Bölünmeyi Engellemeye Hazır Olmak

Türkler esaret altına girmemiş, 
Türkler devletsiz kalmamış, 
Türkler bayraksız olmamış
Türler bin küsür yıldır ezansız olmamış 
Türkler hep hür olmuş
Bunlar Türklerin elinden alınmak istiyor..
Türkiye’ye karşı saldırıları nasıl bertaraf ederiz, nasıl 100 yıl önce kurdukları gibi bugün batırmaya başladıkları devlet ve milletlerin (pek çoğu millet değil, aşirettir) durumuna düşmeyiz? Fırtına kapımızın dibinde sürekli kapımızı yıkmak için olanca gücüyle basınç uygularken biz hala derin uykuda mıyız? Bu kapı içeriden sağlamlaştırılması gerekiyor. Yani içten mukavemetli duvar ve kapı yapmak zorundayız ve bu da; kalifiye, milli, iç barışı her şeyin üzerinde tutan insan yapısıyla mümkün olacaktır. Bunun için sorumluluk sahipleri öncelikle insan yetiştirmek zorundadır.
Anneler, babalar;
Ülkenin geleceği, bağımsızlığı ve hür insanların yaşadığı bir ortamın olmasını istiyorsak iyi çocuk yetiştirmek zorundayız. Çocuklarımızı uyandırmalıyız. Gerçek hayatı onlara anlatmak zorundayız. 
Dini telakkilerini, inançlarını, vatan sevgisini, bayrak sevgisini onlara yaşayarak anlatmak zorundayız. Bu değerlerden yoksun, eğri bir şekilde büyüyen genç ülkesine sahip çıkamayacak-tır.
Çocuklarımıza ülkemizin dostlarını, iç ve dış düşmanlarını onlara anlatmak zorundayız. Dün-ya vatandaşı olarak değil, öncelikle kendi ülkesinin vatandaşı olarak çocuklarımızı yetiştirmek zorundayız. 15 Temmuz dünya çocuklarını, dünya insanını değil; bizim çocuklarımızı, bizim insa-nımızı vurdu. Bizim devletimizi başka devletlerin kucağına itmeye çalıştılar 15 Temmuzda. O halde dünya vatandaşı, dünya dili, globalizim diye bir şey yok, biz varız. Dolayısıyla 15 Temmu-zu, 15 Temmuza nasıl gelindiğini onlara nedenleriyle birlikte anlatmak, unutturmamak zorun-dayız. Bu bizim milli kavgamızdır. 
Anadolu’yu parçalamak isteyenlerin açtığı ihale bir gün çocuklarımıza kalacak. Çünkü zaman hızlı geçiyor. Bizim kuşak 12 Eylül’ü yaşadı, bizden sonraki kuşak 28 Şubat darbesini yaşadı, milenyum kuşağımız ise 15 Temmuz olayını bizimle birlikte yaşadı. 15 Temmuz olayını lise gençliğinin ve üniversite gençliğinin çoğu anlamadı, bir kısmının umurunda da bile değil. (Üniversite öğrencilerinin yaşam şeklini incelerseniz görürsünüz. --Deniz Seki ile Şehit Yarbay Songül Yakut’un insanımızın gönlündeki yerine bakınca görülüyor-) Farkına varanlar, o imanlı gençlik ölüm pahasına tankların önünde durdurdu; gençliğin büyük bir çoğunluğu ya hiç farkında değil ya da balık hafızalı gibi hemen unuttu. Yenilenme, değişme, gelişme yolunu seçmedi. Gençler mi suçlu yoksa yaş iken onları doğru şekillendirmeyenler mi? Elbette şekillendirmeyenler. Korkarım ki 12 Eylül ve 28 şubat darbeleri sonrası olduğu gibi 15 Temmuz’u da 20-30 senede analiz etmeye kalkarsak bir sonraki darbenin bitirici darbe olması kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda bir sonra kuşak işgale uykuda yakalanır. Tıpkı Saddam’ın Irak’ında olduğu gibi.
Sevgili anne ve babalar;
Geç kalmadan çocuklarımızı gerçek dünyayla tanıştıralım. Başımızı kuma gömmeyelim, kal-dırıp gelen tehlikeyi görelim. Vatanımızı şehitlik pahasına korunuyor şimdilik. Kimi koruyor? o yüce gönüllü askerimiz, polisimiz. “Kimin için koruyor?” sorusunu aynada her bir vatandaş ken-disine sormak zorundadır. Arkasından “bu şehitlere layık olabiliyor muyuz” sorusuna cevap aramak zorundayız. Bu koruma elbette olacak ama yeterli değildir. Vatan savunması topye-kûndur, o da vatan ve millet bilincine sahip olmayla mümkündür. 
"Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar." (Buhari, Tefsir (Rûm), 2) Hadis-i Şerifi herkes bilir. 
Hani bizim de “dünyaya nizam verme, İslam’ın bayraktarlığını yapma” gibi çok şerefli bir geçmişimiz vardır. “Her Türk asker doğar” vecizesi bu misyon çerçevesinde gelişmiş olup, çok doğru ve başka milletlerde olmayan bir meziyettir. Evet, doğuştan gelen bu iki meziyeti sür-dürmek olmalıdır Anadolu çocuğunun amacı ve böyle yetiştirilmeli. Yoksa bertaraf edilmemiz çok kolay olur. Yani; değişmek değil gelişmek olmalıdır yaşam gayemiz. Bu da çocuğu manevi olarak besleyip büyüten anne-baba ve öğretmenlerin (aynı zamanda toplumda örnek olan her-kesin) görevidir. Anne ve balar önceliğini belirlemek zorundadır. Para-pul, sermaye, diziler, maçlar mıdır asıl olan? Yoksa vatana layık olan, zor durumda zorluğu yenecek, kendini savuna-cak evlat yetiştirmek mi? Asli görevine, genlerinde kodlanmış şifrelere dönmek zorundadır aile sorumluluğu üzerinde olanlar. Düşman televizyon içinde gibi hapsedilmiş illizyonundan uyanmak lazım. Düşman televizyon ekranını kırıp evlatlarının önüne çıkacak bir gün. O zaman sağ isen eyvah demen işe yaramayacak, ölü isen mezardan kalkıp düşmanı perişan etmen müm-kün olmayacak! O gün bir süs bitkisi gibi, sadece tüketen bir çocuk yetiştirmenin pişmanlığını yaşayacağız hep birlikte.
Milli eğitim teşkilatı;
Ne zaman size teslim edilen gençleri eğiteceksiniz? 
Öğretmen arkadaşlar. Ne olur müfretadı beklemeyin, onun dışına da çıkın artık. Çünkü eğitim ayağı gerektiği şekilde müfretada konulmayacak. Konulması da beklenmesin. Çünkü eğitimin formulü yoktur; sorumluluk işidir, gönül işidir. 
Ne olur, o matematik, fizik, felsefe, coğrafya … konularına arada bir mola verin de gençle-rimize; değerlerimizi, geçmişimizi, geleceğimizi, vatan sevgisini, çalışkanlık ve dürüstlüğü anladın. Bu işi gönülden yaptığınızda inanın o zaman dersleri duvara anlatmayacaksınız ve çocuklarımız iki kulvarda da başarılı olacaklar, siz de rahat edeceksiniz. Vatan sevgisi arada tutsun sizi. Okumayı, yazmayı, düşünmeyi öğretin şu çocuklara. Elzem olan budur.
Milletimiz son zamanlarda eskiye nazaran bilinçlenmeye başladı. O da yangının mahallemi-zin kıyısına yaklaşmasındandır. Dövüldükçe mi akıllanıyoruz yoksa! Ancak sosyal medyada bu işi çözmeye çalışıyor, sosyal medya kahramanı olduk çıktık. Öyle bizim için hazırlanmış gibi görü-nen hamasi duygular içeren paylaşımları alıp saniyeler içinde ışınlamayla görevini yaptığını zan-netmekle iş olmuyor. Okumuyor, düşünmüyor, yorumlamıyor; aspirinle idare ediyoruz. Futbol deyimiyle ortada top çevirip 90 dakikayı sorunsuz geçirmek olmamalı gayemiz. Gayemiz gol atmak olmalı, zira gol atamayan bir gün golü yer ve mağlup olur. Yine bu iş futbolda olduğu gibi bir daha geri gelme şansınız olmuyor. 
Bu arada pek de hayırlı bir şey değil bu sosyal medya. Algıların kurbanı oluyoruz sosyal medyada. Bizim için hazırlanmış, doğruluğu ve yanlışlığı test edilmemiş, paketlenmiş gıda gibi zararları içinde taşıyabilecek bilgileri paylaşıyoruz. Belki de yanlış yapıyoruz.
O halde asıl yapmamız gereken şey hem kendimizi geliştirmek hem de şuurlu, akıllı, gönüllü çocuk ve öğrenci yetiştirmek olmalı. 
Mısır, Libya, Suriye, Tunus, Cezayir, İran, Irak, Yemen, Körfez ülkeleri ve Türkiye. Düş-man bu ülkeleri terör, mezhep farklılığı gibi suni ayrımlarla bölmek, parçalamak istiyor. Aslına bakarsak üçüncü dünya savaşı sinsi bir şekilde devam ediyor. Hatta dünya savaşlarına hiç ara verilmedi ki. Sadece şekil ve yöntem değişikliklerine gidildi. 
Bu ülkeler (halkını insandan saymadıkları, Müslümanların oluşturduğu) sırayla, lokma-lokma, sindire-sindire, yutulmak isteniyor. Sıra bize de gelecek. Aslında bizden başlamak çok daha masrafsız olurdu. Ancak lokma büyük gelmiş olabilir. O halde yem olmaktan kurtulmak için; yutulmamak için daha büyük, ısıranların dişlerini kırmak için daha sert lokma haline gelmek zorundayız. 
Ne zaman?
Bizi ısırmadan önce!
Ne zaman ısıracaklar?
Her an!
O halde çocuklarımızın mukavemetini artırmak zorundayız. Onlara maddi servet değil, manevi servet bırakmak zorundayız. Anne babasına ve büyüklerine saygılı, derslerinde başarılı, gele-neklerine sıkı sıkıya bağlı ama teknolojiyi de dibine kadar bilen ama teknolojiye yenik düşme-yen, vatan sevgisi ile donatılmış çocuklar yetiştirmek zorundayız. Aksi halde Katar ve diğerleri gibi olmamız kaçınılmazdır. Zira dünyanın en uzun kuleleri, deniz üstündeki muhteşem saraylar, 80 bin dolar milli gelir; insanları, milletleri, devletleri kurtarmaya yetmez. Bunu test ederek anlamaya çalışmamıza gerek yok. Zira “delilik, aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç beklemektir”. Bu deliliği yapanların düştüğü durumdan ders çıkarmaktır akıllının görevi. Çünkü test edip onaylamaya kalkanlar idam fermanını onaylamış olurlar.
İsmet YALÇINKAYA