ADI BİLİNMEYEN EMEKÇİ USTALAR

Trabzon’a eşimle birlikte gezmeye gitmiştim. Bu ilde çok değerli öğretmen arkadaşım Cemal Yılmaz arkadaşımı görmeden edemezdim. Cemal Yılmaz’ın misafiri oldum. Cemal Hoca’mı 1995’te tanıdım. Tokat’ta öğretmenlik yaptığım yıllarda, bakanlıkta zihinsel engelli eğitim kursuna müracaat ettim. Müracaatım sonucunda Konya sağırlar okulunda zihinsel engelliler eğitimine katılma hızı kabul ettiler. Tokat ve ilçelerinden de benim gibi kursa katılan 6-7 arkadaşımız vardı. Bir otobüsle hep beraber Konya’ya gittik. Sabahın erken saatlerinde otogarda indik. Sağırlar okulunu sorduk yakın olduğunu söylediler. Topluca güle, oynaya yol alıyorduk.

Karşı kaldırımdan kısa boylu, elinde küçük bir valiziyle bizim yaşlarda birisi yürüyordu. O da birilerine bir şeyler soruyordu. Arkadaşlarıma;

-Ben şu arkadaki arkadaşa gidip soracağım. Sanırım o da bizim gibi kurs yerini arıyor.

Arkadaşlar;

-Bırak be Süleyman sana ne, kursta tanışırız.

Ben arkadaşlardan ayrılıp yalnız yürüyen arkadaşların yanına doğru ilerledim.

-Merhaba arkadaşlar, nereye gidiyorsunuz?

-Sağırlar okulunu arıyorum. Oraya kursa gidiyorum.

-Biz de kursa gidiyoruz.

Arkadaş da bize katıldı. Tipik bir Karadenizli olduğu konuşmasından belliydi. Adının Cemal Yılmaz olduğunu, Trabzon’da öğretmenlik yaptığını, aslense Artvin Hopalı olduğunu söyledi. Tüm arkadaşlarla tokalaştı. Daha tanıştıktan kısa bir süre sonra bize neşe kaynağı, şakacı bir arkadaş olduğunu gösterdi. Bu kısa boylu , mavi gözlü, tipik Karadeniz şivesiyle konuşan arkadaşı sevmiştik. Hep birlikte Konya sağırlar okulunu bulduk. Zihinsel engelli eğitimi kursiyerlerine ayrılan yatakhanenin bir koğuşunu Tokatlılar olarak biz doldurduk. Cemal de Tokatlı olarak bize dahil olmuştu.

Derste birlikte oturur, araştırmaları birlikte yapardık. Gece yarılarına kadar gırgır şamata eğlenirdik. O kadar beğenilmiştik ki başka koğuştan arkadaşlar, okul idaresi hatta öğretmenler bile bizim koğuşa eğlenmeye gelir olmuştu. Bizler -hadi arkadaşlar sabah ders var, geç oldu yerinize yatın- demesek giden yoktu. Kurs bitti, herkes memleketine döndü. Ama Cemal’le dostluk bitmedi.

Birkaç yıl sonra Trabzon’a gittim. Cemal Yılmaz’ın misafiri oldum. Trabzon’un tarihinden kültüründen konuşup durduk. Meşhur olan yiyecek ve içeceklerini de deneyimledik. Konuşmamız sırasında –Trabzon’un keserinin meşhur olduğunu duydum. Yarın bana bir keser alalım.- dedim. İkinci gün tek katlı nalbur dükkanlarının yanından geçerken, el çapaları, kazma, kürek, balta, kalın sacdan yapılmış sac, kısa boylu kuzineler, elekler sıralanmıştı gözlerimizin önüne. Bir esnafa yaklaştık. İyi bir keser istedik. Esnaf:

-Bu keserler has çelikten yapılmış dünyanın en iyi keserleridir. Çiviye vursan bile keserin ağzı körelmez.

Gözümüzün önünde onluk bir çivi aldı. Kütüğün üstüne koydu, hızlı bir darbeyle çiviyi ortadan ikiye kesti. Keserin ağzına hiçbir şey olmamıştı. Bir keseri sardı sarmaladı poşetleyerek bize verdi. Parasını verdik, tam giderken:

-Bu keseri Trabzon’da hangi usta veya fabrika yapıyor?

Esnaf:

-Bu keseri biz Tokat’ta yaptırıyoruz, Trabzon keseri diye satıyoruz.

Bu cevap üzerine Cemal ve ben dona kaldık. Bir müddet bakıştık. Aynı anda öyle bir gülmeye başladık ki çevredeki insanların bakışları bize döndü. Esnaf da şaşkın gözlerle bize bakıyor –acaba bir hata mı yaptım- diye iç geçiriyordu. Cemal;

-Bu arkadaş Tokatlı, Tokat’tan keser almaya Trabzon’a geldi.

Deyince esnaf da katılarak gülmeye başladı.

Var olan ustalarımız, sanatkârlarımız el emeği göz nuru ürünleri başka bir yerde satılırken değerli… Aynı prtamda yaşadığımız değerleri göremiyor, duyamıyoruz. Değerlerini ve önemlerini bilmiyoruz.

Kör, sağır, duyguları körelmiş olarak, sevgiden uzak yaşadığımızı sanıyoruz. Umarım tüm duyu organlarının açık olduğu duyarlı bir toplum içinde yaşarız.

Süleyman Erkan

09-06-2017

Bedestenlioğlu-Tokat