KELKİT GÖZYAŞI DÖKÜYOR

Düz arazinin tam ortasında akıyor, rahat ve yatağına uyumlu, huzurlu yılları deviriyordu. Deniz seviyesi ile iki yüz metre yükseklikteki ovanın yemyeşil örtüsü, bereket ve bol mahsulün işareti olarak bilinen gerçekti.

                Annemin hasreti burnumda tütüyor. Küçük bir çocuk gibi özlüyorum onu. Tam elli yedi yıl oldu. Daha yaşıma değmemişken, hatırlayacak kadar tanımadan, cemalini bilmeden, kokusunu almadan, daha bebeklikten kurtulmamışken geçirdiği ince hastalıktan kurtulamayarak Emriye annem vefat ediyor.

                Babam Gelibolu’da asker…

                Böylesi bol ve zengin toprakların ortasında, Kelkit ırmağı destekli bir araziye sahip insanların içinde annem bakım ve tedavi eksikliğinden vefat ediyor.

                Dedem ve ninemin dokuzuncu çocuğu olarak büyüsem de yalnızlığım hiç geçmiyor. Türkülere, şarkılara ne zaman takılsam ağlıyorum. Evlatlarını seven anneleri her görüşümde annesizliğime yanıyor, yalnızlığım çoğalıyor.

                Okullu yıllarım kurtuluşum olur çoğu kez. Yatılı okulun kalabalığında kendimi unuturum. Gelmeyen mektuplarımı bekler, arkadaşlardan satırlar okur dinlerim. Yüreğim Çamlıbel dağlarına yaslanmış, Kelkit akıntısında dalga dalga efkârlı, buz tutmuş saçakların esintisinde soğuk kadar sert ve sessiz, rüzgâr kadar deli doluyum.

                Köyden ayrılıklar, derecesiz, katıksız, rutin hadise gibi. Hiçbir şey duymuyor, hissetmiyor ve yaşamıyorum. Hâlbuki her ayrılığın etkileyici, iz bırakan duygusal tarafı vardır. Ardında, önünde, sağında, solunda buruk gönüller, garipler ve yalnızları bırakır.

                Herkes kendi öyküsünü yaşar. Kendine özeldir. Kahramanı da kendisidir.

                Üç dört yaşlarındayım. Evimizin önünde mahalledeki çocuklarla oyun oynadığımız bahçemizde büyükler oynuyordu. Davul zurna eşliğinde, çocukluğuma ait hatırladığım büyüklerin oyun kurduğu, oynadığı ilk düğünün damadı babamdı.

                Ben sağa, sola koşuyordum. Nedenli nedensiz sadece koşuyorum. Sabahında gelin geliyor diye diğer çocuklarla birlikte köyün girişende toplandık. Jip’in arkasına düşüp bizim evin önüne kadar geldik. Gelin almaya gidenlerle köyden katılan erkekler davul zurna eşliğinde gelini taşıyan jip en önde arkada erkekler davul ve zurna ustaları en geride çocuklar düğün evine kadar götürdüler. Herkesin evin önünde toplanması beklendi. Davul zurna gelin indirme havası vurmaya başlayınca gelin arabadan indi. Damat elindeki leblebi kuru üzüm ve içinde birkaç demir para bulunan torbadan birkaç avuç havaya savurdu ve gelini eve götürdü.

                Kısa süre içinde kalabalık dağıldı.  Kadınlar kaldı. Yine köyün her mahallesinden kadınlar guruplar halinde bizim eve gelini görmeye ve el öptürmeye gelmeye başladılar. Bu gelenekti. Düğün evi sahipleri gelini görmeye gelmeyen olduğunda bir kusur mu işlediklerini ya da bilmedikleri bir kırgınlık ve dargınlık mı var diye düşünür ve haber gönderirler. Gelenler acele eder, meraklı yürürler. Dışarı köyden gelen gelini merak ediyor, çeyizini bir an önce görmek istiyorlar. Gelinle sohbet ediyor, fırsat olursa kendini tanıtıyor, gelini süzüyorlar. Bunlar düğün evinden ayrıldıktan sonra anlatılacaklarının alt yapısını oluşturuyor.  Evlerine dönerken de her köşe başında durarak yorum yapmayı da ihmal etmiyorlar.

                Gidenler dışarı köyden gelen gelini ilk görüyor, çehizine bakıyor ve yorum yapıyorlar.

                Köye dışarıdan gelen gelinlere isimleri söylenmez. Doğduğu yer ile anılır, Erbaa’lı, Niksar’lı, Aladun’lu, Buzköy’lü,Ayan’nu,Herkümbet’li gelin, örnekleri çoğaltmak mümkündür.

                Kız kaç kat yatağı var, yastık örtülerini gördün mü?  Çeyizine de maşallah, her şey tas tamam.” “sen esas altınlarını saydın mı? Altı bilezik, boynun da beşi birlik…” “ Mehmet emmim gelinin yüzü gülsün, oğlumun alnı açık olsun diye çok mesarif etmiş diyorlar.” gelip gitmeler bir hafta sürdü lakin düğünle ilgili konuşmalar, yorumlar tam bir yaz boyunca devam etti. Tarlalarda, evlerde konuşulup durdu.

                “Hacer abu, Emriye’nin oğlunu kendi çocuğu gibi büyütecekmiş.”

 

                Ailenin dokuzuncu çocuğu olarak büyüyorum.