PENGUEN KAFE

Bir gün Ahmet Bey, bana hitaben:
-Hocam sizi bir yere, birine götüreceğim.
—Hayırdır inşallah! Nereye ve kime?
—Öğrencinizmiş hocam. Kafe işletiyor. Süleyman’ın ablası. Geçenlerde kafesinde çay içerken öğretmen olduğumu öğrenince sizi, tanıyıp tanımadığımı sordu. Tanıdığımı söyledim. “O benim Türkçe öğretmenim. Bir gün beraber gelir misiniz?” dedi. Ben de söz verdim.

— Tanıyorum canım, birkaç kez, Süleyman’la selam ve kitap göndermiştim. Okuyan, kültürlü bir genç olduğunu biliyorum.

Hayırdır inşallah dedim bir kez daha. Öğrencilerimden biri sevgili Ali Öztürk Almanya’ya çağırıyor, diğeri sevgili Züleyha Duman, kafesine… Yıllar sonra öğrencilerimin ilgisine sevindim. Darısı diğer öğretmen arkadaşlarıma…

Aylar sonra aklıma geldi. 
—Hani beni kafeye götürecektin?
—Hemen gidelim hocam. Arabam da hazır.

Mustafa Özcoşan’ı da aldık. Ruh sağlığı hastanesinin karşısında bir kafenin önünde durduk. Kafenin önüne belediye cep yapmış. Sanki kafe müşterilerinin, araçlarını kolay park etmelerini istemiş gibi.

Biz kafeye yönelince bir masa başında sohbet eden hanımlardan birisi kalkıp bize doğru sevinçle hamle yaptı. Bu, kafenin sahibi, öğrencim Züleyha Dümen’di.

Bir masaya oturup hal hatırdan sonra kafesini tanıttı. Bir kafede bulunması gerekenlerin hepsi bulunuyormuş. Hem de fazlasıyla…

“Evimin altını kafe yaptım” diyor. Dışarıya, açık havaya da masa koymuş. Müşterileri karma. Yani, baylı bayanlı. Dışarıdaki masanın birinde delikanlılar tavla oynarken bir başkasında bayanlar çay içip sohbet ediyorlardı. Ne erkekler bayanlardan, ne de bayanlar, erkeklerden rahatsız oluyordu. Çünkü erkekler oyununda, bayanlar sohbetindeydiler. Birbirinin farkında bile değiller.

Karma eğitimden vazgeçme gayret ve niyetindeki yöneticilerimize karşın Penguen kafe, bir çağdaşlık, bir laiklik görüntüsü sergiliyordu. Öğretmenevinin bahçesi öyle değil mi sanki? Çay bahçeleri de öyle…

—İçeriyi de gezebiliriz hocam, dedi. İçeri girdim. İçerisinde, bir hanımın elinin değdiği her halinden belli oluyordu. Masaların dizaynı, rahatsızlık vermesinler diye masa aralıkları, dörtlü ve ikili masalar. Duvarda kocaman bir televizyon. Yine duvara asılı ilginç ve küçük bir kitaplığın içi daha çok klasik romanlarla dolu. Beride asılı bir penguen figürü.

Aydınlık ve sakin salonu görünce büyük şehirlerdeki yazım ve düşünce sanatçılarının buluşup söyleştiği söylenen mekânlar geldi aklıma. Kentimizde yazan ve yazmaya heveslen hayli insanların olduğunu biliyorum. Onlar için neden uğrak yeri olmasın penguen kafe?

Ocak, içerde, salondan buzlu camla ayrılmış.

İçerdeki masalarda kitap okuyan, sohbet eden bayanlar… İlk kadın kahvesini Bandırma’da görmüş, Tokat’ta da görür müyüz acaba diye özenmiştik. Demek ki bu işi yalnız Züleyha başarmış. Kutluyorum kızımı…

Eski günleri andık. Osmanlı kahvesi ve çay içtik. Özcoşan öğretmen şiirinin aklında kalan bölümünü okudu. Alkışladık. Kafesinin hayırlı, uğurlu, bol kazançlı olması dileklerimizle Züleyha, çocukları ve yeğenleriyle vedalaştık.

Züleyha kafeyi, aile bireyleriyle işletiyordu…