YARALI AĞAÇ

Yaralanma sözcüğü fiziki ve ruhi anlamdadır. Kimse ruh dünyasını göremez canlıların. Ama fiziki yaralanma gözle görülür. Pir Sultan’ın dediği gibi “Ellerin taşı bana bir şey etmez de dostun bir tek gülü yareler beni.” Ağaçların bizlere sonsuz yaptığı iyiliğe karşı, bizler ağaçlara ne yapıyoruz?

            Küçücük menfaat ve çıkarlarımız için elimizdeki baltalarla yüz yıllardır acı verdik. Yakarak tahrip ettiğimiz bir yana şimdi de modern hızarlarla aç güzümüzü doyuruyoruz.

            “Ben bir dalımı kesinin başını keserim” diyen Fatih Sultan düşüncesi halâ içimizde gelişmedi. “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi, elinizdeki fidanı dikiniz.” diyen Peygamber efendimizin ağaç sevgisini yüreğimizde taşıyamadık.

            Canlıların yaşaması için eko sisteme muhtacız. İhtiyacımız olanı kullanacağız ama asla aç gözlü ve israfçı olmamalıyız. Ağaç beşik demek, ev demek, meyve demek, yağmur bereket demek, oksijen demek, mezara tahta, tabut demek.

            Gezi için Tokat’a yakın gözde yaylamız Topçam’a çıktım. Dik yokuştan çıkana kadar değişik ağaçların renk ve çeşidi insanın göz zevkini okşuyor. Kıvrım kıvrım yolların arasında kuruyan ağaçlar olsa da tozlu yarık yollarda ilerlemek güzeldi. Yaylaya çıkınca çimlerin arasında papatyaların beyazlığı düz arazide bir hoş görünüyordu. Yaylanın kadim dostu çamlar yılların üzerinden geçmesine rağmen halâ dinç, halâ genç. Çamların dalları birbirine geçmiş, birlik beraberliği simgelercesine. Arduç ağaçlarının bir çeşidi çimlere öbeklenmiş, ayrı bir desen vermişti. 1700 metre yükseklikten Tokat’a bakmak, uçaktan giderken bakmak gibi oluyor.

            Çamların arasında içimi yaralayan bir olayla karşılaştım. Yıllara meydan okuyan çamların bir metre yerlerinden gövdenin üçte birini kesip almışlar. Sebebi ise çamdaki çıranın oluşu. Yaralı çam ağacı kurumamış ama yarasını kapatmak için de iflah olmamış. Bir avuç çırası için yaralayanların merhameti, insanlık duygusunun olup olmadığını uzun uzun düşündüm durdum. Bizim bedenimizden bir kısmını kesip alsalar ne düşünürüz acaba? O çam ağacının ağzı dili yok. Derdini görürse duyarlı insanlar dile getirir. Görülmezse yarasını kendi kendine sarar durur.

            Yurdumuzun süsü, toprağı kökleriyle koruyucusu, yağmuru, yapraklarıyla davet edicisi, kökleriyle seli önleyicisi, oksijen üreticisi, meyveleriyle canlıları besleyen ağaçlara lütfen kıymayalım.

            Ağaçlardan yararlanıp sonra da yaralayıp gitmek yakışır mı biz insanlara?

Bir diğer sorun da yediğimiz, içtiğimiz atıkları, çöpleri ormanda, yayla yerlerinde, mesire alanlarında bırakmak… Çeşmelerin, kaynak sularının başları atık maddelerle dolup taşmakta. Bu alanlar Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan tüm yurttaşların kullanımına açık ortak alanlarıdır. Bir milletin temiz, düzenli olduğu caddeleri, yolları, parkları, yaylaları, ormanları, denizlerinden belli olur. Rahat ve refah yaşamı belirleyen unsurlardır. O ülkede yaşayan medeniyetin, kültürün sosyal iletişimin de bir göstergesidir.

            Ağaçları yaralamadan milli varlığımızı korumalıyız. Korumayanları uyarmalıyız. Bu cennet vatanı cehenneme çevirenlere dur demeliyiz. Yaralı ağaçları sarıp sarmalıyız. Yaramızı büyütmeden küçültmeliyiz.

            Ağaç sevgisiyle dolu yüreğinize selam olsun.

            Bir ağaç bir evlat diyen dostlara merhaba…

 

            Süleyman Erkan / 15.06.2017 Çarşamba Topçam Yaylası / Tokat