15 TEMMUZ BİZE NE SÖYLÜYOR?

Tam bir yıl önce bugün 15 Temmuz’un sadece takvim yapraklarında bir gün olarak kalmayacağını gösteren olaylar yaşadık. Şanlı tarihimizin şanlı sayfalarına 15 Temmuz artık milli direniş, millik birlik ve beraberlik günlerinden unutulmaması gereken bir gün olarak kaydedildi.

                Aradan geçen bir yıl içerisinde kafasında soru işareti olanlar gördüler ki kukla da belliymiş, kuklacı da. Hainler; adım adım yaşadıkları topraklar için kurdukları bütün hileli tuzakları sahneye koymak için 15 Temmuz’u beklemişler.

                Birileri çıkıp da “tiyatro idi” “kontrollü darbe idi” gibi boş tekerlemelerle avuturken kendilerini onlar unutsa da biz unutmuyoruz. Neyi mi? 15 Temmuz 2016’dan öncesini.

Mesela FETÖ’nün sözcülerinden Tuncay Opçin’in 14 Temmuz günü attığı “Yatakta basıp şafakta asacaklar” twetini,

                Altan kardeşlerin FETÖ kanallarında 15 Temmuz öncesi kurtuluşun darbede olduğunu açık açık söylemelerini,

                FETÖ’nün akademisyenlerinden Osman Özsoy’un 15 Temmuz’dan bir ay önce televizyonda “Akademisyen olacağıma asker olsaydım, memleketime daha iyi hizmet ederdim. Zaten şimdi darbe olsa millet yorganını çeker kafasına sabahı bekler.” dediğini,

                FETÖ’nün 15 Temmuz’dan aylar önce darbe çığırtkanlığı yaptığını ve daha neler neler.

                Bütün bunlar varken bugün çıkıp da olup bitene tiyatro diyenler neyin aklıyla konuşuyor bunu anlayalım.

Elbette akıl hocaları FETÖ elebaşının aklıyla,

Darbenin arkasındaki en büyük güç Amerika’nın desteğiyle konuşuyorlar.

Darbe girişimin olduğu saatlerde Büyük Ada’da CIA ajanlarının toplantısı ve darbe girişimi akşamı Amerika’da bir toplantıda “Şu anda Türkiye’de her şeyi tamamen değiştirecek bir darbe oluyor.” diyen konuşmacının kendinden emin hali gibi daha birçok olay var Amerika’yı hedefe koyacak.

Hepsini geçelim; FETÖ elebaşı hâlâ Amerika topraklarında gününü gün ediyor. Ona inananlar, onun sözleriyle hareket edenler ya işinden ya da özgürlüğünden oldu. Bu elebaşının umurunda mı, değil. O hâlâ umut pompalamaya ve güzel günler gelecek diyerek insanların hayatlarını karartmaya devam ediyor.

15 Temmuz üzerinden bir yıl geçti. Peki tehlike geçti mi? Darbe girişimine artık cesaret edemezler çünkü Türk milletinin nasıl bir anda üzerindeki toprakları savurarak ayağa kalktığını gördüler.

                Umut aşılamaya devam edecekler. Fırsat kollayacaklar. Kafalara soru işaretleri göndererek kaos oluşturmaya çalışacaklar.

                Daha birkaç gün önce 15 Temmuz suikast timimin mahkemesi vardı. Mahkeme salonuna getirilen Gökhan Güçlü’nün üzerinde “HERO” yazan tişört ile mahkeme salonuna girmesine Cumhurbaşkanı avukatı itiraz edince mahkeme salonunda arbede çıktığı belirtildi. “Hero” yani “kahraman” yazılı tişört ile çıkan, pişkin pişkin gülen, yakınları tarafından ayakta alkışlanan bir suikastçıdan bahsediyoruz.

                Şimdi bu tişörtü kim verdi, kim giymesini istedi? Asıl mesele bunları bulmakta. Yoksa o tişört çıkar, duruşma devam eder. Bunların ne kadar sinsi, kindar olduklarını artık herkes bilmeli ve ona göre teyakkuzda kalmalı. Kırk yıldır devletin bütün zerrelerine sızanların bir yılda temizlenmesi elbette mümkün değil.

                Geçmişle oyalanmaya vaktimiz yok. Eskiden o şurdaydı, şu onlarlaydı gibi gereksiz sözlerle de uğraşmanın zamanı dahil. Eğer bir kişinin ülkesinin huzuruna, toprağına, özgürlüğüne kast ettiğini gördüğü halde hâlâ onların safında yer almaya devam eden varsa artık buna gönül bağı değil hainlik bağı diyebiliriz rahatlıkla.

                15 Temmuz bu vatan toprağını seven herkesin diriliş günü olmalı. Millet olarak kenetlendiğimizi nasıl ki yıllar önce tüm dünya ülkelerine gösterdik, şimdi de bizim birliğimize ve dirliğimize kim kastederse karşısında bizi bulacağını bilmeli.