Arı Gibi Olmak

Kâinatın en faydalı yaradıkları arılar olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Arıcılık yapan bir arıcının arılara olan hayranlığını, arılarla ilgili hikâyelerini dinlediğimde bir araştırma yapmak istedim. Hem yaptıkları bal hem de sosyal yapıları bana da arılara karşı bir hayranlık uyandırdı. 

            Einstein’ın “Arılar yeryüzünden kaybolursa insanoğlunun 4 yıl ömrü kalır” demiş. Yapılan araştırmalarda bu sözün doğruluğu her geçen gün ispatlanmakta, arıların önemi sadece bal yapmasından kaynaklanmadığı görülmektedir. Evet, arılar olmasaydı insanlık ta olamazdı. 
İnsanların örnek alacağı diğer yaratıkların başında arılar gelmektedir. Arıyı örnek alan, onun çalışkanlığını, görevine olan sarsılmaz bağlılığını, sabır ve sebatını örnek alan insanların hem madden hem de manen aç kalması mümkün değildir. 

            Arıyı örnek almak ve onun gibi yaşamaya çalışmak insanlığın sorunlarının sona ermesi demektir. Allah öyle bir örnek vermiş ki, anlayan için ikinci bir örneğe ihtiyaç yoktur. 

 

Şu arıların yaşam şeklinin hiç merak edildiğini zannetmiyorum. Sadece balı tüketmekle meşgulüz. Oysa balın oluşumunu, balı oluşturanı ve onun kodlayıcısını merak etmek ve anlamak çok daha anlamlı olsa gerek. 
Rabbin bal arısına: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.” NAHL Suresi 68. ayet meali
Allah'ın Elçisi(s.a.v.) şöyle buyurdu: 
"Şu şifalı iki şeye devam ediniz: Bal ve Kur'an." İbn-i Mace,
*Arılar bitkilerin polenlerini erkek ve dişi organlarına taşıyarak yaptığı katkılarla döllenmeyi gerçekleştirmektedir. Dünya’daki gıdaların %90 ı 82 çeşit bitkiden elde edilmekte ve bu bitkilerin %80’i arılar tarafından döllenmeye muhtaçmış.
Yaklaşık 130 bin farklı bitki türünün döllenmesi arıların varlığına bağlıymış. Arılar sayesinde %90’lık bir kısmı üremeye devam ederken geri kalan %10’luk bir kısım insanlığa yeterli olur mu?

Eğer arıların bu görev bilinci (!) olmasaydı insanlık sadece buğday ve pirinç gibi birkaç hububatla beslenecekti. Zira pirinç ve buğday üretiminde arıların rolü yoktur. Bu yüzden Dünya eskisi kadar güzel bir yer olmaz, ancak hayat devam ederdi. 
İnsanın yaşaması için vitamin, protein mineraller gibi hayatsal gereksinimleri sadece ekmek ve pirinçten sağlamak mümkün değildir. O halde arıların yokluğunu bir an düşünürsek aç ve hastalıklı insan yapısı kaçınılmaz olacaktır. 
Bu durumda arıların hayati değeri insanlık açısından son derece önemlidir. Sadece bal yapmakla görevli olarak algıladığımız bu küçük hayvancağızın bile yok oluşu insanlık sonunu getirebilmektedir. Anlamak ve yaratıcısına saygı duymak gerekiyor.
İnsan sadece gıdayla beslenen bir canlı değildir. Ruhunun da beslenmesi, manevi açlığının da giderilmesi gerekiyor. Özellikle son 300 yıldır insanlığın manevi gıda açlığı zirve yapmış, insanlık birbirini yiyecek hale gelmiş. İnsanlığın manevi gıda bitkilerini mayalayan arılar (!) 300 yıldır kovanlarında hapsedilmiş veya emperyalist güçlerin ortalığı zehirlemesi sonucu bal yapan arıların bir kısmının ölmesine neden olmuş.
Tarihte Türk milleti ve Ashap bir nevi bal arısı görevi görmüşlerdir. Özellikle dört halife döneminde bal arıları Çin’den Viyana’ya kadar bütün sevgi ve merhamet çiçeklerinin döllenmesini sağlamışlardır. Orta Asya’da oluşturduğumuz kültür ve medeniyeti İslam’ın evrensel değerleriyle birleştirerek insanlığın ilacı olan polenlerimizi oluşturmuş ve insanlığı resmen aşılamışız. Dolayısıyla ecdadımız bir göçebe toplumu değil, aslında bir arı kolonisi olduğunu anlamamız ve bilmemiz gerekiyor. Bunu anlamak ve bize İstanbul’un fethinde olduğu gibi tevdi edilen bu görevi, kovandan çıkarak yerine getirmemiz gerekiyor. 
Emperyalistler ve içteki uzantıları bizi göçebelikle sürekli aşağıladılar, bir medeniyet kurucusu olmadığımız yalanına bizi ve insanlığı inandırmaya çalıştılar. Oysa bizler insanlığın mayalanmasını görev kabul eden arı kolonileriyiz. Gittiğimiz bütün çöllere(!) insanlık, adalet, hoşgörü, sevgi, fedakârlık polenlerini taşımışız asırlarca. Bu polenler bazılarına dokununca Anadolu’nun arılarını zehirleye kalktılar. Bilesiniz ki, yılan zehirlenmesinin panzehiri nasıl ki yine yılan zehiridir; bizim de panzehirimiz kendi medeniyet birikimimiz olacaktır. Avrupa’nın GDO’lu medeniyeti bizim iyileşmemize hiçbir katkıda bulunamaz. Aslında onların da kolonisi olmak zorundayız! Çünkü zehirli çiçeklerini zehirsiz çiçeklerle aşılamazsak bizim bahçedeki çiçekleri (çocuklarımızı) öldürecekler. 
“Ne zamanki arı kolonileri yok olmaya, görevini yapmamaya başladı, dünya da çekilmez hale geldi. Biz tekrar arı görevimizi yerine getirmek zorundayız. Öyle görülüyor ki bizden başka bunu yapacak başka bir millet yoktur. “Ne zaman Türkler arı olmaktan vazgeçersek, o zaman dünyada adalet bir daha neşvü neva bulmayacak. Dünyanın her yeri Suriye, her yeri Irak, dört bir tarafı Kerbela olacaktır.” 
Tam 300 yıl boyunca arı kolonileri çalışamadı. Orta Asya’dan Afrika’ya kadar mazlumların çığlıkları arşa yükseldi, bebeler dünyayı tanımadan diri diri toprağa gömüldü. O topraklarda büyüyen çiçekler bu hikâyeleri anlatamadı insanlığa. Çünkü bu hikâyeleri diyardan diyara taşıyacak olan Türkler uyutuldu, oyalandı, darbelerle meşgul edildi. Şuna bütün kalbimle inanıyorum ki, o arıların larvaları büyüyecek ve özgürce polenlerini çiçekten çiçeğe taşıyacaklar. Buna insanlığın hem ihtiyacı var hem de bu balı yemek zorundalar. 
80 milyon insanımız, ayrı gayrılarımızı bir tarafa bırakıp koloni (arı kolonisi gibi) haline gelmek zorundayız. Koloniyi dağıtmak değil bütünleştirmek, büyütmek zorundayız. Bu bizim tarihi görevimizdir. Çünkü tarih bu sorumluluğu bize 1000 yıl önceden vermiştir. Sur üflenmiştir artık. Düşman da bunun farkındadır. Eğer elimizi çabuk tutmazsak burnumuzun dibine gelen düşman bizi tekrar zehirleyecek; ya öleceğiz ya da en az 100 yıl daha kendimize gelemeyeceğiz. Sonra da bizi arı yapan ilahi güç çok daha çetin bir hesabı bizden soracaktır. 
Elimizi çabuk tutmalıyız vesselam. Zira zehir tacirleri arı kovanına çomak sokulduğunu ve sonuçlarının nelere mal olacağını biliyorlar.
İsmet YALÇINKAYA