BİR YİĞİT VATAN BEKLER

15 Temmuz Darbe girişiminde gerçekleştirilen saldırı sonunda ikiz kardeşlerden Erkan Yiğit şehit olurken, Volkan Yiğit aldığı yara sonunda gazi oldu.

                Olay günü kardeşlerinin darbe girişimine engel olmak için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne gittiklerini kaydeden Ak Ocaklar Derneği Genel Başkanı Hakan Yiğit: “15 Temmuz Türk Demokrasi tarihine kara bir leke olarak yazılmıştır. Köprüde tanklar geçtikten sonra herkes birbirini aramaya başladı. Ondan sonra haberimiz oldu.

                O gün ailelerimizle Cumhurbaşkanımızın mesajına istinaden şöyle bir vedalaşma yaptık: ““Gün birlik günü, gün meydanlara inme günü ve bütün vatandaşlarımızın da meydan inmesini istiyoruz”” demesi üzerine halelleştik.

Olay gününü anlatan Hakan Yiğit, o gün yaşananlarla alakalı şunları söyledi:

“Biz Ankara’da Sincan Meydanında yerlerimizi aldık. Tabii Sincan’a gelir gelmez arkadaşlarla dört beş gruba ayrılmıştık.

                Bir grubumuz, Ak Parti Genel Merkezinin önüne gitti.  Bir grubumuz, Genel Kurmay kavşağına gitti. Bir grubumuz TRT’nin önüne gitti. Her yerde olmamız gerektiğini düşünmüştük.  Bizi oralara dualarla ve tekbirlerle gittik.  Gördüğümüz manzaralar bizi daha da kamçıladı. Bazı insanları ATM kuyruklarında, bazılarını benzin kuyruklarında görünce kahrolduk. Bu durum bizi daha da hırslandırdı. İnsanların şehirden kaçmak için birbirleriyle yarış yaptıklarına şahit olduk. Sanki bunların darbeden haberleri var gibiydi. Apar topar yollara düşmüşlerdi.

                AKP Genel Merkezinin önünde toplanıp, orada birlik ve beraberlilik masajları verdik. Zaman ilerledikçe, her şeyin düzeleceği fikri hâkim olmaya başladı. Gerçek bir sorumluluk almanın ne demek olduğu o an idrak etmiştik. Ya vatana, bayrağa, devlete sahip çıkarak ölecektik, ya da ebediyen yok olup gidecektik. Kimsenin ayaklarımıza pranga vurmasına tahammül edemezdik.

“Gece saat 4-5 sularında özellikle Külliye’nin önünden sürekli yaralı taşınıyordu.” diyen, Yiğit: “Her gelen arabada yaralı vardı. Atılan ses bombalarını, o alçakça yapılan, alçak uçuşlarda kulaklarımız sağır olacak gibiydi. Fakat yüreğimizle dimdik durduk: Her anı, her saniyeyi an, an yaşadık. Saat 6.30 olmuştu, son iki bomba atıldı. Birisi Külliye’nin önüne, birisi caminin önüne; yani, jandarmanın olduğu tarafa doğru atıldı. O bombalar öylesine etkiliydi ki,  biz ta külliyenin önünde oradan oraya savurdu.

Kardeşi Volkan Yiğit’in Külliyenin önüne atılan bomba sonucunda gazi olduğunu söyleyen Hakan Yiğit; “Kardeşim beni aradı, ”Ben omzumdan vuruldum abi!” dedi.  ”Erkan nerede?” diye sorduğumda, "Bilmiyorum, hepimiz bombanın etkisiyle savrulduk!” dedi.

                Kardeşim, Erkan Yiğit’i aramaya başladık. Kime sorsak: “Külliye’de yanındaydı, ikiz kardeşi ile” diyordu. Fakat işte yoktu… Yüreğim yanıyordu. Sanki kardeşime bir şey olmuş gibiydi. Aklıma gelenin başıma gelmemesi için Allah’a dua ettim.  Ruhum karma karışıktı. Ya şehit, ya gazi olmak için evden çıkmıştık. Fakat bu işin asla lafla sözle, geçiştirilecek bir durum değildi. Adamla bal gibi milletle savaş yapıyorlardı. Devletle savaşıyorlardı. Bu kadar gücü nereden alıyorlardı?  Bu kadar cüretkâr nasıl olabiliyorlardı? Olan olmuştu.  Artık dişe diş, göze göz mücadele edecektik. Ve öyle yaptık.

Kardeşi Erkan Yiğit’e ulaşmak için telefonla aradığını ancak telefona cevap alamadığını ifade eden Hakan Yiğit; ”Volkan’a sorduk, bir haber var mı?” diye… Bütün aramalarımıza, bütün çabalarımıza rağmen Erkan’a bir türlü ulaşmadık. Eve gitmiş olabileceğini düşündük. Fakat evde yoktu. Telefonunu düşürmüş olabileceğini düşündük. Her türlü ihtimali düşünüyorduk. Bu defa hastaneleri aramaya başladık. Fakat hangi hastaneye sorsak, “O isimde biri burada yok!” diye cevap verdiler. Gittikçe endişeleniyorduk. Fakat yine de aramaya devam ettik. Umutla, inançla, imanla, aşkla… Yüreğimizdeki umut ışığı hiç sönmedi.

                Ertesi sabah Keçiören’deki Adli Tıbba gittik. Orada da Erkan’ın ismi yoktu. Ta ki olay yerindeki arkadaşlardan birini görünceye kadar… Dernekteki arkadaşlar hüngür hüngür ağlayarak: “Erkan ağabey şahadet şerbetini içti!...” dediler. İşte o anda içimiz yandı. Yüreğimizde fırtınalar kopuyordu. Ne yapacağımızı bilemiyorduk. Ancak metanetli ve dik durmamız gerektiğini düşünüyorduk.  Yüreğimizin derinliklerinden bir ses sürekli bize hitap ediyordu…

                "Ne güzel,  bir şehit kardeşiniz oldu! Peygamber Aleyhisselam’a komşu olacak bir kardeşiniz var… Şehit kardeşisiniz… Kardeşiniz vatan için, bayrak için şehit oldu…Müjdeler olsun size!…”

Gazi Volkan Yiğit ile Erkan Yiğit ikizdi. Erkan Yiğit şehit olduğu gün eşinin doğum günü kutlaması için hazırlık yapıyordu. Ona bir sürpriz hazırlıyordu. Fakat ölümün masum yüzü, ona şehitlik sürprizini hazırlamıştı…

Ankara 03 Ağustos 2016 Çarşamba saat:09:55

 

Yarımı Kaybettim.

Eşinin şehit olduğu haberini Ankara’ya dönerken alan Sevgi Yiğit, şöyle konuştu:

“O bizi, çocuklarımla memlekete göndermişti. Aslında yokluğuna alıştırıyordu. Son olarak telefonla konuştuk. Gidiyorum, vatan bizden görev bekliyor. Hakkını helal et, bana bol bol, dua et, dedi. Ona “Gitme!” demeyi hiç aklıma getirmedim. Eşim beden duadan başka bir şey istemişti. Eşimi kaybedeceğim, hiç aklıma gelmezdi.

                Bu saatten sonra kendimi eşime layık bir eş olmaya, bu vatana, bu millete hayırlı evlat yetiştirmeye adayacağım. Yarımı kaybettim. Külliye’de, kolunu, bacağı kaybeden insanları gördüm. Bu da benim görünmeyen tarafım. Çocuklarım için ayakta duracağım. Onları bu vatana ve millete hayırlı şekilde yetiştirmek için bütün gücümle, bütün inancımla çalışacağım… Vatan sağ olsun!”

Sümeyye Erdoğan’dan Sürpriz Ziyaret:

                Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Betül Sayan Kaya’nın dün kendilerini ziyaret ettiğini anlatan Yiğit;

“Acılarımızı paylaştı. O geceyi anlattık, o da bize anlattı. Ağladık, dua ettik. Cumhurbaşkanımızın kızı da çok mütevazı bir hanımefendi… Gelmeyebilirdi, fakat geldi, sağ olsun. Bize yalnız olmadığımızı hissettirdi.”dedi.

                İkizinin şehit olduktan sonra günlerinin çok zor geçtiğini anlatan Yiğit, “ Sabah kalkıyorsun, yüzünü yıkıyorsun, aynaya bakıyorsun, onu görüyorsun karşında… Hıçkırıklar boğazında düğümleniyor…

Ta çocukluğuna gidiyorsun, beraber okula gittiğinizi günlere… Birlikte top koşturduğunuz mahalle arasında oynadığınız o bahtiyar günlere… Hayır hayır!. İnanın çok acı… Evet, çünkü ben oyum, o da ben… Tam otuz beş yıl hiç ayrılmadık. Bir yediğimiz içtiğimiz ayrı gitti.  Aynı gün askere gittik. Aynı anda nişanlandık, aynı anda evlendik, aynı anda çocuklarımız oldu. Otuz beş yıldır aynı yerde çalıştık… Hiç ayrılmadık…. Dile kolay tam otuz beş yıl… Ta ki o uçağın attığı son bombaya kadar…” şeklinde konuştu...

                Yiğit, “Böyle bir darbe girişimi bir daha olsa, ölümden korkmadan şahadet şerbetini içmek için en önde koşarım. Çünkü ben devletimi de, milletimi de,  Cumhurbaşkanınız Tayyip Erdoğan’ı da çok seviyorum.” Dedi. Bir an durdu.  Gözleri doldu.  İki damla gözyaşı esmer yanaklarından titreyerek aşağı kayarken devam etti:  “O bizim her şeyimiz... Canımızdan çok seviyoruz. Oğlumun adını bile Recep Tayyip koydum. Biz onun uğruna, canımızı bir değil, bin defa verecek kadar seviyoruz.”

Bir gün Cumhurbaşkanımız ziyarete gelmişti.  Önce vatandaşlarla sohbet etti. Volkan Yiğit’le de burada sohbet etti. Sohbet sırasında kendisinin bir işe yerleştirilmesi konusunun açıldığını ifade eden Yiğit, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanımız, “Sen nereyi istersin?” diye sordu. Ben de: “Siz nereyi layık görürseniz!” dedim. “O zaman seni burada görmek istiyorum” dedi. Gazi olduğum, kardeşimi ve kayınbiraderimi şehit verdiğim yerde, memur oldum. 7 Eylülde göreve başladım.

Artık Nöbet Yerimiz Oldu

                Külliye’de işe başladığı için son derece mutlu olduğunu söyleyen Yiğit, hislerini şöyle aktardı:  “15 Temmuz günü vatani bir vazife olarak gördüğümüz için Külliyenin önüne gittik. Biz caminin önünde yere düştük… Camiye giderken o bombanın yeri hâlâ duruyor. Oradan geçtiğimde görüyorum. O zaman duygulanıyorum tabii… Bir anda, o anki olaylar gözümün önüne geliyor… Ama bizim için vazife deyince akan sular durur… Hele bu vazife, vatan savunması ise… Hele bu vazife; bayrağımızı, namusumuzu ve milletimizi korumak vazifesi olunca gözümüzü bile kırpmadan ateşin içinde kendimiz atar, yağmur gibi yağan mermilerin önüne fırlar, dolu gibi düşen bombaların altına koşmaktan asla çekinmeyiz. Dün çekinmedik, bugün çekinmeyiz,  yarın yine çekinmeyiz.  Dost düşman bunu böyle bile…

                Canım kadar sevdiğim, yüreğimle bağlandığım, arkasından koşturduğum insanın şu an yanındayım.  Aynı binada çalışıyoruz. Artık burası benim nöbet yerim…”

                Evet, 15 Temmuz kahramanlarından biri böyle konuşuyor.  Dün olduğu gibi, bugün de, yarın da, bu vatanı bekleyecek evlatlarımız olduğu için ne mutlu bizlere. Allah bir daha böyle ihanet kumkuması bir acıyı ülkemize yaşatmasın.

 

Mehmet Emin ULU