Pirahen ve Yazar İşleyen…

Yazar Şener İşleyen: “  “Pirahen‘i okuyanlar içinde en çok hoşuma giden; “Pîrahen’i bize giydirdin” sözleri oldu”

 

SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz nerelerde çalıştınız bugüne kadar?

 

ŞENER İŞLEYEN- 1973 Konya Karapınar doğumluyum. İlk, orta ve lise tahsilimden sonra Süleyman Demirel Üniversitesinde Elektrik, Anadolu Üniversitesinde İktisat okudum. Ardından Kuşadası’nda 3 yıl kadar Turizm İşletmeciliği yaptım. Sonra Radyoculuk ve Gazetecilik alanında çalıştım. Vatani görevimi yaptıktan sonra da bir holdingde saha kontrollüğü ve şantiye şefliği tecrübem oldu. Ardından açılan bir sınavla şuanki işim olan bir kamu kurumunda memur olarak çalışmaya başladım. 11 yıldır aynı kurumda yönetici olarak çalışmaktayım ve iki çocuk babasıyım.

 

SORU- Yazmaya başlama hikâyenizi anlatır mısınız? Bugüne kadar nerelerde yazdınız?

 

ŞENER İŞLEYEN- “Elbette edebiyat aşktır, ama şiir bende doğum lekesi” diyerek nitelendiriyorum yazma öykümü. Aslında çocukluğumdan beri hep bir şeyler yazarım diyerek de özetleyebilirim. Benim üzerime doğduğum toprakların ayinesi yansımış anlaşılan. Daha doğmadan annemin çocuk özlemine dair yaktığı ağıtlar ekilmiş göbek bağıma. O sırrın içindedir “şiir ben de doğum lekesi” cümlemin hikâyesi. Daha ilkokul yıllarında şiir ve kompozisyon yazarak başladığım yazma serüvenim, ortaokul, lise ve üniversite yıllarımda da devam etti. Halen de devam ediyor.

Dolayısıyla edebiyat beni hiç bırakmadı, hiç ara vermedim. Ki edebiyat aşktır, siz onu bıraksanız dahi o sizi bırakmıyor. 90’lı yıllarda başlayan radyoculuk ve gazetecilik hayatım memuriyete atılmamla bitmişti belki ama yazmak eylemi sır sandığımdaki kalp ajandamda hep devam etti. İnternet ve sosyal medya hayatımıza girince, sandığın kilitleri açıldı ve oradan ruhumun gülistanındaki sırlı rayihaların kokusunu duyurmaya başladım takipçilerime.

1993-1996 tarihleri arasında çeşitli gazetelerde muhabirlik ve köşe yazarlığının yanı sıra uzun yıllar radyolarda Edebiyat ve Şiir programları yaptım. Şiir, deneme, makale, hikâye, kitap tanıtım ve gezi yazılarım; Yeni Şafak, Türkiye, Akit, Merhaba, Memleket, Yeni Sayfa gazetelerinde, Ayraç, Mahalle Mektebi, Yedi İklim, Eylül, Biz Biriz, Berceste, İkra’r, Harf ve Hayal, 40’lar Mecmuası Dergilerinde, Edebiyat antolojilerinde ve birçok Edebiyat, şiir sitelerinde yayımlandı. Ayrıca 40’lar Kulübü Yayınevi tarafından derlenen birçok kitapta deneme, makale, hikâye, araştırma yazısı ve şiirlerim yayımlandı.

 

SORU- İlk kitabınızın öyküsünü anlatır mısınız?

 

ŞANER İŞLEYEN- Dinleyicilerim radyoda çalıştığım dönemden bilirler Züleyha isimli uzun şiirimi. Yıllar önce Kur’an’da Yusuf Suresini okuduğumda, mealini, tefsirlerini incelediğimde dökülmüştü o sözler gönül bağımdan. Hayatımız tevafuklar zincirinden oluşuyor. Bir sebeple kadîm dostum, şeddeli vefam, yazar-şair-editör Mehtap Altan Hanımefendi’yle edebiyata dair muhabbetimiz oldu. O muhabbetlerin birinde benim yıllar önce yazdığım bu şiirin yazılma hikâyesiydi konu. Ben hikâyeyi anlatınca “yazmalısın” dedi Mehtap Hanım “romanlaştırmalısın bu hikâyeyi.” Ve ben de yirmi küsür yıllık hayalime o tevafuk ile başladım. Asırlar öncesinde Yusuf’un sırtından

gömleğini asılan Züleyha, kim bilir günümüzde nasıl ve ne şekilde asılıyordu bizim de gömleğimizi?.. İşte buradan hareketle Pîrahen, Yusuf AS’ın ve Züleyha validemizin hayatını anlatan bir roman oldu.

 

SORU- Kitap çıkarmak nasıl bir süreç ülkemizde?

 

ŞENER İŞLEYEN- Sorunuz aslında teknik bir soru. Dolayısıyla sadece yazarın verebileceği cevaplarla izah edilemeyecek kadar da uzun bir konu. Ancak şunu söyleyebilirim; yazarı okurundan daha fazla olan bir ülkede kitap çıkarmak elbette kolay değil. Ama yazdıklarınıza güveniyorsanız, Yayınevlerine göndererek ve sabrederek size dönmelerini beklemeniz gerekiyor. Yazarlık bir meslektir ama edebiyat meslek değil, bir duruş ve sanattır. Sabırdır! Başkaldırıştır belki de hayatın tek düzeliğine. Sonrası sizin gayretiniz, Allah’ın yardımı ve okuyucunun beğenisine kalmıştır…

 

SORU- Pîrahen’de neyi anlatmak istediniz? Okur Pîrahen’i okurken ne bulacak?

 

ŞENER İŞLEYEN- Az önce de söylediğim gibi Pîrahen; Yusuf (AS)’ın ve Züleyha validemizin hayatını anlatan bir roman. Aslında bu bir riskti zira hakkında yazılmış birçok eser vardı. Ama konu hakkında yazılmış bütün romanlar, mesneviler, araştırmalar genelde sadece “aşk” temasını ele almışlar. Yusuf Suresi sadece Kur’an’da değil, Tevrat ve İncil’de de geçiyor. Onun için Yusuf AS’ı yazan yerli ve yabancı bütün yazarlar her üç kaynaktan da faydalanmışlar ve ne yazık ki neredeyse hepsinin temel çıkış noktası aşk olmuş. Ama sadece Kur’an’a değil, Tevrat ve İncil’e de dayandırıldığı için tahrif edilmiş, hurafelere boğulmuş bir şekilde...

Pîrahen’de ise sadece aşk yok. Öksüzlük var, kardeş ihaneti var, baba hasreti var, iftira var, zindan var, sabır var, sultanlık var ve diğer eserlerin aksine vuslat var. Kur’an-Kerim, hadis kaynakları ve rivayetlerde anlatıldığı kadarıyla, hüzünle yoğrulmuş hayatların vuslat fırınında pişerek yine hüzünle kesişmesi var.

 

SORU- “Hüzünle yoğrulmuş hayatların vuslat fırınında pişerek yine hüzünle kesişmesi” kelimesini biraz açabilir misiniz?

 

ŞENER İŞLEYEN- Bu sorunuza cevap verebilmek için Yusuf Suresinin nüzul dönemi ve sebebine bakmak lazım… Allah Rasulü Hz. Muhammed Mustafa (SAV)’in adıydı hüzün! O daha doğmadan babasının kaybıyla tanışmıştı hüzünle ve o yakasını hiç bırakmamıştı ondan sonra da. Çocuk yaşta annesini, gençliğin ilkbaharında dedesini kaybetmişti. Hüzün yılları dese de o yıllarına, ömrü hüzünle devam edecek hüzün peygamberi diye anılacaktı kıyamete dek. Nübüvvet ve Risalet vazifesi başladıktan yıllar sonra Hud suresini aktarırken arkadaşlarına, helâk olan kavimlerin durumlarını düşünüp kendi ümmeti için endişelenmiş "bu sure beni 10 yıl yaşlandırdı" demişti. Bu endişe hüzünden beterdi. Hud Suresinin her bir harfi ciğerini sökecek kadar acı verirken rahmet peygamberine ötelerden yeni bir surenin ilk ayetleri iniyordu sağanak sağanak… "üzülme habîbim! ben senden sonra hiçbir ümmeti helâk etmeyeceğim... madem bu kadar çok üzüldün sana bir kıssa anlatayım da dinle ve rahatla, o ki kıssaların en güzeli..." diyordu Rab Tealâ. Hâlbuki anlatılan kıssa da baştan sona hüzündü. O hüzün peygamberiydi, Onu rahatlatacak kıssa da hüzünlü olmalıydı. Babası, dedesi, onun da babası peygamber olan ve soyundan da peygamberler gelecek olan Yusuf'un kıssasıydı bu, o kıssayı bugün asırlar sonra "Pîrahen" anlatıyor size... Hüzün peygamberi başka bir hüzün peygamberinin kıssasıyla rahatlamıştı, Onun ümmeti de acıların sarmaladığı ahir zamanda hüzünle rahatlamalı! Hüzünle yoğrulmuş hayatlar vuslat fırınında pişerek yine hüzün sarmalında rahatlamalı…

 

SORU- Pîrahen ne demek diye sorsam…

 

ŞENER İŞLEYEN- Pîrahen, Yusuf AS’ın üç gömleğinden birisi ve en önemlisi. O nübüvvet gömleği. Hz. İbrahim’i ateşte yakmayan örtü o. Ve kumaşı cennette dokunmuş, dikişi cennette dikilmiş bir gömlek. Yusuf’a kuyuda yoldaş olan, Züleyha’yı güzelliğine kavuşturan, Yakup’un kör olan gözlerini açan gömlek. O gömleğin söküklerini diktik, işlemelerini yeniden aslına uygun olarak yapmaya çalıştık bu romanda. Tevafuklar ve rüyalar cennetinde karşılaştığım imgeydi o. Ben cennette dokunan ve dikilen o gömleğin resmini çizmiştim sadece ama o resmin çizilmesine vesile olan Sevgili dostum, editörüm Mehtap Altan onu imgeleriyle ele aldı, cennetengiz işlemelerini, oyalarını yaptı. Giymeniz için Pîrahen’i edebiyat mağazalarına astık birlikte. Şimdi sıra sizde; ister giyin, ister dinleyin, ister izleyin…

 

SORU- Kitabınıza olan ilgiyi nasıl buldunuz? Keşke daha önce kitap çıkarsaydım dediğiniz oluyor mu?

 

ŞENER İŞLEYEN- 7’den 70’e her yaş gurubundan okuyucuya ulaştı Pîrahen. Ve her kesim tarafından beğenildi. Olayların masalsı anlatımı çocukların çok hoşuna gitmiş. Günümüz öykülerindeki büyülü gerçeklik akımı, bu kez Pîrahen’de baştan sona hissettiriyor kendisini. Gelen yorumlara göre; akıcılık ve bölüm sonlarındaki arkası yarın tadındaki finaller, okuyucuyu heyecanlandırmış. Tevafuklar ve farklı mekânlardaki çakışan olaylar zinciri ayrı bir tad katmış Pîrahen’e. Herkes kendinden bir karakter bulmuş Pîrahen’de… Genel olarak böyle yorumlar geldi. Özel bir çaba sarf etmedim ama erkeklerden gelen yorumlarda; “Yusuf olduk, Yakup olduk, Malik olduk, hatta Potifar olduk” diyenler bile vardı. Ama en çok hoşuma giden; “Pîrahen’i bize giydirdin” şeklindeydi. Kadınlarsa kimi Baziga, kimi Züleyha olmuş. Kızmamış, kızamamışlar Züleyha’ya. Kadınlardan Züleyha’ya ve mücadelesine hayran olanlar olmuş. Bu da beni mutlu eden hususlardan biriydi. Yazdığınız karakterler okuyucunun kendini bulduğu karakterlerse, olaylar hayal değil gerçekten yaşanmış demektir. Kaynak Kur’an olunca geri dönüşlerin verdiği manevi haz bambaşka oluyor. Zira Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin, kıssalarının ve verdiği mesajların evrenselliğinin ispatıdır bu.

Her şeyin bir kaderi vardır. Rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık yazdığı 72 eserin çoğunu 70 yaşından sonra yazmış. Üstad Necip Fazıl’da ilerleyen yaşlarında başlamış yazmaya. Dolayısıyla yazmak ve eser çıkarmak da nasip ve kısmet işi. Zamanını Rabbimiz tayin ediyor.

 

SORU- Konya gibi yerde yaşamanın yazma ve okuma aşkınıza etkisi nedir?

 

ŞENER İŞLEYEN-Konya’nın Karapınar ilçesi dünya erozyon bölgeleri içinde ilk sıralardadır. Orada doğup büyüdüğüm için, tenimde ki güneş yanıkları, kıraç toprakların yüzüme çalan çatlakları, kum fırtınalarının genzime gergef gergef işlediği kekik ve alıç kokusu hem edebiyat hayatımın hem iş hayatımın azim tohumları oldu. Gün geldi o tohumlar büyüdü ve hasada başladık.

Konya’dan bahsederken Mevlâna’dan ve Şems’ten bahsetmemek olmaz elbette. Onların tefekkür âleminden süzülerek çıkan eserler, Konya’da yaşayıp yazan tüm yazarların edebiyat etkileşimindeki ortak paydasıdır kanaatindeyim.

 

SORU- Yeni eser çalışmalarınız var mı, nelerdir?

 

ŞENER İŞLEYEN - Evet, yeni bir kitap için çalışmalarım sürüyor. İnşaallah yine Pîrahen tadında biyografik bir roman üzerinde araştırıyor ve yazıyorum. Kısa zaman sonra çıkacak inşallah. O da yıllardır aklımda olan bir hayat öyküsü. İnce eleyip sık dokuyorum ki yazma sorumluluğumun bana yüklediği ödev, yazacağınız her eser bir öncekinden daha güzel olmalı. Okuyucunun beklentisi de bu yöndedir diye düşünüyorum. Ayrıca zaman zaman dergilerde ve edebiyat sitelerinde şiirlerim, öykülerim ve makalelerim yayımlanmaya devam ediyor.

 

SORU- Yazmak uğraşısının size maddi ve manevi alanda ne gibi artı ve eksileri oluyor, yazdıklarınızda mesaj kaygısı taşıyor musunuz?

 

ŞENER İŞLEYEN - Okumak, yazmak ve düşünmek dinlendirir beni. Yazmak, hayatın yorgunluğu karşısında bir nefes ve teneffüs oluyor bana. Para kazanmak için yazmadım ve yazmıyorum. O, Rabbimin takdiridir. Yazmadan ve yazdıktan sonra da dua ederim. Yazarak ve dua ederek yenilenirim, huzur bulurum. Rabbimden istediklerimin şeksiz, şüphesiz kabul olacağına ve verileceğine inanarak, ümit ederek rahatlarım. Cüzzi irade ile elimden geldiğince O’nun istediği gibi yaşamaya gayret edip, O’ndan isterim. Külli irade O’nundur, ne zaman nasıl vereceğini O bilir, O tayin eder. Kul olarak istemekle mükellefim, O’nun işine karışmam.

Hayal ürünü, bilim-kurgu türünde bir şeyler yazsaydım, belki mesaj kaygısı taşıyabilirdim. Ama Pîrahen bir peygamber hayatı olunca özel bir gayret sarf etmedim. Sadece olayları olduğu gibi yazmaya çalıştım. Romanın başında Pîrahen; “oku, düşün, aklet!” diyor. Bana söz bırakmıyor aslında. Makale ve denemelerimde bile düşüncelerimi objektif olarak aktarmaya çalışırım. Şiirlerimde de öyle. Bundan sonra yazacaklarımda da böyle olacak. Dolayısıyla yazdıklarımda bir mesaj varsa, her okuyucu kendince bulmalı diye düşünüyorum.

 

SORU- Okumadan yazan ve kitabının hemen yüzbinler satmasını isteyen yazar adayı çok, bu konuda neler anlatacaksınız?

 

Güzel ve nitelikli yazmak için çok okumanın gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla “yazmak, okumanın zekâtıdır” sözüne inanarak çok okuduğumu da söyleyebilirim. Okumadan yazılmaz, yazılırsa da iz bırakmaz kanaatindeyim. Popüler kültürle, reklamla, gündelik cümlelerle meşhur olan yazarların üç-beş sene sonra unutulacağını düşünüyorum. Okumak ve yazmak sabır ve cesaret işi, inanç işi… Yüzbinler satmaksa nasip ve kısmet işi…

 

SORU- Yazmak, isteyenlere son olarak ne tavsiye edersiniz?

 

ŞENER İŞLEYEN - Elbette öncelikle çok okumalarını tavsiye ediyorum. Yazmak Allah tarafından verilen bir yetenektir insanoğluna. Yazmaktan kastım, konuşamadıklarımızın kâğıda dökülmesidir. Öyle ya insan konuşabildiklerini, anlatabildiklerini neden yazsın ki? Şiir, mektup, öykü, hikâye, roman, deneme, makale böyle çıkmamış mıdır? Anlatılamayan duyguların, hayal dünyasının, umutların, firakların, özlemlerin, vuslatların, hazanların, hicranların, acıların, isteklerin, duaların; i’cazı, itirafı değil midir yazmak?

Peki, okumadan yazılmaz mı? Yazılır elbet. Ozanlar, Âşıklar; okumadan yazmanın, söylemenin erdemine ermiş, Allah tarafından verilen yeteneğini insanlarla paylaşmış değiller midir?

Yazmak bir sevdadır. O sevda ki, düşmeye görsün bir gönle… Su gibi, hava gibi, nefes gibi ihtiyaç olur o ândan sonra. Kulağına fısıldayan ilham adlı asuman gecikse, yerinde duramaz olur, hastalanır, sıkılır, hayattan lezzet alamaz hâle gelir yazma eyleminin maşuğu.

Ama kimse kendisini yazma cesaretinde bulunamaz. Şiiri i’caz, şairi ihbardır mesela. Öykü, her şeyin bir şeyi, roman ise bir şeyin her şeyidir… Bunun için yazar, başkalarının hikâyelerine gizler, kendi hikâyesini. Yine de kendini yazar yazarken başlarını. Ve okur, yazılanda kendini bulur. Budur yazma eyleminin şifresi, anahtarı.