YÜREĞİN SIRRI

 Acepşir Camisinin yıpranmış duvarlarını okşayan kaldırım taşlarına aldırmadan yürüyorduk. Yanımda bir zamanlar Sulusokak’ın mutaflarından biri olan Mevlüt Amca var. Onun tecrübesine, onun gönül dünyasının zenginliğine, kendimce aşina olduğumu düşünüyorum.

Her konuşmamızda hafızasında saklı hazinelerinden birine ulaşmanın verdiği heyecanla ben dinliyorum, o anlatıyor.  Seksenini yeni devirmiş bu güzel insanın hafızasındakilerin tamamını kitaba aktarabilmenin telaşındayım. Nerede rastlasam:

-Mevlüt Amca biliyorsun…

Daha sözümü bitirmeden:

—Biliyorum hocam biliyorum… Sulusokak’ın sırını yazmışsın yazmasına da; sadece bir sırrını yazmışsın. Bu şehrin sokaklarında gezen insanların bilgi dağarcıklarında, geçmişin tozlu raflarında ne kaldığını, hangi hayalleri, hangi düşünceleri, hangi arzularını, hangi hırslarını, hangi dostlukları nasıl yaşadıklarını bilmek kolay değil…

O nedenle sabret. Sabır yüreğin rehberidir. Bu sabır sizde var.

Sabır anahtarıyla gizemli kapıları,  açmasını bilirsen, inan şu Tokat’ın her kapısının arkasında bir gizemli hikâyenin olduğunu göreceksin. 

            Susmak ve beklemekten başka çarem yoktu. İşte o sabır atını dizginlemenin verdiği huzurla bugün Erenler Mahallesi Merdivenli sokağın parkelerinin arasına fışkıran yemyeşil otları ezmemek için adımlarımızı dikkatlice atıyorduk.

            Kanatlı kapıdan içeri girdim. Eski Tokat evlerinin küçük avlusunda kendimi buldum.  Sol tarafımda yüzyıllık bir küp bana selam verir gibi ayakta duruyordu. Göz ucuyla etrafa baktım. Taş duvarın üstüne derme çatma olarak yapılan çatı aralığında ne zamandan kaldığını bilmediğim iki sepet gördüm. Hiç düşünmeden aklım eski bağlara, bahçelere kadar uzandı.

Bu sepetlerde kimler göğsulu, teker, boynu eğri, deveci armutları taşımıştır, kim bilir kimler sepet, sepet yumurta, sepet, sepet çavuş üzümü taşımıştır.

Kapıdan çeri girdiğimde ilk işim sepetleri sormak oldu…

            —Hoca gözünden de bir şey kaçmıyor hani…

            -Mevlüt Amca(*) bu eski evlerin kızıl kiremitlerinin altındaki tavan altlarında, ne kadar hatıranın saklı olduğunu çok iyi biliyorum. İnsan namaza dururken ellerini “Tekbir” için biraz arkaya kaldırdığında nasıl dünyayı geriye atma düşüncesi varsa; tavan altları da hatırlamak istemediğimiz, sevmediğimiz, binlerce hatıranın küllenip hatta küflenerek tavan altlarında oraya buraya sokuşturduğumuz geçmişin izleriyle doludur.

            Şu sepetler…

            —Evet, o sepetler belki de on yıl öncesinin üzüm şıralarıyla doludur. Şu Soğulcak bağlarından toplanan üzümler heybelere doldurur, atlarla eve taşınırdı. Atın üstüne bir sepet de üzüm konurdu. Bağdan eve gelinceye kadar kime rastlanırsa, birer cımbı dağıtılırdı. Özellikle çocuklar asla es geçilmezdi. Aynı şey bostan bahçeleri içinde geçerlidir. Kısaca mevsimine nerede, ne zaman hangi meyve yetişmişse; bağında olan olmayana mutlaka tattırırdı.  Bazen konu komşuya “Göz Hakkı”, “Komşu Hakkı”, hamile olanların çocuklarının gözü eğri olmasın diye, “Lohusalık Hakkı” dağıtılırdı.

            Sosyal hayatın, can cana, yan yana, kan kan olduğu bir ortamda mutluluk ve huzur, bahçede açılan bir çiçek kadar yakın; Aksu’dan akan sular gibi duru ve serin olurdu. Kimse, kimsenin malına göz koymaz, acı soru sormaz; dertler de, sevinçler de ortak olurdu.

            Bir eski zaman hikâyesi gibi dolaşıp bulduğum bu asude mekânların insanlarını bir, bir kaybetmenin acısını yüreğimde taşıyorum.  Kaç yıldır başlayıp da bitiremediğim, “Bir Eski Zaman Hikâyesi” adlı çalışmamı bitirmek bilmem bize nasip olacak mı? Biz bile eskidik, bizden eski olanlar şimdi ne haldedirler?

Bazen insanoğlu uzak çevreyle meşgul olurken yanı başındaki yangınların farkında bile olamıyor. Farkında olduğun zaman elde avuçta bir şey kalmamış; her şey küle, toza, dumana karışmış, iş işten geçmiş oluyor… Mümin, gaflet uykusundan her daim uzak olan kimsedir. İş o kerteye gelirse, artık ne uyunacak uyku, ne de baş koyacak yastık kalır…

Dedik ya sabır… Sabır yüreğin sırrıdır. İnşallah bu sır ifşa olmadan biz işimizi bitiririz…

Kurban Bayramına doğru koştuğumuz şu günlerde, Vatan İçin Şehit Olan Yavrularımıza Allah’tan Rahmet, Kederli Ailelerine Başsağlığı Ve Sabır diliyorum.

Ve Bir Kez Daha Diyorum Ki:

“Sabır Yüreğin Sırrıdır”… Allah Yar Ve Yardımcınız Olsun!  

(*) Bu yazıyı Mevlüt Amca Hayattayken yazmıştım. Yayımlamak ancak nasip oldu. Allah rahmet eylesin!…”

 

                                                                                                                                                    MEHMET EMİN ULU