15 Temmuz’a Sahip Çıkmak

15 Temmuz’a Sahip Çıkmak

                Hürriyetin bedeli vardır. Biz Anadolu’yuz! Şehit olduk, gazi olduk. Bu topraklar ihaneti yeni görmüyor. Bu devlet de çadırda kurulmadı. Binlerce yıllık tecrübenin adıdır 15 Temmuz. Binlerce yıllık tarihin tezahürü, milyonlarca şahadetin mirasıdır 15 Temmuz.

 

“İnsan büyür beşikte

Mezarda yatmak için.

Ve...........................

Kahramanlar can verir

Yurdu yaşatmak için...”

 

N.Atsız, bu dizeleriyle adeta milletimizin kaderini, adanışını anlatıyor. Evet, bizler bu vatana sevdalıyız. Bu sevda,  emperyalist güçlere Çanakkale’de ve yurdun her köşesinde karşı koymuştu.

 

Cephede yenilmeyen Müslüman Türk nasıl yenilir?

 

Çanakkale’yi geçemeyenler sonrasında İstanbul’a nasıl girmişti? İngilizler nasıl oldu da terk ettiler İstanbul’u? Bugüne kadar tarihi biz yaptık, başkaları yazdı. Biz aslında başkalarının yazdığı tarihle daima ezildik, mağlup psikolojisi ile özgüvenimizi yitirdik. İşte 15 Temmuz, yeni bir zafer ve bir diriliş!

                19. yüzyılın süpergücü İngiliz İmparatorluğu'nun Başbakanı Gladstone'nun, İngiliz Parlamentosu'nda (nâm-ı diğer Avam Kamarası'nda) 19. yüzyılın son yıllarında şöyle bir konuşma yapar: "Biz, bu Türkleri, savaş meydanlarında yenemiyoruz. Türkleri, yenebilmenin, dize getirebilmenin tek yolu var: Bu kitabı (Kur'ân'ı) ellerinden almak gerek."  15 Temmuz ihanetinin kodları burada yatıyor. Öyle 40 yıllık hikâye değildir bu! Her dönem bu zihniyet vardı. Değişen sadece aktördü. Bizlerin 15 Temmuz zaferini iyi idrak etmesi gerekir. Buradan alacağımız mesaj şudur:

                15 Temmuz bir anda oldubitti denilemez. Zafer edasıyla rehavete kapılmak olmaz. Sadece sonuca bakarsak başımıza yeni belalar gelebilir. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta süreçtir. Bu süreç de Avam Kamarasında yapılan konuşmada başlıyor. Bizim sahipleneceğimiz, dayanacağımız ve hareket merkezimiz olan güç Kur’an’dır ve Kur’an’ın tevhidi çağrısıdır. FETÖ elebaşının yıllardır bize yutturmaya çalıştığı yol ne idi? Dinler arası diyalog! Ne demek bu! Bu şu demekti: “İnned dîne indâllâhil islâm”  (Âl-i İmran -19), yani “Allah katında hak din İslam’dır.”  ayeti yok sayılıyor ve tek din yerine dinler çıkartılıyordu ortaya.

                Cephede kazanılamayan zafer FETÖ eliyle dinimiz kullanılarak kazanılmak isteniyordu. Çünkü bu millet, dinine ve din adamına karşı bağlıydı.( Lavrens’i unutmayalım!) Bu tabii ki hem sosyolojik hem de psikolojik bir harekâttı. Ilımlı İslam safsatası ile sunulan proje ne yazık ki tuttu. Yıllarca kandırıldık! Artık kandırıldığımızı kabul edip bundan sonrasını kurtarmak gerek. Yeni FETÖ’ler oluşmaması için aklımızı kullanalım ve Kur’an’ın emrine sımsıkı sarılalım yeter. Âl-i İmran sûresi 103. ayetinde Allah, "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın." diyor, biz kimin ipine sarılıyoruz? Hâlâ başka iplere sarılıp “el alanlar” var!  Resûlüllah (AS), “Mü'min, bir delikten iki defa ısırılmaz.” buyurmuştur.

 

                İstanbul’u işgal eden İngilizlerin,  Müslüman halkı Osmanlı idaresinden soğutmak, halkı kışkırtmak için giriştikleri hileli faaliyetleri yok etmek için Bediüzzaman Said-i Nursî Hutuvat-ı Sitte adlı eserinde “Her bir zamanın insî bir şeytanı vardır.” diyor ve şu noktalara dikkat çekiyor:  “Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı câhını, kiminin tamahını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini, hattâ en garibi kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor.”  Demek ki insî şeytanın (FETÖ’nün) içimize sokmaya çalıştığı intikam hırsı, şan ve şöhret hırsı, tamahkârlık yani aç gözlülük ve kanaatsizlik, humk yani  ahmaklık, aklı kıt olmak ( FETÖ’ye veya başka bir yapıya körü körüne bağlanma),  dinsizlik ve taassup  gibi hastalıklardan kurtulmamız lazım. Milletin zaferine tiyatro demek yerine, Batı’nın oyun içinde oyun oynadığını bilelim. Bu tehlikelerden kaçmaz isek emperyalistlere karşı kazandığımız Çanakkale ve 15 Temmuz zaferine sahip çıkamayız ve ihanet etmiş oluruz. Vesselam!