KİTAP FUARI MESELESİ

Kitaplar, medeniyet inşasının tuğlalarıdır. Hiçbir dava, hiçbir ülkü, hiçbir plan kitaplardan bağımsız kurgulanamaz, inşa edilemez. Kitaba yaslanmayan söylemler HAKikate uzak batıla yakındır. O yüzden cehalet, kitaptan hoşlanmaz. O yüzden cehaletin beylik cümleleri kitapları ve kitap ehlini hor görür.

                İhaneti tescillenmiş bir cehalet erbabı bir filminde şöyle diyordu:

- Abi be, buradan çıkarsak nasıl çalışacaksın? Bunca kitap, dosyalar falan filan…

-Hepsinin canı cehenneme! Profesörlüğe de atom fiziğine de lânet olsun!

Ebu CEHİL’in en büyük düşmanı ehli kitap idi. Bu hiç değişmedi… Kitaplar ya düşman ilan edildi, ya hor görüldü.

*             *             *

Cehalet kendini teselli edecek sayısız alan buldu: “Okudular da ne oldu? Bak sapıttılar!” “Çok okuma kafayı yersin.”

                Hatta cehalet “kitabı” bile alet etti kendine. Ortaçağ Avrupa’sında skolastik düşünce “İncil dışında okunan her kitap insanı sapıklığa götürür, şeytanın tuzağına düşürür.” derdi. Çağlar ve coğrafya değişti, zihniyet değişmedi.

*             *             *

                “Gâvur mektebinde mi ohuyon oğlum!” diyen cehaletini kostümlerle gizleyen ihtiyarın küçümsemesini hâlâ unutamıyorum. Bilimleri şeytani ve rahmani diye sınıflandıran, “ilim” ve “bilim” diye ayrımcılık yapan skolastik kafaların travmasından kurtulmam uzun zaman aldı.

*             *             *

                İnsanlığın en büyük kayıpları yakılan kitaplar ve kütüphanelerdir. Tahammülsüz cehaletin ilk hedefi hep kitaplar olmuştur. Etrüks kitaplığının yakılması; Efes yazılı eserlerinin yok edilmesi, Babillerden kalan Bağdat kütüphanesinin Cengiz tarafından yok edilmesi; Endülüs Emevi Devletinin başkenti Gırnata kütüphanelerinin yakılması… Aslında yakılan insanlık olmuştur.

.*            *             *

                Gazi Üniversitesinde bir akademisyen hocamız ( H. Ö.) “Öğretmen okulunda okurken Tokat’ta sadece dini kitaplar satan küçük bir dükkân vardı. Kitap bulmakta çok sıkıntı çekerdik.” dediğinde içim sızlamıştı ve biraz da utanmıştım. Şimdi peş peşe kitap evleri, kırtasiyeler açıldıkça yaşadığım mutluluğu anlatamam.

*             *             *

                İlk emri “oku” olan bir medeniyetin yaşam biçiminin odağında kitaplar olmalıdır. Her gün yarım saat kitap okumak temel dini ibadetlerden biri gibi algılanmalıdır. Kaldı ki Ahmet Yesevî’ye göre de Hacı Bektaşi Veli’ye göre de İslam’ın ilk farzlarından biri okumak ve ilim öğrenmektir. Okumadan Müslümanlık taslamayı bize kim öğretti merak ediyorum doğrusu.

*.            *             *

                Geçtiğimiz yıllarda Gazi Osman Paşa Lisesi, Kütüphanecilik Kulübü olarak neredeyse sıfır bütçeyle mini bir kitap fuarı açmıştık. İlimizdeki bütün yazarlara (ayrım yapmaksızın) imza günü düzenlemiş, kitap evlerimizin hepsine stantlar tahsis etmiştik. Okullarımızdan kafilelerle öğrencilerimiz akın etmişti. O kadarcık küçük bir adım bile büyük bir heyecan oluşturmuştu. Demek ki ilimizde Kitap Fuarına karşı çok ciddi bir açlık var. Henüz tam manasıyla şehirlilik bilincine erişememiş bu şehir entelektüel bir vizyona ulaşmak zorunda.

 .*           *             *

                 Şu anda Kitap Fuarına dair oluşan olumlu hava ilde kitapseverleri ciddi anlamda heyecanlandırmıştır. Bu heyecana destek olmak ve sonuca ulaşmak bütün yetkililere ve sivil toplum kuruluşlarına sorumluluk yüklemiştir. Kucaklayıcı, birleştirici, iyi niyetli bir yaklaşımla yapılabilecek – ki yapılamayacak bir şey değildir- bir Kitap Fuarına bütün gücümüz ve emeğimizle destek olacağımızı ilan ediyoruz.

                Şu aşamaya kadar gelmiş bir fuar fikri kesinlikle gerçekleştirilebilir, eğer gerçekleştirilemezse bilin ki “başarılamamış” değil “engellenmiş” olacaktır.

 

                Bu sefer Tokat adına ümitliyiz, olacak inşallah…