ATATÜRK -Tokat’ı Teşriflerinin 98. Yıldönümü Anısına-

Bu yıl Ulu Önder ATATÜRK'ün Tokat'ı teşriflerinin ve bu güzel şehrimizi şereflendirmesinin 98. Yıldönümünü doksansekiz yıldır aynı heyecanla kutluyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Asıl Türk ulusu için, Yüce Allah'ın bir lütfudur. Atamızın bu ülke için çektiği çileler, katlandığı sıkıntılar, yaptığı fedakarlıklar, kahramanlıklar, ulusuna bıraktığı kalıcı eserler, devrimler saymakla bitmez. Onun hayatı ve yaptığı icraatlar kitaplara sığmayacak kadar uzun bir destandır.

            Onun anısına uzun zamandır yazmayı düşündüğüm minnet dolu şiirimi, sevgili okurlarıma takdim ediyorum. Onu, gerek yorumumdaki ve gerekse şiirimdeki mısralara sığdırmanın, onu anlamanın ne kadar zor olduğunun idrakı içindeyim.

MİLLİ MÜCADELE RUHU

            Ulu Önder 26 Haziran 1919 tarihinde Tokat'a geldi. 27 Haziran'da Tokatlı hemşehrilerime Belediye'de şöyle hitabetmiştir: “Hiçbir müdafaa vasıtasına malik olmasak bile dişimiz, tırnağımızla, zayıf ve dermansız kolumuzla mücadele ederek şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu müdafaa etmeyi zaruri görüyorum.

            Tarih, bize  vatan uğrunda canını, malını, esirgemeyen milletlerin asla ölmediklerini, hala yaşadıklarını göstermektedir. Ben hayatımı hiçbir zaman milletimizden üstün görmedim ve görmeyeceğim.

            Her an memleket için şerefimle ölmeye hazırım” demiştir.

            MİLLİ UYANIŞ

            Mustafa Kemal'in yukarda ayrıntıları belirtilen konuşmaları, memleketin her yerinde “Milli Uyanışı” sağlamıştır. Bundan çıkarılacak çok büyük dersler vardır.

            ATATÜRK'ÜN TOKAT'A GELİŞLERİ

            Gazi Mustafa Kemal Tokat'a toplam 6 defa gelmiştir. İlki 26 Haziran 1919’dadır. 27 Haziran 1919 tarihinde halk'a hitabettikten sonra ayrılmışlardır. İkinci ziyareti 17 Ekim 1919  tarihinde olmuş ve aynı gün ilimizden ayrılmıştır. Üçüncü ziyareti ise 27 Ekim 1919 dadır. 28 Ekim 1919 tarihinde ayrılmıştır. Dördüncü ziyareti 25 Eylül 1924 tarihinde olmuş ve 27 Eylül 1924 tarihinde ayrılmıştır. Beşinci ziyareti 17 Eylül 1928 tarihindedir ve aynı gün ayrılmıştır. Altıncı ve son ziyareti ise 21 Kasım 1930 tarihinde olmuş ve 22 Kasım 1930 tarihinde ilimizden ayrılmışlardır.

            Bir yıl içerisinde üç defa Tokat'a geldiğine şahit oluyoruz. Ulu Önder'in bu gelişlerimizin dört bir yanı kuşatılmış, teknoloji diye bir şey yok. Bir çok ilimize gidiyor ve Anadolu'yu baştan başa dolaşıyor. O günkü zor şartlarda, karlı dağları aşarak, bu gidişlerin nasıl olduğunu iyi analiz edip, iyi düşünmek lazım. Bütün bunlar bir mücadelenin, azmin sonucudur. Bugün, bu ülke, bu topraklar için, devletin her bir kademesinde bulunan insanların, hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan, çok çalışması gereklidir. Şu anda dünyada Küresel Savaş dediğimiz, daha çok ekonomiye dayalı bir savaş vardır. Özellikle gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeleri ekonomik açıdan sömürmek amacıyla var güçleriyle çalışıyorlar. Bu nedenle biz de onlarla mücadele etmek için, büyük bir gayretle çalışmalıyız.

            Tokatlı olarak, Ulu Önder'in Tokat'a gelişlerinden gurur duyuyoruz.

            ERZURUM KONGRESİ VE AMERİKAN MANDASI

            23 Temmuz 1919 tarihinde Erzurum Kongresinde, bazı delegeler önerge vererek “Düşman bizden çok güçlü, asker ve uçak sayısı, topları ve silahları bizden çok fazla. Çok zayiat veririz, çok şehit veririz, savaşı kaybederiz, bu nedenle Amerikan Mandasına (himayesine koruyuculuğuna ve güdümüne) sığınalım” dediler. Bu önergeye çok sinirlenen Mustafa Kemal, derhal kürsüye gelerek “Bu önergeyi kabul etmiyorum, sizlerde kabul etmeyin. Şayet kabul ederseniz ve benim arkamdan gelmezseniz, ben tek başıma da kalsam, bayrağımı gövdeme sararım, kanımın son damlasına kadar düşmanla çarpışırım, vatanım için ölürüm” dedi. Bu konuşmadan sonra delegeler, Amerikan Mandasına sığınmayı kabul etmemişlerdir.

            SİVAS KONGRESİ

            4 Eylül 1919 tarihinde gerçekleştirilen Sivas kongresinde,  ülkemizin kurtuluşu için çok önemli kararlar alınmış ve daha sonraki yıllarda ilan edilecek olan Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli burada atılmıştır.

            ÇANAKKALE SAVAŞI VE KURTULUŞ SAVAŞI

            Çanakkale Savaşı ve Kurtuluş Savaşından önce, asil milletimiz tek yumruk halinde birleştirmiş, esasen milletin ruhunda mevcut olan mücadele azmini kıvılcımlarla ateşlemiş ve “Ya Bağımsızlık Ya Ölüm” sloganıyla coşturmuştur. Savaşlardan önce, zafere ulaşılacağına inanmıştı, kendine ve milletine güveniyordu, imanlıydı. Yüce Allah'ın yardımıyla savaşları kazandı ve zaferlere ulaştı.

            TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN İLAN EDİLMESİ TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABESİ

            Atatürk, Bağımsız Türk Devletinin ve Cumhuriyetin sonsuza dek yaşayacağına ve dimdik ayakta kalacağına bütün kalbiyle inanmış ve asil milletimizi de inandırmıştır. Ancak bu paha biçilmez değerlerin sonsuza dek yaşatılması ve her türlü tehdit ve tehlikelerden korunması için, Türk Gençliğine hitabetmiş ve ne yapmaları gerektiği konusunda yolu göstermiştir. Atatürk, “Gençliğe Hitabesi”ni fevkalade ve mükemmel hazırlamış ve Türk Gençliği'ne kutsal bir armağan olarak bırakmıştır.

            Ulu Önder, çok sevdiği ve güvendiği asil milleti için, büyük bir tevazu göstermiş ve ayrıca  şu vaziyeti bırakmıştır: “-Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti sonsuza dek yaşayacaktır…”

            LOZAN ANTLAŞMASI

            24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, İsmet Paşa'ya şöyle der: “Parayı verirken şimdi kazandıklarınızı bizlere iadeye mecbur kalacaksınız.!”

            İsmet Paşa, Ankara'ya geldikten sonra, bu konuşmayı Mustafa Kemal'e aktarır. Mustafa Kemal dikkatle dinler ve anında kesin kararını verir:

            “Paşam, asla yabancılardan borç almayacağız. Denk bükçe yapacağız. Dışarıya sattığımızdan daha fazla mal almayacağız…” demişti.

DÜNYAYA BARIŞ MESAJI

            Ulu Önder Atatürk “-Yurtta Barış Dünyada Barış” diyerek, gerek ülkemizde ve gerekse bütün dünyada barışın öncülüğünü yapmıştır. Ayrıca savaşın, insanlık için utanç verici ve insan haklarına en büyük bir saldırı olduğunu belirterek, “-Mecbur kalmadıkça savaş bir cinayettir” demiş ve bütün dünyaya mesaj göndermiştir. Her zaman barışın korunmasını istemiştir.

CEHALET PRANGASI'NIN PARÇALANMASI DEVRİMLER VE ÇAĞDAŞ EĞİTİM

            Atatürk, hayatı boyunca cehaleti ortadan kaldırmak için mücadele etmiş, boş inançları, batıl ve hürafeleri söküp atmış, ilkel bir topluluk olmaması için harf ve kıyafet devrimi yapmış, bilim ve teknolojiye çok önem vermiş, çağdaş eğitimin temelini sağlam atmıştır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan okullarımızda, çağdaş eğitim görmelerini sağlamıştır. Ulusun bağnaz ve ortaçağ anlayışlı olmaması için çok çalışmıştır. Ülke yönetiminde ilerleme ve yenilik sağlamak amacıyla yasalar çıkarılmıştır.

            Hayatta en hakiki yol gösterici olarak bilimi kabul etmiştir. Dünya İşlerini bilime göre düzenlemeyi gerçekleştirecek Milli Eğitim sistemini öngörmüştür.

ÖĞRETMENLER

            Öğretmenlere çok değer vermiş ve onlara büyük görevler düştüğünü belirterek, “-Öğretmenler!... Yeni yetişen nesiller sizlerin eseri olacaktır” demiştir.

KADIN HAKLARI

            Daha önceleri kadınlar eziliyor, horlanıyor ve ikinci sınıf muamelesi görüyordu. 5 Aralık 1934 yılında, Atatürk'ün gayretleri ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılarak kadınlarımıza ve seçme ve seçilme hakkı verildi.

            Bu tarihi çok önemsiyoruz. Bakın bu hak, kadınlara Fransa'da 1944, İtalya'da 1945, Yunanistan'da 1952, Belçika'da 1960 ve İsviçre de ise 1971 yılında verilmiş. Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde 1934 yılından önce kadınların milletvekili seçme hakkına kavuştuğu ülke sayısı ise sadece 17 imiş.

            Ve de Türkiye'de kadınlara seçme seçilme hakkının verildiği ilk seçim olan 1935 yılı ara seçimlerinde kadınlar 18 milletvekili ile Meclis'e girmişler. Dikkat ediniz genel değil, ara seçim. O günlerin şartlarına göre müthiş bir rakam…

            Ancak Büyük Önder Atatürk'ün açtığı bu kulvar ne yazık ki yıl içinde tıkanmış ve nüfusun yarısını oluşturan kadınların parlamentoda temsilleri, bugün yüzde 44 oranlarına kadar gerilemiş. Yerel yönetimlerde ise kadının adı yok denecek kadar az.

            ÇALIŞMAK VE ÜRETMEK

            Ulu Önder'in şu sözleri çok önemli ve anlamlıdır: “-Ben, kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim” demiştir. Ayrıca “Çalışmadan, öğretmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”

ÇAĞDAŞ UYGARLIK-BİLİM VE TEKNOLOJİ

            Ulu Önder bir söylevinde, şu çok önemli konuları vurgulamıştır. ”Ulusumuzun toplumsal, iktisadi, kısacası bütün uygarca iş ve ilişkilerinde verimli sonuçlar sağlayan yeni yasalarımız da, kadın özgürlüğünü güven altına alan ve aileyi sağlamlaştıran Yurttaşlar Yasası da (Medeni Kanun) bu dönemde ortaya konmuştur. Bundan dolayı, biz her araçtan, yalnız ve ancak, bir ülkü için yararlanırız. O ülkü şudur: Türk Ulusunu, uygar dünyada kendisine yaraşan yere yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha çok güçlendirmek; …. Ve bunun için de, zorbalık düşüncesini öldürmek…

            Uzun ve ayrıntılı konuşmalarım, en sonu tarihe geçmiş bir çağın öyküsüdür. Bunda, ulusum için ve gelecek çocuklarımız için ilgi ve uyanıklığı sağlayabilecek, kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

            Bu söylevimle, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

            Bugün ulaştığımız sonuç, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

            Bu sonucu Türk Gençliği'ne kutsal bir armağan olarak bırakıyorum”

            Mustafa Kemal 1923 yılında bir gazeteye verdiği demeçte şöyle diyor:

            “Geçtiğimiz yerlerde fabrikalar görmek istiyorum; ekilmiş tarlalar, düzgün yollar, tertemiz sağlıklı insanların yaşadığı evler. Büyük yemyeşil ormanlar görmek istiyorum.

            Gürbüz çocukların, iyi giyimli çocukların, yüzleri sararmamış, dudakları şişmemiş çocukların okuduğu okullar görmek istiyorum.

            İstanbul'da ne uygarlık varsa, Ankara'ya hangi uygarlığı getirmeye çalışıyorsak, İzmir'i nasıl bayındır kılmaya uğraşıyorsak yurdumun her tarafını Anadolu'nun her yerini aynı uygarlığa kavuşturmak istiyorum. Ve bunu çok, ama çok çabuk yapmak istiyorum.

            İnsan ömrü çok büyük şeyleri başarabilecek kadar uzun değil. Türkiye'nin her yeri bayındır olmalı, refah içinde olmalı…

Ben yapabildiğim kadarını yapayım, sonra ne olursa olsun demek yok benim kitabımda. Geleceği, geleceğin Türkiyesi'ni, geleceğin halkını düşünmek benim görevim.

            Bir iş aldık üzerimize bir savaşın üstesinden geldik, şimdi iktisadi alanda savaş veriyoruz, daha da vereceğiz. Bu coşkuyu yaşatmak, bu coşkunun ürünlerini görmek gerek.”

TÜRK GENÇLİĞİNİN ANDI

            Ulu Önderimiz Atatürk!

            Asil Türk Gençliğini, seni sonsuza dek unutmayacak, daima kalbinde yaşatacak, Türk Cumhuriyeti'nin, Devrimlerinin, İlkelerinin ve tam bağımsız olan bu cennet vatanın teminatı olacaktır. Bu güvence için Türk Gençliği ant içmiştir. VATAN SANA MİNNETTARDIR.

            Mekanın cennet olsun, nur içinde yat…

 

ATATÜRK'Ü ANLAMAK

                -Asil Türk Gençliğine Armağanımdır-

 

                Yedi yaşında iken babası öldü,

                Dayısının yanında yetim büyüdü,

                Annesi ona hem babalık yaptı,

                O, Yüce Türk Ulusu'na bir ödüldü.

 

                Asil milletine kendini adadı,

                Tutuklandı, hapse atıldı, yılmadı,

                Sürüldü hep çok uzak diyarlara,

                Gün oldu, kısa dönem işsiz kaldı.

 

                Cephelerde savaşırken hastalandı,

                Ve böbreklerinden rahatsızlandı,

                Göğsünden vuruldu Conk Bayırı'nda,

                Saati  parçalandı, ölümden döndü.

 

                Çok sevdiği askerlikten alındı,

                Ve sonunda idama çarptırıldı,

                Canını adadığı ülkesi için,

                Korkmadı, kelle koltukta yaşadı.

 

                Latife hanımla evlilik yaptı,

                Çocuğu olmadı, yürümedi, boşandı,

                Rahat  yaşamayı düşünmedi hiç,

                O sadece ülkesi için çalıştı.

 

                Onun da bazı düşmanları vardı,

                Ona bir çok suikastler yapıldı,

                Yüce Allah her zaman korudu onu,

                O, bu cennet vatanı bize hediye etti.

 

                Başına gelen felaketlerden yılmadı,

                Dirende, hiçbir zaman teslim olmadı,

                Mücadeleci ruhu hiç durulmadı,

                O,  ebedi Milli Kahramanımız'dır.

 

                O, hep vatanına aşık bir asker,

                Kısa ömründe çektiği çileler,

                Dillere destan kazandığı zaferler,

                Sonsuza dektir, getirdiği devrimler.

 

                Ülkesi için savaşırken yorgun düştü,

                Milletinin namusunu kurtardı,

                Ve karaciğerinden hastalandı,

                Aramızdan ayrılırken, tüm milleti ağlattı.

 

                Cihana gelmedi böyle bir yürek,

                O yetimin yaptıklarını düşünerek,

                Bıraktığı hediyenin kıymetini bilerek,

                Hep birlikte yürüyelim izinden.

 

                Asil gençler! Korkmayın engellerden!

                Hiç korkmayın vatan hainlerinden!

                Ülkemizin düşmanlarından korkmayın!

                Hiç bir zaman korkmayın doğrulardan!

 

                26.06.2017 Tokat

 

                Hamdi ERTÜRK