İŞ HAYATI VE SINIRLARI BİLMEK ÜZERİNE

İş hayatına atılalı yaklaşık 10 yıl oldu. Çalışma hayatının, iş ortamının, insanlara bir şeyler anlatmanın adeta yabancısıydım. İş verenlerimin ve iş arkadaşlarımın desteğiyle haydi "Bismillah" deyip işe başlamıştım. Bu süre zarfında bazı şeyleri tabii ki yaşayarak kavrayacaktım. Yapmam gereken iş, o dönemlerde şirketin muhasebesini tutmaktı. İşin garip tarafı da, bu zamana kadar tuttuğum tek muhasebe, babamın okul yıllarında verdiği harçlıkları hesaplamaktı. "Ben şimdi bu şirketin hesabını nasıl tutabilirim, acaba yanlış yapar mıyım?" Sorularına kendimce cevap arıyordum. İlk başlarda bu telaş ve kendime olan biraz güvensizlikle başlasam da, çok uzun sürmedi işe adapte olmam. Artık insanlara, iş yoğunluğuna, sorumluluğa, ekip ruhuna tamamen alışmıştım. Alışamadığım tek şey vardı. O da insanlara laf anlatabilmek. Ne yaparsak yapalım, insanları memnun etmek oldukça zor bir zanaat bu hayatta. O yüzden, kendimce onun da çözümünü bulmuştum.  İnsanları dinledikten sonra, kendi doğru bildiğim şeylerden asla vazgeçmemeyi seçtim. En önemli konulardan bir tanesi de muhatap olduğumuz insanlarla aramızdaki sınırları belirlemek. Her zaman bir çizgi olmalı insanın hayatında. O çizgiyi aşmalarına izin verirseniz, hem kendinizi, hem benliğinizi, hem de saygınlığınızı yitiriyorsunuz, bunu çok iyi anladım. Muhatap olduğunuz insanlarla aranızda ki o ince çizgiden biraz ödün verirseniz, karşılığında aldığınız samimiyetsiz ve sevimsiz tavrı görmemeniz mümkün olmuyor. Tanımadığım, samimiyet kurmadığım insanların bana hitap ederken "Sen" demelerinden hoşlanmam da ben mesela. Bunu karşı tarafa belli etmekten ve uyarmaktan da çekinmem. Bu konu da ikili ilişkilerimde taviz vermediğim hususlardan bir tanesi. Saygısız bir müşteriye kapıya göstermekten ve sert bir tavır sergilemekten de kaçınmam. İyi niyet başkadır, sınır başkadır. Bu sınırı koruyarak çok şükür bu günlere kadar geldim. Dile kolay 10 yıl gibi bir süreç geçirmişim aynı ortamda.  Tabii ki hiçbir şey eskisi gibi değil. Zamanla her şey daha değişti, iş arkadaşlarım değişti, iş sorumluluğum arttı, farklı kadrolara geldim. Şuanda da gazetemizde aynı zamanda yazar kadrosundayım. Düşünmek, konuşmak, kendini sözlü anlatabilmek oldukça kolay olsa da, bunları kaleme almanın zor iş olduğunu da öğrendim.  Her hafta acaba ne yazsam diye düşünsem de, yazdıkça alıştım, yazdıkça daha çok keyif almaya başladım. Özellikle de yazılarımın okunduğunu bilmek, aldığım telefonlar, yorumlar da beni son derece mutlu ediyordu. Daha güzel günlerde, daha güzel yazılarda buluşmak dileğiyle…