Hep aynı şeyler

Gazetede okuduğum haberde bayan kocasının aşırı ilgisinden bunaldığını belirterek hep aynı şeyleri anlatan, günde telefonla defalarca kendisini arayan, telefonu kapalı olduğu zamanda yanındakileri arayarak onunla konuşmak istemesinin hayatı çekilmez hale getirdiğini anlatıyor boşanmak istiyordu.

Haber aslında toplumun genel durumunu anlatan bir haberdi. Çevremize baktığımız zaman çok zaman aynı insanların aynı şeyleri yıllarca anlattıklarını, kitap okumadıkları için kendilerini yenileyemediklerini, devamlı okuyan yazarlarımızın da bir süre sonra genelde okumadıklarını görüyoruz. İşte, evde, toplumsal hayatta kolay, kolay uzaklaşamayacağımız “hep aynı şeyleri anlatan” insanlar uzun vadede insan psikolojisini olumsuz etkiliyor. Bir bireyin psikolojik sorun yaşaması da, toplumun 80 milyonda bir olumsuz etkilenmesi demek. “Damlaya, damlaya göl olur. Damlacıktan sel olur” misali toplumun halini düşünmek lazım.

Çok okuyan, çok düşünen, gelişen insan genelde bunu yapmayan insanlar için da yaşıyorsa ne kadar sabırlı olsa da bir süre sonra olumsuz etkileniyor. “Sabrın da sınırı var” atasözü bunu gösteriyor.

Burada “Oku” emrinin önemini bir kez daha görüyoruz. Okuyan, kendini yenileyen, yeni şeyler öğrenerek bunu başkalarına anlatan insan, başkaları onu dinlemese bile kendisi öğrenmenin, aydınlanmanın hazzını yaşar. İlk başta çevresinde anlayan olmasa bile zamanla anlayan insan çıkar. Yazarların ilk kitaplarını yayınladıklarında az okunması daha sonra onu fark eden insanların okur sayısının hatibin dinleyici sayısının artması bunlara örnek gösterilebilir.

Bu yüzden okumak ibadettir. Okumayı sevemeyen güzel şeyler anlatan insanları dinlemeli, onlara ikram etmeyi, onların gönlünü hoş tutarak, onları sıkça ziyaret ederek, onları konuşmalara davet ederek faydalanmaya bakmaları, hem kendilerine hem de çevrelerine mesela çocuklarına, öğrencilerine yeni ufuklar açar.

Bunu tabi ki okumayan, okuyanla dalga geçmeyi bir hayat prensibi olarak algılayan insanlar anlayabilir mi?

Lafa gelince lafla peynir gemisi yürütmeye kalkan idarecisi ve halkı ile lafazan bir toplumuz. Hâlbuki girmeye çalıştığımız AB, hayranı olduğumuz ABD’de okuma ve okuyan, fikir, bilim üreten insanlara değer veren bir toplumlar.

Biz ise sevmediğimiz bir yazarı, okuyor diye insanlara hemencecik küsecek kadar dar kafalı insanların olduğu bir toplum olma yolundayız neredeyse.

Okumayı sevdirmekten çok okuyan “şunu okuma bunu okuma” diye okumaktan soğutmaya çalışan bireylerin yaptıklarını marifet zannettiği bir toplumda okumanın gelişmesi zor.

Oku emri evrenseldir ve çağları kuşatır. Onu anlamayan bir ümmet onu anlayamayan bir millet o yüzden gelişemiyor.

Farklılıkları kabullenemeyen “Şununla işbirliği yap tavsiyelerine ben onunla anlaşamam diyerek, cehaletini ve iletişim engelli olduğunu gösteren insanların el üstünde tutulduğu bir topluma “oku”mayı nasıl sevdirebiliriz ve biz okumadan yeni nesillerin çok okumasını nasıl bekleyebiliriz ki?

Hep aynı şeyleri konuşmak yerine biraz da okuyalım. Okuyanı sevelim ki ilerleyelim.