlanamaz, o güne kadar kırılmış gönülleri tamir edilemez. 364 gün derin dondurucuya atılan bir ebeveyn bir günde eritilip rahmet damlası haline getirilemez. Hadi bir günde gönül alındı diyelim (anne-baba yüreği evlada karşı yufkadır), diğer 364 gün ne olacak? Bu durumda çoğu şeyde olduğu gibi yine batılı sömürgecilerin bizim için oluşturduğu “paketlenmiş kültürün” taşıyıcısı olmadık mı? Niye organik olamıyoruz?
365 gün anne-baba günü mü kutlamak istiyorsun? Her gün altın yumurtlayan tavuk olursan (!) yılın her günü anne ve baba için özel olursun ve onları mutlu edersin. Hayırlı bir evladın her günü mutluluk yayar. Hayırlı bir evlat, vatan ve milletini seven ve Allah’ın razı olduğu bir kulun ebeveyni için her gün bayramdır, her gün yeniden doğmaktır. Böyle bir evlat her gün altın yumurtlayan tavuk gibidir ve her gün en pahalı hediyeleri ailesine ikram etmiş gibidir.

            Peygamberimiz, öldükten sonra amel defterinin kapanmadığı, adeta yaşamlarına devam ettikleri kulları şöyle açıklar: 

"Ademoğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz:
1- Geride sadaka-i cariye (devamlı kazandıran bir eser, köprü, cami gibi hayır) bırakanın,
2- Hayırlı bir evlat (ruhu için dua edip hayır hasenat yapan bir evlat) bırakanın,
3- Geride faydalanılacak bir ilim bırakanın" 
Bunlardan birincisini yerine getirmek maddi zenginlik ister ve her insana nasip olmaz. Üçüncüsü âlimlere nasip olacak bir durumdur. 
Bunlardan en zor olanı (çünkü sabır istiyor) hayırlı bir evlat yetiştirmektir. Bunun için paraya ihtiyaç yok ama bir miktar âlim olmayı gerektiriyor. Hayırlı bir evlat yetiştiren bir ebeveyn bu dünyada sıkıntı çekmeyeceği gibi öldükten sonra; çocuğunun bu dünyada yapacağı iyi işlerden, güzel ahlakından, vatanseverliğinden, güzel amellerinden ona da bir şeyler düşeceği hadiste bildiriliyor. Böyle bir evlada sahip olanın amel defteri hep açık olur ve sürekli sevap yazar.
Böyle bir evlat olmak mı babamızı sevindirir?
Böyle bir evlada sahip olmak mı bizi sevindirir? 
Yoksa yılda bir kez aşırtma süslü laflarla ve pahalı hediyelerle işi savuşturmak mı bizi sevindirir?
Şunu da unutmamak lazım: Hayırlı bir evlat aynı zamanda eğitim ve iş hayatında başarılı olma ihtimali en yüksek insandır. 

            Belki arkamızdan maddi bir eser, bir hayır kurumu bırakamayız. Öyle olsaydı dünya eserden geçilmezdi. Yine aynı şekilde bir faydalı ilim de bırakamayız. Herkesin zekâ seviyesi farklı olduğundan herkesin âlim olması da beklenemez. Ancak herkese bu dünyayı algılayabilecek ilmi edinecek bilgi kaynağı ve zekâ verilmiştir. İkra (oku) ve araştır (ilim Çin’de de olsa gidip alınız) emrine muhataptır tüm anne baba adayları. Çünkü o yaşta akıl baliğdirler.

 

            Bütün bunların yanında hayırlı bir evlat yetiştirip hem onu, hem kendimizi hem de her anne babanın bunu becermesi durumunda ülkenin geleceğini kurtarmış oluruz. Buna “bir taşla üç kuş vurmak” denir. O halde en hayırlı iş iyi bir evlat yetiştirmek olsa gerek. Çünkü bu durumda biz yapamazsak bile, evlatlarımızın vesile olacağı bol bol maddi eserler ve faydalı ilimler ortaya çıkar. 
Sonuç olarak babalar gününe karşı değiliz. Elbette 365 gün bir aileye yaraşır geçen mutlu, huzurlu ve anılara konu olacak günlerin kutlanmasını, örnek ailelerin “kamu spotu” haline getirilip eğitim malzemesi haline getirildiği, anne ve babalar gününün ayrı değil aynı günde kutlanacağı (ayrımcılık ve dedikoduya mahal vermemek için) bir günü anlamlı hale getirmek ve dünyaya Anadolu kültürünün bir parçası olarak sunmak hiç de fena olmaz diye düşünüyorum.
Bir şairimizin dediği gibi;
Deh dedin mi yürüdü mü at
Tut dedin mi tuttu mu evlat
Eğer bir de güzel huyluysa avrat
Ne işin var düğün evinde
Düğün senin evinde
Gir oyna çık oyna
Deh dedin mi yürümedi mi at
Tut deyince tutmadı mı evlat
Eğer bir de kötü huyluysa avrat
Ne işin var ölü evinde
Ölü senin evinde
Gir ağla, çık ağla
ile konuyu bağlıyorum. (Tabiî ki baba da iyi huylu olmak koşuluyla anlamlı bir şiir)
(Ancak şunu da belirteyim. Halk ağzı kaba gibi görünebilir ama beş bin yıllık kültürümüzü yansıtır. Avrat; “hanım”, “hatun” yerine kullanılmış olsa gerek)
İsmet YALÇINKAYA
19/06/2017